12 Ekim 2009 Pazartesi

Kemalizm ve ‘Bağımsızlık’ - Yeraltından Notlar!'

“Dinsel üzüntü, bir ölçüde gerçek üzüntünün dışavurumu ve bir başka ölçüde de gerçek üzüntüye karşı protesto oluyor. Din ezilen insanın içli ezgisini, kalpsiz bir dünyanın sıcaklığını, manevi olanın dışlandığı toplumsal koşulların maneviyatını oluşturuyor. Din, halkın afyonunu oluşturuyor." (K. Marx, Hegel'in Hukuk Felsefesinin Eleştirisine Katkı.)
.

Amerikan Bağımsızlık Savaşı, 1775 – ’83 yılları arasında Birleşik Krallık ve Kuzey Amerika’daki 13 koloni arasında geçen ve Amerika’nın kurulmasıyla sonuçlanan savaştır. Şüphesiz muhteşem bir savaştır tıpkı Kurtuluş Savaşı gibi.

Yine bizdeki ve her ülkenin bağımsızlık savaşı vb. (bizdeki gibi değil) Amerika’nın kuruluşu olan bu savaş tam bir bağımsızlık mücadelesi olarak başlamamıştır. (Sebepler ve nedenler tartışılır. .) Savaş İngiltere'nin yedi yıl gibi savaşları sonucu harcadığı paraları tekrar kazanabilmek adına Amerika'da bulunan kolonilere ağır vergiler yüklemesiyle başlamıştır (ve siz burada Osmanlıyı ya da diğer birçok nedeni düşünün) vs. vs.

Hatta Amerika’da 1985 yılında çevrilmiş olan Revolution (Devrim) filmi bunu çok iyi anlatır. Örneğin orada New York'lu Tom Dobb (Al Pacino), oğlu Ned'in (Dexter Fletcher) kötü niyetli çavuş Peasy (Donalt Sutherland) yüzünden zorla İngiliz ordusuna katılması üzerine, istemeyerek de olsa Amerikan başkaldırısına dâhil olmasını anlatan Amerika, İngiltere ve Hollanda yapımı ortak film o günkü koşulların durumunu ve Amerika’nın ‘bağımsızlığı’nı az çok anlatır izleyiciye.

Bu yüzden başka şeylere fitne katmak adına üzerine olanı yapmakta geri durmayan Amerikalılar, kendi tarihleri söz konusu olduğunda kesinlikle taviz vermemektedirler bu film ve diğer birçok kahramanlık filmlerinde olduğu gibi.

Her boku yerler ama adamların ulusal sanrıları vardır ona dokundurtmazlar. Çünkü değerleri var’dır.

Birde değiştirilemez anayasaları.

Peki, bizi Amerikalılardan ayrına şey nedir(?) ya da Amerikalılara özenen ve o vb. gibi imparatorlukların propagandasını köşelerinden yapanlardan bizleri ayıran gerçek neden nedir(?), kuruluşumuzu ve ‘kurtuluşumuzu’ bize gerçek anlamda kim anlatacak, okula ilk adım attığımız o ilkokul öğretmenlerimiz mi ya da Türkçe konuşmasını daha doğru dürüst bile bilemeyen ve de iyi eğitim al(a)mamış aile bireylerimiz mi ya da son sekiz yıldır Kemalizm’i tartışmaya açan imam hatip mezunu olan ve iyi hatip AKP iktidarı mı?

Sanırım bu saydığım bütün olguların hepsinde birer yükseklik korkusu mevcut, çünkü son sekiz yıldır (İslam değil) Müslümancılar üzerinden, Kemalizm’in özellikle de liberaller üzerinden eleştirilmesi pekte sağlıklı bir şey değil. Çünkü bunun en iyi eleştirisini ve çözümlemesini yine Marksistler vermişlerdir. Liberallerimiz belki tanımadığı ama o akıl babaları bay Amerikalı meslektaşları gibi özenmiş olabilirler onlara bu konuda. Normaldir; değirmenin suyu orasıdır.
Ama en azından şu son günlerde Fransızlar gibi şımarmadan ve de ukalaca davranmayabilirlerde. Çünkü Amerikalılar (belki de) Vietnam Savaşı, SSCB’nin dağıtılması ve kendisini dünyanın jandarması olarak tanımlamamasından önce ve sonra kendi halkına yabancılaşamamıştı bu kadar. Zira bugün yabancılaşmış olabilir ve/ya da emperyalist bir devlet olarak ezilen halklar nezdinde tepemizde bir sağa – bir sola gelip gidebilirler.

Bu normaldir de, emperyalizm doğası gereği kendisine uygun bir politika izliyor ve tırnak içinde bazı -gerçek- sosyalistlerin, özelikle de Marksistlerin o muhteşem öngörüleri olmasa gerçekten durumumuz içler açısı. Allah’tan onlarda doğası gereği emperyal politikalara karşı tavır takınıyorlar.

Ya olmasalardı?

Çünkü özelikle de kuşak çatışması yaşayan birçok kişi sağlıklı düşünememektir ve bir demagoji furyasının içindedir. Anlam veremediğim de zaten budur. Kemalizm kötüdür, e kötüdür ya gerisi, peki siz ne kadar hüner katıyorsunuz bu işlenenlere?

Soru budur(?)!

Ya da iyilik kattığınız olgulardan söz edin!

Radikal Müslümancılarımızın buna kattığı tek şey “biz laikler iktidarda olduğu zaman Kur’an’ı saklamak zorunda kaldık”, beğeniriz - beğenmeyiz bu hoş bir durumda değildir (ama ben yinede Tanrı’nın boş vakti varsa eğer, özelliklede Türkiyeli Müslümanlarımızla ilgilenmesi için dua ediyorum) peki Kemalist ve dinci iktidar kaygısını taşıyan diğer ‘ötekilerin’ durumu ne olacak?

Ya da onların yaşadıkları?

Çünkü bu baskıları yalnız onlar yaşamadılar. Kimsenin o ‘ötekiler’den daha fazla haklı Kemalizm eleştirisi olamaz, birilerinin çalıştığı ve yaptığı iş konumundan dolayı kendini haklı gösteremeyeceği gibi bu konu hakkında da kendini haklı göstermesi söz konusu bile olmamalı bence. Çoğunluk olarak ideolojilerini birer bayrak halinde ellerinde taşıyor olsalar bile. Devletin memuru, askeri, polisi, kolluk kuvvet gücü ve o memurların maaşlı çocukları, Marks’ın tabiriyle şunu iyi bilmeliler ki, “Şimdiye kadarki bütün toplumların tarihi, sınıf savaşımları tarihidir..” Yani yıllardır azınlık olarak o ‘ötekiler’ karşısında bunların bugün zoraki etkilenmeleri ne gerçekçi duruyor ne de samimi.

Sistemin bir şekilde, şu bu adıyla, onun bunun ayıbı falan diyerek onlardan da söz etmek istemiyorum. Ya da sistemin alt ve üst başılılığından. .

Bu zorlan bloggerlerin duvarlarına yapıştırılmış ne Hrant fotoğrafı, ne Deniz’in, Mahir’in, İbrahim’in ne de inanmadığı ama hayranlıkla okuduğu o gerilla mücadelesinde ki Che posterleriyle karıştırılabilinir.

Çünkü bir Marksist olarak Türkiye Devrimci Hareketi içerisinde İbrahim Kaypakkaya’nın Kemalizm eleştirisi tam da şu sözcüklerde başlamaktadır: “Kemalistlerin ‘tam bağımsızlık’ ilkesi, ‘yarı sömürge’ yapıyı seve seve kabullenmek anlamına gelir…” Yani Kemalizm’in mirasçılığı konusunda “İngiliz, Fransız, Alman emperyalistleriyle ‘sınıf kardeşliği’ nişanesidir” der. Zaten emperyalizmle Kemalist Hareket arasındaki işbirliği iyice bilince çıkarılmadığından ve cumhuriyet tarihi boyunca egemen sınıfların farklı kesimlerinin birbiriyle çekişmesinden medet umulduğundan dolayı günümüzde de “tam bağımsızlık” denen şeyin aslında bir çelik çomak oyunu olarak sürdürüldüğü fark edilmemektedir. Bilinmez ama belki de Müslümanlar bunu yeni fark ettiler.

Bu yüzden Amerikan’ın kendi bağımsızlığı için soyunduğu emperyal politika ne kadar önemliyse bugün Türkiye’nin bağımsızlığı ve/ya da cumhuriyetçilik olgusu (Kemalizm diye algılanmamalı) Türkiye’li gerçek sosyalistler içinde o kadar önemlidir ya da öyle olmalıdır.

Çünkü Amerika ve İngiliz ya da başka bir emperyalizme (tam anlamıyla emperyalizme) karşı duruş bağımsızlık ilkesinden geçmektedir. Çünkü sosyalizmin keskin çizgisi budur.

Ve Kemalizm bu yüzden şuan bir çocuktur.

Bundan dolayı liberallerin -liberalizm- ve İslam’ı referans alan -sahte- Müslümanlar ya da gardırop Kemalistlerinden daha tehlikeli ve öcü gibi bilinçaltımda durmaktadır. Çünkü insanlık olarak dünya ölçeğinde örneklerini yaşadık. Kemalist çizginin az çok ne yapacağını tahmin edebiliyorum belki de bu yüzden Tanrı korusun bunların yapabileceklerinin rüyalarımda göremeyeceğim kadar daha tehlikeli olabileceğini de şimdiden hissedebiliyorum.

Hiç yorum yok: