20 Aralık 2009 Pazar

Ne soğuk hava, ne polis dayağı TEKEL işçilerini yıldırabildi… Peki, bu işçiler neden direniyor?

Türkiye'nin dört bir yanındaki Tekel fabrikalarında yıllardır dirsek çürüten işçiler, özelleştirmenin ardından kamuda asgari ücretle önce geçici sonra da sözleşmeli çalışmaya karşı çıkıyorlar. İşçiler Ankara soğuğunda altı gündür direniyor.

Yıllardır Tekel’in fabrikalarında tütün sarıp ekonomiye güç katan Tekel işçileri, özelleştirmenin ardından çıkarılan 4c maddesi ile ellerinden uçup giden haklarını geri almak için altı gündür evlerinden ve ailelerinden uzakta Başkent Ankara’da mücadele veriyorlar. Ankara’nın soğunda Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a seslerini duyurmak için Tokat, Mersin, Bursa, Muş gibi Türkiye’nin dört bir yanında bulunan illerden gelen Tekel işçileri geçtiğimiz günlerde gerçekleştirdikleri eylemde polisin yoğun müdahalesine karşılaştı. Buna rağmen, ‘hakkımızı alana kadar buradayız. Hiç bir yere gitmeyiz’ diyen işçiler eyleme devam ediyor.

4c nedir?
Günlerdir Tekel işçilerinin alanlarda eylem yapmalarının temel sebebi 4 c olarak bilinen kamu kurum ve kuruluşlarını özelleştirmesinin ardından işsiz kalan işçilerin başka kurum ve kuruluşlarda ‘geçici’ istihdam edilmelerini sağlayan 657 sayılı devlet memurları Kanunu’nun 4. maddesinin ilgili fıkrası. Tekel işçilerinin günlerdir alanlarda mücadele etmesine neden olan söz konusu hüküm ile başka kamu kurumlarında istihdam edilecek geçici personele, tahsil dereceleri dikkate alınarak belirlenecek brüt aylık asgari ücret ödenecek. Bu ücret dışında herhangi bir ad altında ücret verilmeyecek ve sözleşmelerine bu yönde hüküm konulamayacak. Ayrıca bu ücretler kanunda üst sınır olarak belirlenirken, asıl ücret gidecekleri kurumlarca ayrıca belirlenecek. Günlerdir Ankara’nın Aralık soğuğunda ekmek parası için mücadele eden işçilerle günlerinin nasıl geçtiğini ve bundan sonra neler beklediklerini konuştuk. Çocuklarından ve ailelerinden uzakta Türk-İş Genel Merkezi’nin merdivenlerinden, toplantı salonuna kadar yerlere serdikleri kâğıtların üzerinde sabahlayan işçilerin bam teli ise çocukları. Altı gündür çocuklarını görmeyen işçiler çocuklarından bahsederken, sesleri titriyor ve gözyaşlarını tutamıyorlar. Üç çocuk önerisinde bulunan Başbakan Tayyip Erdoğan’a, “Bizi anlaması için bir saat bizim yanımızda olsun” önerisinde bulundular. İşte altı gündür mücadele eden Tekel işçilerinin bazılarının hayat hikayeleri:

Çocuğuyla konuşamamış
Tekel işçilerinin 17 Aralık’ta gerçekleştirdikleri eylemde polisin yoğun müdahalesi ile karşı karşıya kalan ve Tokat’tan Ankara’ya gelen ‘Ağlayan işçi’ olarak ekranlara yansıyan Mehmet Gül, yaşadıklarını şöyle anlattı: “Nazım Hikmet diyor ya ‘özgürlüğün resmini çizebilir misin?’ Tayyip Erdoğan’ın da bizi anlaması için bir gece değil bir saat yanımızda kalması gerekir. Bana o gün gaz bombasını attılar ve suyun içine ittiler. Çocuğum telefon açtı. Onunla konuşamadım sesim çıkmadığı için. Sonra ağladım. Televizyonlar beni ‘ağlayan işçi’ diye gösterdiler. Neden ağladım? Çocuğumla konuşamadığım için. Yaşamak lazım. 650 milyonla Tayyip Erdoğan geçinebiliyorsa ben 100 milyon ile geçinirim.”

Alandaki anneye destek
Ankara’da yaşayan ve yaklaşık 20 yıl Tekel’de emek veren Nevze Gürler, özelleştirmenin ardından kurumsal ilişkiler bölümünde çalışmaya başlamış. Gürler, mevcut maaşı ile geçinmekte güçlük çekerken, 4c ile geçim sıkıntısının daha da artacağını ve çocuklarının eğitimlerine ayırdığı paranın azalmasından korkuyor. Altı gündür alanlarda mücadele eden Gürler, yaşadıklarını şöyle anlattı: “Ben Ankara’da kurumsal ilişkilerde çalışıyorum. İki çocuk annesiyim. Kızım üniversitede uluslararası ilişkiler bölümünde okuyor. O bana destek olmak için dersi bittikten sonra buraya geliyor, Ama senelerce Tekel’de işçi olarak çalıştım. Biz günlerdir burada mücadele veriyoruz. Çocuklarımızın eğitimi, geleceği için mücadele ediyoruz. 800 milyon maaş alırsam, benim aylık çocuğumun eğitim masrafı 600 milyon ne ile onu geçindiririm. Ben 90’lı yıllardan buyana Tekel’in her bölümünde çalıştım. ‘Yatma yeri değil’ diyorlar. Bunu nasıl söylerler. Ben senelerdir emek veriyorum.
Dağa mı çıkalım?
Muş’tan Ankara’ya haklarını geri almak için gelen Suna Karacan, üç çocuk annesi. Eşi işsiz olan Karacan, ailenin geçimini kendisi sağlıyor. ‘Bende para kazanamazsam eşim dağa çıksı o zaman’ diyen Karacan, şu sözlerle adeta isyan ediyor: “Üç çocuğum var. Eşim çalışmıyor. Muş öyle bir yer ki ne özel sektör ne başka bir çalışma alanı var. Bir tütün bir pancar vardı. Onu da kaldırdılar. Neyle geçineceğiz? Yeri geldiği zaman Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ‘terör’ diyor. İşte terörü kendisi yapıyor. Ne yapıyor? O zaman eşlerimizi dağa gönderelim. Geçimimizi öyle sağlayalım. Terör ülkesi olmak istemiyorum. Resmen bize zulüm yapıyorlar.”

Aklı hasta eşinde
Muş’tan gelen Birgül Zenginol ise, “Dört çocuğum var. Eşim hasta. Hiç kimse yok onlara bakacak. Ben burada onlar orada aç. Peki, geleceğimizi, bu çocukları nasıl geçindireceğiz. Çocuk yapın deniliyor. Hiç biliyorlar mı bunlar nasıl geçinecek. Çocukların nafakasını elinden alınıyor. 600 milyonla ben nasıl kira öderim. Çocukların savaş mı çıktı anne ne oluyor orada diye soruyorlar” dedi.

‘Kirayı nasıl veririm’
Bursa İnegöl’den Ankara’ya gelen Muammer Şahin, “Biz 10 ay çalışıyoruz. 300 lira kira veriyorum. Bin 300 lira alıyorum. Eğer 4c olursam sadece kiramı verebilirim. 10 ay çalışmak yeterli değil. Haklarımız tamamen ellerimizden alınıyor. Günlerdir hükümetten gelip sorunlarımızla ilgilenenler olmadı” diye konuştu.

Mersin’den geldi
Polis tarafından tekel işçilerine yönelik ‘orantısız güç’ kullanımını ekrandan gören Mersin Silifke’deki SEKA Taşucu Kağıt Fabri işçileri Ertan Sezer, Tevfik Ata, Mutlu Alemdar, Ersin Deniz ve Oğuz Güni Tekel işçilerine destek olmak için Ankara’ya geldiler. Bavulları ile Türk-İş’in Genel Merkezi’ne sığınan Sezer, Ata, Alemdar, Deniz ve Güni kendilerinin de 4c’ye geçeceklerini ve haklarını geri alana kadar mücadele edeceklerine dikkat çekiyor. İşçilerden Ertan Sezer, kızını üniversitede okuttuğunu ve 4c olması durumunda mevcut sıkıntılarının daha da artacağına dikkat çekiyor. Mutlu Alemdar ise, “ SEKA’nın meslek okulu var. Biz 14 yaşında oraya gittik. Ortaokuldan sonra. Lise olarak sayılmıyor. Devletle sözleşme imzaladık 14 yaşında. 43 yaşında emekli olacaktık. Gelinen nokta çalışamıyoruz Ortaokul mezunu gözüküyoruz. Emekliliğimize 10-15 yıl daha var ama hiç bir şeye yaramıyor” dedi. (Radikal)

Hiç yorum yok: