26 Şubat 2012 Pazar

Deniz Gezmiş yaşıyor!

Deniz Gezmiş (27 Şubat 1947; Ankara), Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu'nun kurucusu, Türkiye’de Marksist-Leninist teorinin pratikçisidir.

Kararlılığı, uzlaşmaz tavrı, bağımsızlığa, halkların birlikte yaşayabilirliliğine olan inancı ve ilkelerinden ödün vermeyerek bize bir patika açmıştır.

Halkların Denizi, bugün 65 yaşında! Yoldaşları Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan’la birlikte bizlere yol göstermeye devam ediyorlar!
Anıları mücadelemize rehber olsun!
FKBC

25 Şubat 2012 Cumartesi

FKBC: Suriye halkı yalnız değildir!

Dün Afganistan ve Irak, bugün Ortadoğu’da gerçekleşen ‘Arap Baharı’ adı altında yürütülen ve sınır tanımayan bir emperyalist saldırganlık içindeki Batı ve ABD merkezli işgal planları devam ediyor.

Egemenlik ve sınırların dokunulmazlığı ilkelerinin artık eskidiğini ileri süren küresel sermaye çevreleri, ‘kendi halkına baskı yapan’ ülkelere müdahale edebileceğini belirtiyorlar.

Yugoslavya ve Irak’a bu gerekçeyle saldırdılar. Milyonlarca insanı öldürdüler ve bu ülkeleri parçaladılar.

Peki, kim karar veriyor bir ülke yönetiminin kendi halkına ‘baskı ve zulüm’ yaptığına? İşte bu belli değil. Karar verenler emperyalist ülkeler ve onların savaş aygıtı NATO oluyor.

Peki, nasıl ikna ediyorlar dünyayı? Çok basit: medya yoluyla yalan haber yayıyorlar. Üstelik bu yalan ne kadar büyükse o kadar inandırıcı oluyor.

Esad yönetiminin Humus kentinde 300 kişiyi öldürdüğü haberi de yalan çıktı. Yalan habere göre, katliam nasıl olduysa tam da BM’de Şam’ın kınanması görüşülürken gerçekleşmişti, iyi mi?

“Suriye’de Esad rejimi kan dökmeye devam ediyor. Muhalifleri tanklarla ezen, Humus’u hayalet şehre çeviren, baskıcı rejimini korumak için kendi halkına karşı savaş açan Esad diktatörlüğüne karşı Suriye halklarının demokrasi ve özgürlük mücadelesini desteklememiz gerekiyor” diyorlar. Bunu dillendirenler ve bu lafazanlığı yapanlar burjuva medyanın çarklarında her gün çiğnen ve atılan liberaller ve kendine sol maskesi takan diğer liberal solcular…

Esad’ın Suriye’de uygulamış olduğu politikaları desteklemek gibi bir derdimiz ve düşüncemiz elbette yok, bir ‘diktatörlükten’ başka bir ‘diktatörlüğe’ geçişe de ABD’nin çıkarları için gericiliği Suriye topraklarına ekmeye çalışanlara da izin verilmemelidir.

Birde ‘Özgür Suriye Ordusu’ adıyla uyduruk bir kuvvet oluşturdular, güya Suriyelilerin bağımsız bir inisiyatifiymiş gibi göstermeye çalışıyorlar, oysa sözüm ona sözü edilen çapulcu bu ordunun arkasındaki güçler belli ve biliyoruz:
1)         Başta ABD ve diğer emperyalist batılı işgalci ülkeler
2)         Tayyip Erdoğan ve AKP şürekâsı
Finansman, yer ve eğitim buralardan gidiyor.

İnsanları aptal yerine koyuyorlar.

ABD, Suriye’yle saldırmak ve buna Türkiye’yi ortak etmek için ahlaksızca yalan söylüyor. Ve AKP iktidarı başta olmak üzere onlarda ortak oluyorlar: liberaller ve muhafazakârlar da bu yalanları tekrarlıyor.

İşte bu yalanlar silsilesine karşı, Suriye üzerine kurgulanan tezgâhı göstermek amacıyla da FKBC’nin de içinde yer almış olduğu ‘Suriye Halkı Yalnız Değildir’başlığıyla oluşturulan gruba desteklerinizi bekliyoruz.

