27 Kasım 2009 Cuma

Gerçekler bilinsin yeter!...



Videoda Hakan Akcura’nın Isvec, Stockholm, Haziran 2008 yılında sorularına cevap veren "kimlikler", Abdulkadir Aygan, "Abuzer" ve "Serif" (Aziz Turan).

fk.birleşikcephe'den(!)

Yeni bir dönemin, başlangıcında umutlarımızı yenilediğimiz günlerin heyecanıyla merhaba diyor Faşizme Karşı Birleşik Cephe!

Faşist – İslami kesimin yeni ve gerici temsilcisi ve Amerikan emperyalizminin yeni partisi ve yardakçı lideri Erdoğan kliğine ve türevlerine karşı, dikta dönemlerini aratmayan bu dönemde bir gereklilik olarak duyduğumuz Faşizme Karşı Birleşik Cephe (FKBC) Türkiye Devrimci Hareketi’nin sesi olma arzusuyla bir 'Bileşen' olma adına bir fikir edinebilme adına 'Kolektif bilinci' örme perspektifiyle yola çıkıyor. Ne mutlu o günün heyecanını şimdiden yaşayanlara!

Bu yüzden biraz da umuttan söz etmenin vakti diyerek düştük yola! Bu umut yarına olduğu kadar bugünümüze, en yakın dünümüze ve tarihimize aittir!

Biliyoruz ki, hep doğruları yapmadık, yanlışlarımız, eksikliklerimiz, yanılgılarımızın da eleştirisini de yaparak doğrularımızı bundan sonra birlikte bulacağız.

İkinci Dünya Savaşı'nda faşist Nazi Almanya'sının düştüğü o anı yaşar gibi. İki Sovyet askerinin Berlin'deki Reichstag binasına Sovyetler Birliği bayrağını diktiği o muhteşem karede olduğu gibi Türkiye’nin tam demokratik ve tam bağımsız olması arzusuyla Deniz Gezmiş ve yoldaşlarının Amerikan 6. Filosu'nu Dolmabahçe’de nasıl denize döktüyse açılan o yolda yürümeye kararlıyız.
Tıpkı Vietnam’da Ho Şi Mingh önderliğinde gerçekleşen halk savaşında olduğu gibi!

Daha öncesine gitmek gerekirse, 1871 büyük Paris Komünü ve sonrasında yine Ekim Devrimi, dünya devrimleri tarihiyle birlikte, Fidel Castro ve Che Guevara’nın Küba’sında olduğu gibi işçi sınıfı öncülüğünde kendi devrimini gerçekleştirecektir bu topraklar.

Elbette her şeyden önce kendi gerçekliğimiz var(!) Türkiye’de ’68 Gençliği’nin nüvelerini yani Deniz Gezmişleri, tarih 1971 yılını gösterdiğinde Mahir Çayanları ve İbrahim Kaypakkaları tanımamız mücadeleyi belleklerimizde yeninden ateşlendirmiştir tıpkı o kuşaklar gibi.
Bu yüzden kim yok sayabilir, hangi şiirin, hangi şairin gücü yeter ki artık buna!

Melih Pekdemir'in de söylediği gibi: "Yanlışları ve yanılgıları biriktirmektir aşk yanlışlardan ve yanılgılardan, doğruları doğurtmaktır devrim..."

Evet, şimdi devrim zamanı!

Şimdi yeniden inadına devrim zamanı!

Marcos, EZLN’ nin mücadelesini anlatırken, ‘biz de içimizde, ruhumuzda yamalar taşıyoruz, kabuk bağlamış olduğunu varsaydığımız yaralar; en beklenmedik zamanlarda açılan yaralar’ derken, yalnızca Zapitistaları değil, Türkiye Devrimci Hareketi'nin nüvelerini ezilenlerin mücadelesini yürüten herkesin yüreğindeki yaraları da anlatıyor gibidir. Yamalı ve yaralı olsa da ruhumuz sarı zemin üzerine kırmızıyla işlenmiş, geleceği avuçlarına alan, yumruklu - yıldızlı oraklı – çekiçli bir bayrak gibi dalgalanmaya devam edecektir.

Şimdi inadına, gün dönüyor!

Olanca masumiyetiyle ve coşkusuyla tarih devrimci genç bir kuşağın ellerinde yeniden hayat bulacaktır, sokaklar, alanlar yeniden ısınacaktır.

Eylemlerin güzel gözlü çocuklarının gözleri yeniden ışıldayacak, ayaklarımız yerden kesilircesine arşınlayacak zamanı!

Bu yüzden inadına bir umuttan söz ediyoruz, umut edilmemiş bir umuttan!

Herkese söz etmek, gittiğimiz her yere taşımak gerek şimdi bu umudu.

Hayat da başka nasıl değişebilir ki!

Kimileri de gözlerini umutlarımıza dikmiş ama ne mümkün; onlar ne umudu anlayabildiler ne hayatı ne aşkı ne de devrimi!

Şimdi geleceğe gülümseyen gözlerimizdeki inançla emekçi yoksul halkımızın acıları ile büyümeye, Filistin‘de taşlarla direnen çocukların öfkesini yüklenmeye, Aleksix'in gecelerindeki isyanı paylaşmaya şimdi tarihin akışını değiştirmeye...

*
Zamanın kırıldığı yerde bir başka zamana doğru ilerlerken şiiri ve müziği, hayal gücünü ve arzuyu yeniden üretip gökyüzünün fethine doğru yola koyulanlar, masalları olmayan bir coğrafyada çocuklar için yeni masallar yazmak, duyulmamış sesleri, bilinmeyen yerleri keşfe çıkmak, sonu reddedip sonsuzluğu aramak için bir mutluluk çağrımız var... Bu sözlerin ortak sahibi olan herkese, Rosa'ya, 68 baharına 71 yazına ve bizi biz yapan her şeye.

*
Bir kez daha hayata, kavgaya, sokağa merhaba!

İnadına!

Hoş geldiniz!

26 Kasım 2009 Perşembe

Erdoğan'a empati şartsa, Hitler'e de yapalım!

Teori Dergisi – Sayı 236 – Eylül 2009 “Emperyalizm ve İslamcılık”

başlığını tıklayın.

Not: Dosya PDF formatındadır.
Kaynak:
Teori Dergisi

Che Guevara


En önemlisi, kaabiliyetinizi koruyabilmeniz, dünyanın neresinde olursa olsun her haksızlığı kendinize karşı yapılmış gibi hissetme kaabiliyetinizi. Bu bir devrimcinin en önemli özelliğidir.

FT: Türkiye Ortadoğu'da Osmanlı misyonu üstlendi

Ünlü İngiliz gazetesi, Türkiye’nin yeni dış politikasına geniş yer verdi. Gazetenin analizinde Türkiye’nin Balkanlar’dan Bağdat’a kadar eski Osmanlı topraklarında artan etkinliğine dikkat çekildi. Saygın finans ve siyaset gazetesi Financial Times, dün tam sayfa yayınladığı Türkiye analizinde Türkiye’nin son dönemdeki dış politikasını değerlendirdi. Gazetenin Türkiye muhabiri Delphine Strauss tarafından kaleme alınan “Osmanlı misyonu” başlıklı yazıda ABD Dışişleri Bakan yardımcısı Philip Gordon’un, “Türkiye’nin Ortadoğu’da daha aktif bir rol üstlenmesine ne şaşırıyoruz ne de rahatsız oluyoruz” şeklindeki sözlerine de yer verildi. Vatan gazetesinin aktardığına yazının satırbaşlarında şunlar kaydedildi…

“YENİ ANGAJMAN:
Ankara, yıllarca yüzünü Batı’ya çevirdikten sonra, bir zamanlar padişahları tarafından yönetilen topraklarla yeniden bütünleşti. İktidardaki Ak Parti, Türkiye’nin, Müslüman dünyasının liderliğinde ve uluslararası diplomasinin en üst kademelerinde yeniden bir yer edinmesi amacıyla Balkanlar’dan Bağdat’a uzanan bu topraklarda yeniden angaje oluyor.

BOYUNU AŞMA RİSKİ:
Ancak Müslüman dünyasında liderlik rolü üstlenmeye yönelik arayış, Türkiye açısından kapasitesini zorlayıp “boyunu aşma” riskini de beraberinde getiriyor. Türkiye kendisini küçük bir ortak olarak gören ülkelerle rekabete girişmesi durumunda, Ankara’nın Avrupa Birliği’yle sürtüşmeleri artabilir. Türkiye’nin Ortadoğu ile ilgili tercihleri, ülkenin kimlik krizine bağlı gibi görünüyor. Örneğin batılı diplomatlar, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun, Fransa’nın İsrail’le Suriye arasında uzlaşma sağlanmasına yönelik çabalarını desteklemekte isteksiz olmasını not etti.

İRAN SINAVI:
Türkiye dış politikasında bundan sonraki ilk sınavı İran konusunda verecek. Washington ve Brüksel, Erdoğan’a bu konuda baskı yaparak ondan, İran’ın nükleer programını niçin barışçıl bulup desteklediğini açıklamasını isteyebilir. Türkiye’nin diplomatik girişimlerinin hızı ve kapsamı, hem Türk, hem de Batılı gözlemcilerin arasında soru işaretleri yaratıyor. Bu nedenle, yeni politikaların ne ölçüde eski müttefiklerini rahatsız edebileceğini değerlendirmesi gerek.

ZOR TERCİHLER:
Londra merkezli düşünce kuruluşu Centre for European Reform’dan Katinka Barysch’e bu durumu şu sözlerle değerlendiriyor: “AB üyeliği için müzakereler yapan NATO üyesi Türkiye’nin, ABD ve Avrupa’yla aynı doğrultuda hareket etmesi beklenir. Türkiye ayrıca bölgesel bir güç olarak, bağımsız hareket etmek ve komşularının düşmanlığını kazanmaktan kaçınmak isteyecektir. Ankara’nın, zor tercihler yapmaktan daha ne kadar süre kaçınabileceği, net değil.”

SİLAHI DİN DEĞİL:
Türkiye’nin büyüyen ekonomik gücü ve diplomatik kabiliyeti Washington ve diğer başkentlerin karşı karşıya bulunduğu en zorlu sorunlar konusunda etkin olmasına imkan sağlıyor. Ak Parti’nin açılımında en önemli silahı din değil ticaret. Ortadoğu ile ticaret 2004 yılında yüzde 12.5 iken, 2009’da bu rakam yüzde 20’yi aştı. Ama diplomatik girişimlerinin hızı ve kapsamı, hem Türk, hem de Batılı gözlemcilerin arasında Türkiye’nin hepsi ile baş edebilmesine ilişkin soru işaretleri yaratıyor.
.
DİPLOMASİ İNCELİKLERİ:
Son dönemde Ermenistan, Suriye ve Kuzey Irak gibi önemli dosyalarda adımlar atıldı. Ancak, diplomasi inceliklerini küçümseyen bir başbakan olan Erdoğan, yeni dostluklar kurma potansiyelinin eskilerine zarar verebileceğini gösterdi. İsrail ile ilişkilerin gerilmesine sebep olacak açıklamalar yaptı. Erdoğan’ın İran ile ilgili tutumu da Batılı diplomatlar arasında “kızgınlık” yarattı.
.
KİMLİK KRİZİ:
Türkiye’nin Ortadoğu ile ilgili tercihleri, doğru veya yanlış ülkenin kimlik krizine bağlı gibi görünüyor. Dini ibadetlerin giderek daha görünür ve kamuoyu daha büyük bir güç haline geldiği bir ülkede dış politikayı elbette ki İslam dünyası ile artan yakınlık şekillendirir. Erdoğan’ın Gazze veya İran’ın nükleer program ile ilgili açıklamaları, sokaktaki görüşlerin hem kabulü hem de güçlendiricisi gibi görünüyor. ”
.
Davutoğlu: Yeni Osmanlıcı’yız demedim” Öte yandan Türk Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Erdoğan ile gittiği Libya’da gazetecilerin sorularını yanıtlarken ‘Yeni Osmanlıcılık’ sözlerini yalanladı: “Bir gazetede, benim ’Yeni Osmanlıcı olduğumuzu’ söylediğim ifade edilmiş. Ben hiçbir zeminde, böyle bir tabir kullanmadım. Bu konuda son derece de hassasiyet gösteriyoruz. Başkaları kullandığında da bunu doğru bulmadığımızı defaatle söyledim. Türkiye Cumhuriyeti modern bir ulus devlet olarak bölgemizdeki ve çevre bölgedeki bütün devletlerle eşit statüde ve onlarla eşitler arası ilişki kuran bir diplomatik anlayışa sahiptir.” (Rizgari)

Jerusalem Post: Erdoğan İslamcılara çekici bir model oluşturuyor

ERDOĞAN: TÜRKİYE'Yİ YENİDEN ŞEKİLENDİRİYOR
İsrail`de yayınlanan The Jerusalem Post gazetesi köşe yazarlarından Daniel Pipes, 2. nesil İslamcılığın Batı uygarlığı için daha büyük tehlike oluşturduğunu söyledi. Yazıda, “Bilgisayar terimleriyle konuşursak, Ayetullah Humeyni, Usame Bin Ladin ve Nidal Hasan İslamcılık 1.0 versiyonunu temsil ederken, Recep Tayyip Erdoğan (Türkiye Başbakanı), Tarık Ramadan (İsviçreli aydın) ve Keith Ellison (ABD Kongre üyesi) İslamcılık 2.0 versiyonunu temsil ediyor. İlki daha çok insan öldürürken, ikincisi Batı uygarlığı için daha büyük tehlike oluşturuyor" denildi.
.
İSLAMCILIK ÖNEMLİ BİR SİYASİ GÜÇ HALİNE GELDİ
1.0 versiyonunun 'küresel bir halife tarafından, şeriatla yönetilen bir toplum hedefinin önünde engel gördüğü şeylere saldırdığını kaydeden Pipes, “Totaliter yönetimden mega terörizme kadar uzanan İslam'ın orijinal taktikleri, sınırsız zalimliğe izin veriyor. Tek bir saldırıda 3 bin ölü. Bin Ladin'in atom silahı peşinde koşması, bu rakamın yüz, hatta bin kat daha fazla olabileceğini gösteriyor. Ancak, son 30 yıla baktığımızda İslamcılığın önemli bir siyasi güç haline geldiği ve tek başına şiddetin fazla işe yaramadığını anladığı görülüyor" sözlerine yer verdi.Terörizmin verdiği fiziksel zarara ve ölümlere rağmen, var olan düzeni değiştiremediğini yazan Pipes, 1981'de Enver Sedat'ın öldürülmesi, 11 Eylül saldırıları, 2002 Bali ve 2004 Madrid bombalı saldırıları ile İsrail, Afganistan ve Pakistan'daki terörist saldırılara rağmen kimsenin radikal İslam'a boyun eğmediğini vurguladı.
.
"ERDOĞAN HALKI İKNA EDİYOR"
İslamcılık 1.0 versiyonunun uyguladığı şiddetin zaman zaman şeriat yönetimini iktidara getirse bile, İslam 2.0 versiyonunun stratejisinin daha çok işe yaradığını yazan Pipes, “Bu versiyonda İslamcılar halkın gönlünü kazanmaya oynuyor. İslamcılar 1992'de Cezayir, 2001'de Bangladeş, 2002'de Türkiye ve 2005'te Irak'ta seçimleri kazandılar. Bir kere iktidara geldikten sonra ülkeyi şeriata doğru götürmeye başladılar. Mahmud Ahmedinecad İran sokaklarında muhalefetle karşı karşıya kalır ve Bin Ladin bir mağarada saklanmaya devam ederken, Erdoğan halkı ikna ediyor, Türkiye Cumhuriyeti'ni yeniden şekillendiriyor ve dünyadaki İslamcılara çekici bir model oluşturuyor" ifadesini kullandı.
.
EL KAİDENİN YENİ TAKTİĞİ
Gazeteye göre, El Kaide'nin yeni süreci gören bazı önde gelen teorisyenleri bu yüzden artık terörizmi kınayarak siyasi araçlara yöneldi."Dr. Fadl" adıyla tanınan ve Enver Sedat'ın öldürülmesinde yer alan Seyyid İmam El Şerif'in artık şiddetten vazgeçip toplumun ve devletin içine sızma stratejisini benimsediğini yazan Pipes, “Sonuç olarak, faşistler ya da komünistler değil, sadece İslamcılar kaba kuvvet kullanmanın ötesine geçip halkın desteğini kazanmayı ve 2.0 versiyonunu geliştirmeyi başardı. İslam'ın bu versiyonu geleneksel değerleri görmezden gelip özgürlükleri yok ettiği için, uygar yaşamı 1.0 versiyonunun zalimliğinden daha çok tehdit ediyor" dedi. (Ajanslar)