ABD, Ortadoğu’dan elini çek!
Suriye halkı yalnız değildir!
Suriye’ye emperyalist müdahaleye hayır!

(Anti-emperyalist savaş cephesi)

RedHack’ten: Basına ve kamuoyuna

Dost ve düşmanlara duyurulur;

Coğrafyamızı "yarı-açık" ceza-evine çevirerek, adeta bir korku imparatorluğu yaratan zengin sınıflar ve onların 'şuan ki' sözcüsü AKP hükümetine ve onun adeta "kolluk kuvvetine" dönüşen üniformalı "yeşil" faşizmine karşı 48 Saat içinde bir eylem gerçekleştireceğiz! Gerek iletişim ve bilişim platformlarında gerekse günlük hayatımızda çevremizi saran iktidar yalakası ihbarcı  faşistlere de onlara güç veren -sırt sıvazlayıcısı- imamın ordusu'na da anladığı dilden "orantılı" bir cevap vereceğiz!

"Informasyon afise etme" yani kamuoyundan gizli bir takim bilgileri açıklama seklinde gelişecek olan bu eylememizin detaylarını ilk 24 saate, tamamını ise önümüzdeki 48 saate açıklayacağız!

Gerekli görüldüğü taktirde bu eylemimiz bir kaç "esaslı" deface (hacking) olayıyla da desteklenecektir..

Zalimlerin korkusuyuz, mutluyuz!
Biz zengin sınıf için bir felaketiz!
1997'den bu yana RedHack
Halk için Hack!
Ayrıntılar için bakınız: RedHack Basın ve Enformasyon Bürosu

İkiyüzlülük ve Suriye - Alexander Cockburn

BirGün gazetesinde Alexander Cockburn Suriye’de yaşananlara değindi. Cockburn,  Byrne'nin bildirildiği gibi, "öldürülen göstericiler ve gösterilere katılan insan sayısı ile ilgili tüm veriler üç ana kaynaktan (anlatan sözcüler) gelmektedir ve bu kaynakların tümü 'rejim karşıtı ' ittifakın bir parçasıdır.'' Özellikle insan Hakları Suriye Gözleme örgütünün, Dubai merkezli ve Batılı-Körfez kaynaklı (dolayısıyla da şüpheli) bir para fonu ile finanse edildiği bildirilmektedir” dedi.

İşte “İkiyüzlülük ve Suriye” başlıklı yazının tamamı:

Çok az sayıda tiyatro oyunu üst düzey ABD yetkililerinden daha gerçeküstü olabilir - bunlar başta Amerikan Başkanı olmak üzere, ABD hükümeti sekreteri ve ABD’nin Birleşmiş Milletler Büyükelçisidir-ciddiyetle Esad'a ve kuşatılmış Suriye hükümetine GCC'nin (Körfez Arap Ülkeleri) sponsoru olduğu ve niyetleri yönetimdeki  Alevi azınlığın katliamı yada denize dökülmesi olan muhalif güçlerin ülkeye yerleştirilmesi üzerine ders vermektedir.

Geçen cuma, bu sertçe 'neşeli' ders anlarında, bir destek de Esad rejimine karşı ayaklanan 'Suriye Aslanları' nı öven Ayman el-Zewahiri 'nin (El-Kaide yöneticisi) mesajı ile geldi ki kendisi El-Kaide'nin başında olmasından dolayı Başkan Obama'nın vur emri listesinde bir numaralı hedeflerden biridir. El Kaide ve Beyaz Saray senkronizasyon halinde!

ABD'nin çok ciddi bir iç muhalefet ile karşı karşıya bulunduğu en son dönem 1960'larda ve 1970'lerin başlarında savaş karşıtları, siyahi ve Kızılderili hareketleri olmuştur. Hükümet, iyi dokümante edilmiş bir suikast gündemi de dahil olmak üzere, şiddetli bir metodik baskı programı uygulayarak  bu muhalefete anında cevap vermiştir.

1993 yılında, Clinton yönetiminin ilk yılında, federal ajanlar Waco, Texas dışında dini bir gruba silahlı bir saldırı düzenledi. Federaller oradaki yerleşim yerinde David Koresh tarafından yönetilen Davidian cemaatinin varlığını kendi otoritelerine hakaret saydılar.  Yedi hafta sonra, Başsavcı Janet Reno kuşatılmış olan bu Hıristiyan köktendincileri ile bir müzakerenin yararsız olduğu sonucuna vardı ve saldırı emrini verdi. Yetmiş altı Davidyan cemaati üyesi diri diri yakıldı. Otopside beş çocuğun federal ajanlar tarafından vurularak öldürüldüğü saptandı. Sonuç ulusal basın tarafından yaygın şekilde destek gördü ve başsavcı Reno azminden dolayı övgü topladı.

Amerika Birleşik Devletleri hükümetine karşı tertip edilen bir iç silahlı ve bölücü faaliyete her zaman ve derhal kararlı, ezici ve öldürücü bir vahşetle yanıt verileceğinden hiç kimse şüphe etmez. Daha fazla tarihsel illüstrasyon için ben herhangi bir orta bilgili Kızılderili ya da siyahi yurttaş ile bir röportajı herkese öneririm.

ABD, S. Arabistan ve Katar kol kola
Bir süreliğine Obama hükümeti sanki Suriye'deki yangını büyüten Suudi Arabistan ve Katar'ın başını çektiği GCC koalisyonu ile omuz omuza yeni bir müdahaleye ivmelenerek sürükleniyormuş gibi görünüyordu. Bu ivme ve BM Güvenlik Konseyi'ne sunulan ABD destekli çözüm, keskin bir Rus ve Çin vetosu tarafından durdurulmuştur.

Belki de abartıyor olabiliriz ama Suriye devletinin yok edilmesi hazırlığı ve coşkusu  9 Şubat New York Times'ta en son yayınlanan ve Antony Shadid'e ait mükemmel bir Libya raporu ile zayıflatılmıştır. Shadid (Türkiye-Suriye sınırında astım krizine yenilmiş) raporunda Libya'yı parçalanmış, haydutluk, işkence ve infazlarla alınmış bir ülke olarak nitelendirdi.

Suriye'de meydana gelecek bir iç savaşın Libya'da gerçekleşenin çok ötesinde kanlı bir vahşet düzeyi olacaktır – 1975 yılından 1990'a kadar süren Lübnan iç savaşı gazilerinin anlattığı gibi yâda  2006-07 yılında Irak'ta mezhep katliamı sıradana gelenler yenide yaşanabilir.

Esad'ın polis devletinin yozlaşmış ve acımasız olduğuna şüphe yoktur. Reformlar için Esad'a baskı yapılması için her türlü neden mevcuttur. Ama müzakere arayışı ve reformunun  isyancıların gündeminde olmadığı açıktır. Aksine Halep'te 28 ölü  ve 235 yaralının olduğu ve  muhtemelen Mezopotamya'da El-Kaide ile birlikte çalışan Sünni intihar bombacıları tarafından yapılan saldırıların amacı müzakereyi teşvik etmek değil hükümete baskıyı artırmaktır.  Batılı basın kuruluşlarının performansı da neredeyse buna denk bir şekilde utanç vericidir. Halep vahşetinin ardından, bu basının gazetecileri, Suriyeli isyancıların sözcüsüne yaltaklanarak, Suriye devlet güvenlik güçlerinin isyancıları karalamak için kendi kendilerini havaya uçurmuş olabileceği ile ilgili sorular yöneltti.

Suriye insan hakları gözleme örgütü finanse ediliyor
Çatışmalar Forumu (Conflicts Forum-Beyrut) yazarlarından Aisling Byrne, son zamanlarda  kesintisiz yalan bülten akışının batılı basın tarafından hevesli şekilde haber yapılması ile  oluşan propaganda mekanizmasını oldukça ayrıntılı bir şekilde anlatıyor. Byrne'nin bildirildiği gibi, "öldürülen göstericiler ve gösterilere katılan insan sayısı ile ilgili tüm veriler üç ana kaynaktan (anlatan sözcüler) gelmektedir ve bu kaynakların tümü 'rejim karşıtı ' ittifakın bir parçasıdır.'' Özellikle insan Hakları Suriye Gözleme örgütünün, Dubai merkezli ve Batılı-Körfez kaynaklı (dolayısıyla da şüpheli) bir para fonu ile finanse edildiği bildirilmektedir (Elliot Abrams'a göre sadece tek başına Suudi Arabistan'ın 'Arap Baharı kitlelerini' yatıştırmak için buraya 130 milyar dolar ayırmaktadır).

Sıradan İngiliz tabanlı bir örgüt gibi görünen gözlem örgütü, şişirilmiş rakamların, 'gerçekler' ve çoğu zaman abartılı kullanılan 'katliam' ve hatta son zamanlarda 'soykırım'  kelimelerinin kullanılması' ile barışçıl binlerce protestocunun kitlesel katliamı ile ilgili anlatının oluşturulmasında  öncü olmuştur.

Ama ABD gerçekten Suriye isyancılar için gizli bir takviye güç olacak mı? BM Büyükelçisi Susan Rice, Rus ve Çin vetosunu tanımlamak için hiç de diplomatik olmayan bir kelime ("iğrenç" ) kullandı, ama belki de bu veto ABD'ye  retorik olarak değil de eylem açısından bir rahatlama sağladı.

11 Şubat  Washington Post'ta bir makalenin manşeti şu oldu: "Katliam sürüyor, ABD  Suriye ile ilgili hiç bir 'iyi seçenek' görmüyor''. Hikâyede, muhabir, ABD hükümetinin "askeri bir müdahale için hevesli olmadığını" yazdı. İsrail gerçekten Esad'ın düşüşünü istiyor mu, bu uzun bir karışıklık dönemi demek ve  kurulacak muhtemel bir Sünni rejimi İsrail ile komşuluk yapmaya hevesli olur mu? Bir bütün olarak, Esad hanedanı yönetimindeki Suriye İsrail için nispeten iyi bir komşu olmuştur.

Türkiye'nin ise kendi Kürt sorunu var ki Suriye istemesi halinde  bu sorunu şiddetlendirebilir. New York Times'e konuşan Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı "uluslararası müdahalenin ekarte edilmesi gerektiğini" söyleyecek kadar dikkatliydi.

Suriye Libya değildir
Esad konusu geçtiğimiz aylarda birçok kez yazılmıştır. İsrail’den Ehud Barak, bir süre önce Esad'ın birkaç hafta sonra gidici olduğunu söyledi. Aralık ayında ABD Dışişleri Bakanlığı Esad hükümetinin varlığını "ölü adamın yürüyüşü" olarak nitelendirdi. Fakat Suriye Libya gibi değildir. Esad kendisine sadık kalmış bir orduyu yönetiyor.

Suriyeliler çok sayıda uçuruma baktı ve gördüklerinden sonra karar verdi, onlar Lübnan, Irak ve Libya'nın kaderini yaşamak istemiyorlar. Esad rejiminin sonunu yazmak için daha çok erkendir. Rejim daha uzun süre varlığını sürdürebilir ve ABD de bu gerçeğe alışacakmış gibi duruyor. Diğer taraftan, bu konuda uzman gazetecilerden Peter Lee (Counterpunch ) oldukça kapsamlı bir yazısında  şöyle diyor: ''ABD,  İran’a karşı rejim değişikliği yapmamalarına karşılık teselli ödülü olarak Suriye'yi GCC ülkelerine (Körfez Arap Ülkeleri) bırakabilir.'' 

BirGün, Odatv.com

ABD Türkiye’de "Sol"umsuları neden istedi - Ahmet Nesin

Yaşadığımız ya da yaşatıldığımız darbelerde ABD’nin parmağı olduğuna göre darbe dışı dönemlerde de bizi yönetenin ABD olduğunu söyleyebiliriz. Zaten bunu söylemek için çok şey de bilmeye gerek yok, bir ülke olarak Dünya Bankası ve IMF’ye borçluysan doğal olarak da borcunun karşılığını almak isteyen kurumlar yâda ülkeler senin ekonomini yönlendirir.

1960 darbesinden sonra yapılan anayasayla beraber sosyalist yayınlar çoğaldı, sosyalist partiler kuruldu. 141 ve 142. yasalara karşın Türkiye İşçi Partisi Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne 15 milletvekiliyle girdi. 68 kuşağıyla beraber sosyalist gençlik hem kendi haklarını istemeye başladı hem de ülkenin sorunlarıyla içli dışlı oldu. Sarı sendika Türk-İş’e karşı DİSK kuruldu.

Derken 12 Mart 1971 darbesi yapıldı, Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan idam edildi, Sinan Cemgil, Mahir Çayan, İbrahim Kaypakkaya gibi onlarca genç öldürüldü. Bu ABD’nin bir taktiğiydi, o kadar kişiyi idam edemezlerdi, o yüzden onları cezaevi dışında öldürttü.

Darbeden sonra sosyalist partiler ciddi darbe yediler ama bu kez de CHP kendisine göre değişmeye başladı, İsmet İnönü’nün yerine Bülent Ecevit geldi. Bize göre Bülent Ecevit hiçbir zaman sol olmasa da sosyalizmi çok fazla bilmeyen halka sol olarak tanıtıldı. DİSK oldukça güçlendi, Barış Derneği, Yazarlar Sendikası gibi sivil toplum örgütleri bilhassa yurt dışında ses getirmeye başladı.

ABD ve burjuvazi bunları görüyordu, bu olan bitenden Türkiye’ye yarın hemen sosyalist bir hükümetin gelmeyeceğini kendisi de biliyordu ama tohum atılmıştı ve kendisine göre tehlikeli bir şekilde gelişiyordu. Aynı zamanda kendi kendine yetmeyen, üretemeyen her ülke gibi hem borç batağına sürükleniyor hem de enflasyon akıl almaz bir şekilde artıyordu.

Bunun çözümü 24 Ocak kararlarıydı ama dikta yâda asker olmadan bu kararların uygulanması olanaksızdı ve zaten alt yapısı Kenan Evren tarafından pişirilen 12 Eylül darbesi yapıldı. Ne ilginçtir ki hem 12 Mart hem de 12 Eylül darbesini hava kuvvetleri komutanları ABD’de karşılamıştır.

12 Eylül neredeyse tüm solu ezdi geçti. Kimse bana o dönemde MHP, MSP ve ülkücülerin de hapsedildiğinden bahsetmesin. Bu bir uydurmacaydı. Türkeş’in dediği gibi fikirleri iktidarda ama kendileri hapisteydi. Yani faşizmi uygulamak için MHP’ye dini uygulamak için de MSP’ye gerek kalmamıştı. Evren hepsini yapıyordu zaten. Bütün konuşmalarında Kur’an’dan bir ayet okumaya başladı. MHP ve MSP onca cinayete karşın beraat etti. Evren hiçbir zaman “Bir ondan bir ondan asalım…” demedi. Evren “Arada 3-4 tane de ülkücü asalım ki Avrupa bizi sadece sola karşı zannetmesin…” dedi. Zaten ülkücülerin bir kısmına da damadıyla bir olup yeşil pasaport vererek kurtardı.

ABD’nin yeni bir siyasete gereksinimi vardı. Tam anlamıyla kapitalist bir ülke olamadığımızdan ülkeyi kapitalizmi savunduğunu söyleyen partiler yönetemedi ve sonunda yönlendirecek lider bulundu: Turgut Özal. Turgut Özal hem liberal olduğunu söyleyecek, hem tarikat mensubu nevi şahsına münhasır biriydi.

ABD’nin din dışında ikinci bir kuvvete gereksinimi vardı, o da sol. İyi de bu nasıl bir sol olmalıydı ki Özal gibi 12 Eylül faşizminin başbakan yardımcısı olmuş ve 2 idama onay vermiş bir adamı desteklesin. Bu da zor olmadı, belki de yaşamının hiçbir döneminde Marksist olmamış Çetin Atan bulundu, o da hemen Özal’ı desteklediğini açıkladı. Daha sonra ikinci cumhuriyet düşüncesini ortaya atan Mehmet Altan ve Ahmet Altan. Onunla beraber şeriatla yönetilmeye başlanan İran’daki Humeyni hareketine “Devrim” diyen Cengiz Çandar ve birkaç arkadaşı.

ABD bununla yetinemezdi, halka din ve solun beraber gideceğini anlatması için daha fazla solcu bulması gerekiyordu. Bunu yapması için esasında bulunmaz bir Hint kumaşı vardı, o da ABD’li spekülatör Soros’tu. Soros TÜSİAD’tan da destek alarak önce Açık Toplum Vakfı’nı kurdurdu. Aranan kan hemen faaliyete geçti ve sol içinde ciddi isim yapmış Murat Belge ve arkadaşlarını buldu. Atatürkçüleri de kırmak gerekiyordu, bunun için de oldum olası tek başına en doğru Atatürkçü olan Toktamış Ateş bulundu. Ulusalcılar yükseliyordu, bunun için de aynı partiden gelen Oral Çalışlar, Gülay Göktürk, Şahin Alpay vardı. Saysam daha çok isim yazarım ama sanırım bu kadarı yeter.

Bununla beraber “Ilımlı İslam” diye bişey icat edildi ve Fethullah Gülen bir anlamda bunun temsilcisi yapıldı. Bundan sonrası artık Türkiye’deki solumsulara ve dincilere kalıyordu. Dincilerin işi zaten kolaydı, solumsuların ki zor gibi görünüyordu. Oysa onların da işi çok zor değildi çünkü bu halk gerçek solun ne olduğunu tam olarak bilemedi.

28 Şubat bir darbeydi ama ondan sonra da darbe girişimleri oldu. Adına ister “Balyoz” ister “Çekiç” deyin bunlar ciddi girişimlerdi ama ABD izin vermedi çünkü ABD sivil darbeye öncelik vermişti.

Anlayacağınız bu kendine hâlâ sosyalist ya da demokrat diyen bu kişileri ABD istedi, onlar da görevlerini hiç eksiksiz yerine getiriyorlar. Sadece bugünlerde biraz şaşkınlar, bu şaşkınlıkları da dini yeterince öğrenmemiş olmalarından kaynaklanıyor. Ne diyeyim “Allah kurtarsın…”

Ahmet Nesin

24 Şubat 2012 Cuma

Suriye, F Tipi Örgüt, MİT ve AKP - M. Bedri Gültekin

7 Şubat’tan bu yana Türkiye gündemini dolduran, iktidar ile F Tipi Örgüt arasındaki çatışmanın perde arkasında ne olduğu üzerine çok konuşuldu ve yazıldı. Tartışmalar biteceğe de benzemiyor.

Star gazetesi iktidar cephesinden, hem tartışmalara açıklık getirmek, hem de hükümetin tutumunun ne olduğunu ortaya koymak üzere, “Açık Görüş” başlıklı 8 sayfalık bir ek yayınladı. ( Star - 19 Şubat 2012, Pazar)

Gazetenin ekinde yer alan yazılardan 6 tanesi MİT krizi ile ilgiliydi. Başbakan’ın danışmanı Yalçın Akdoğan’ın konu ile ilgili, adeta resmi açıklama formatındaki yazısı, AKP’nin Star gazetesinin eki yoluyla vermek istediği mesajın önemini ortaya koyuyordu.

Suriye ve MİT krizi
Ama söz konusu yazılar içinde en önemli ve en açıklayıcı olan kanımca George Mason Üniversitesi’nden Nuh Yılmaz’ın “Suriye MİT Krizinin neresinde?” başlıklı yazısıydı.

Nuh Yılmaz yazısında; Suriye’de olaylar başladıktan bu yana olan gelişmeleri özetlemekte, Amerika ve Körfez ülkelerinin Türkiye’yi Suriye’nin üzerine sürmeye çalıştıklarını, Türkiye’nin ise mezhep çatışmasında doğru olan gelişmelerden rahatsızlık duyduğunu, yalnız başına Suriye’ye müdahale etmesi yönündeki taleplere ise direndiğini belirtmektedir.

Yazar, Ankara’da, Suriye’ye müdahale etmeye “mesafeli” duran kişilere yönelik karalama kampanyasına da dikkat çektikten sonra sözlerini şöyle bağlamaktadır:

Hatay’daki MİT yetkilisi
“Bu gelişmeleri destekler şekilde, krizin bir ayağında, Hatay’da tamamen başka şekilde gerçekleşen bir olayın, ‘MİT’in Esad yanlısı olduğu’ imajı verilmeye çalışılarak internet siteleri aracılığı ile yanlış bir şekilde medyaya sızdırılması, krizin dış politika ile ilişkisi konusunda ipucu veriyordu. Bu gelişmeler ile birlikte ele alındığında krizin nedenlerinden birinin de Türkiye’nin Suriye’ye askeri müdahalede bulunmasına sıcak bakmayan siyasi irade üzerinde baskı kurmak olduğu görülür. Bu nedenle MİT krizindeki asıl hedeflerden birisi de bölgesinde mezhep savaşına direnen Türk dış politikasıdır.”

Nuh Yılmaz’ın burada söylediklerine eklenecek bir cümle daha vardır: Türkiye’nin Suriye’ye askeri müdahalede bulunmasına karşı olan direnci kırmak, MİT üzerinden yaratılan krizin nedenlerinden biri değil, esas nedenidir.

F tipi örgütün çıkarı
Gerçekten de F Tipi Örgüt’ün durduğu yerden bakıldığı zaman iktidarla girilen çatışmanın akıl ile açıklanacak bir yanı yoktur. F Tipi Örgüt; AKP iktidarı ile bugüne kadar yaptığı fiili koalisyonun sonucunda, devletin bütün kurumlarına sızmış, özellikle emniyet ve yargı içinde etkili olmuş, iş dünyasında devletin sunduğu olanaklardan da sonuna kadar yararlanarak, ülkenin en büyük ekonomik güçlerinden biri haline gelmiştir.

Bütün bu avantajları; iktidarla rant ve makam çatışması içine girerek tehlikeye atması düşünülemez bile. Çünkü en örgütlü ve en istediğini bilen güç olarak hedefine adım adım yürümektedir.

Amerika’nın ihtiyacı
Onun için F Tipi Örgütü, AKP ile çatışmaya zorlayan bir üçüncü kuvvetin olması gerekir.

Bu kuvvet Amerika’dır.

Nuh Yılmaz’ın adı geçen makalelerinde, Türkiye’yi Suriye’nin üzerine sürmeye çalışanlar içinde Amerika özel olarak belirtilmektedir. Amerika, Irak ve Afganistan yenilgilerinin ardından, üstelik başkanlık seçimlerinin de yapılacağı bir yılda yeni bir askeri maceraya girişmek istememektedir. Ama öte yandan Amerika’nın, uğradığı askeri yenilgileri tolere edecek bir “başarıya” da şiddetle ihtiyacı vardır.

Libya’dan sonra Suriye’de elde edilecek bir “başarı” Amerikan yönetimine; “Hâlâ gelişmeleri belirleyen benim” diyebilme olanağı verecektir. Ve Amerika’nın düşündüğü “Suriye Operasyonu”nu yapabilecek biricik ülke Türkiye’dir, AKP iktidarıdır.

Amerika için ateşe sürülenler
AKP ise, özellikle Rusya ve Çin’in net tavrından sonra, Suriye müdahalesinin neye mâlolacağını hesaplayabilecek durumdadır. Bir yandan da Amerika’ya mecbur ve mahkûmdur.

Onun için iki arada bir derede ayak sürümektedir.

Amerika ise elinin altındaki F Tipi Gladyo’yu harekete geçirmiş; AKP aleyhine şimdiye kadar arşivlediği dosyaların ucunu göstermiş ve iktidarı Suriye’ye karşı harekete geçmeye zorlamıştır.

Yaşadığımız bütün gürültünün açıklaması budur. AKP, Amerika için kendini ateşe atacak mı?

Bu biraz da milletimizin Suriye’ye yönelik bir savaşa karşı yürüteceği mücadeleye bağlıdır.

MKP’den Battal Tepeli’nin ölümüne ilişkin açıklama

Gazi Mahallesi’nde çeteci bir güruh tarafından halka silahlarla saldırılması sonucu ağır yaralanan ve uzun süredir yoğun bakımda olan Battal Tepeli’nin yaşamını yitirmesine ilişkin Maoist Komünist Partisi (MKP) bir açıklama yayınladı.

Battal Tepeli’nin ölümüne ilişkin MKP’nin yapmış olduğu açıklamayı öneminden dolayı olduğu gibi yayınlıyoruz:

“Değerli Halkımız;
Saygıdeğer Tepeli Ailesi;

Devlet beslemesi olmanın ötesinde, bizzat devlet tarafından Gazi’ye yerleştirilen faşist çetelerin silahlı saldırısında ağır yaralanan Battal Tepeli 21 Şubat 2012 günü yaşamını yitirdi! 

Battal Tepeli’nin anısı önünde saygıyla eğilirken, ailesi ve dostlarına başsağlığı dileklerimizi iletiyor, derin üzüntülerini paylaşıyoruz.

Battal Tepeli’nin katlinden doğrudan sorumlu olan, çeteleri silahlandırarak halkın örgütlü demokratik mücadelesine karşı bir maşa olarak kullanan devlettir. Tetikçi çeteler birer piyondan ibarettir. Ama bu suç çeteleri halka karşı işledikleri cinayet ve faşist saldırılardan ötürü asla masum değildir.

Değerli Halkımız;

Bilindiği gibi, Gazi Mahallesi yoksul halk kitlelerinin yoğun olarak yaşadığı, yoksul ama bir o kadar da geniş devrimci taban ve dinamiklere sahip bir semttir. Toplumsal sorunlara duyarlı olan bu emekçiler semti, Komünist ve devrimcileri sahiplenme tutumunun yanı sıra, örgütlü mücadelede sergilediği olumlu pratikten ötürü birçok kez devletin özel uygulamalarıyla yüz yüze geldi.

Devrimci hareketin örgütlenerek kök saldığı ve yoğun siyasi faaliyetlerde bulunduğu semtlerin başında gelen Gazi Mahallesi, bu olumlu özelliğinden dolayı devletin şerhi dikkatinden kaçmadı! Bu yakın alakasını komplo ve katliamlar vasıtasıyla Gazi’nin devrimci-demokratik yapısını dağıtma hedefiyle gösterdi. Tarihte ‘’Gazi Direnişi ve Katliamı’’ olarak bilinen gelişmeler doğrudan devletin bu planları ve saldırılarının sonucu olarak gündeme geldi.

Devletin provokasyon maksadıyla 11-12 Martta 1995 yılında gerçekleştirdiği yaşlı bir dedenin katledilmesi olayından hemen sonra yaşanan ‘’Gazi Direnişi ve katliamı’’ Gazi mahallesinin devrimci potansiyelini ve geleneğini tanıtlayan önemli bir tarihtir. Aynı zamanda devletin emellerini de resmeden önemli bir tarihtir bu.

Bu olaylardan sonra Gazi Mahallesi’nin örgütlü ve devrimci duruşundan iyiden iyiye korkan ve rahatsız olan devlet, gerçekleştirdiği provokasyonlarla sonuç alamayınca, yozlaştırıp-çürütme ve çeteleştirme stratejisine ağırlık verdi ve en önemlisi de bu stratejisini gerçekleştirebilmek için dışarıdan Gazi Mahallesi’ne yoğun bir şekilde insanlar yerleştirmeye girişti. Nitekim dışarıdan devşirmelerle Gazi Mahallesi’ne yerleştirilen gerici-faşist unsurlar Gazi halkının iç birliği ve ortak demokratik davranışını baltalayan güce erişti…

İşte, 1993 yılında gerçekleştirilen provokasyonun bir benzeri bu gün Battal Tepeli’nin katledilmesine yol açan devlet uzantısı çetelerin halka silahlı saldırısı ile yeniden sahnelenmektedir. Çetelerin halka ve halk güçlerine saldırma cüretinde bulunması devletin bu kirli oyunlardan bağımsız değildir. Ne ki, halka saldırma cüretinde bulunanların bu cüreti onların kabusu olacaktır!

Sonuç olarak;

Battal Tepeli şahsında halkımıza karşı gerçekleştirilen bu karşı-devrimci hain saldırıyı nefretle lanetliyor, halka karşı işlenen bu cani suçlara karşı sessiz kalmayacağımızı ilan ediyoruz.

Tepeli cinayetine, komplo-provokasyon marifetiyle göz yuman, faşist çeteleri besleyerek halkın üstüne salan ve bizzat cinayetin koşullarını yaratan veya tetikçileri vasıtasıyla katliam gerçekleştiren devleti, devletin maşası olan faşist çeteleri ve tüm sorumluları bu alçakça cinayetinden ötürü bir kez daha lanetliyoruz!

Battal Tepeli’ye sıkılan kurşunlar Gazi halkına sıkılmış demektir. Dahası, demokratik mücadele güçleri ve bunlar şahsında demokrasi mücadelesine, tüm halkımıza sıkılmıştır. Halkımıza sıkılan kurşunların hesabı proleter adaletin yargısından asla kurtulamayacaktır.

Battal Tepeli ölümsüzdür!
Halka karşı işlenen canice suçlar cezasız kalmayacak!
Çeteci AKP-Cemaat iktidarı ve tetikçi çeteleri halka hesap verecek!
Kahrolsun faşist ‘’TC’’ devleti ve her türden faşist uzantıları!”