9 Ağustos 2010 Pazartesi

Bir ölüm bir hayat! Bize özgü ölümlerde yeniden doğmak: 'Sen bir mitralyözsün!'

Resimlerinin, eşyalarının bulunduğu köşenin üstünde "Sen bir mitralyözsün yazıyor". Onun altında ise ölüm orucunda onurla taşıdığı alın bandı var. "Dünyanın ilk kadın ölüm orucu şehidi o".

1996'daki o büyük ölüm orucuna başlarken, zafer bizim olacak demişti. Gülümsüyordu şehit düştüğünde... 1970'de Kırklareli'nde doğdu. İlk, orta, lise derken, üniversite için İstanbul'a geldi... Arkadaşları, daha sonra ortaokul, lise yıllarını anlatırken, onun hep elinde ne varsa onu paylaşan, derslerde herkese yardımcı olan biri olarak hatırladıklarını söyleyeceklerdir. Bu kişiliğinin doğal sonucu olarak İstanbul Üniversitesinde okuduğu yıllarda devrimci mücadele içinde yereldi. İYÖ-DER’liydi o zamanlar. 1990 yılında Ortaköy Kültür Merkezinde çalışmaya başladı. Ayşe Gülen Halk Sahnesinde oyunculuk, Kültür ve Sanatta Tavır dergisinde yazarlık yaptı.

Resimlerinin, eşyalarının bulunduğu, üzerinde sen bir mitralyözsün yazılı köşede Tavır dergisi de vardı... Çocuğu gibi severdi o dergiyi... O köşe, arkadaşlarını hep Ayçe İdil'in son anlarını hatırlamaya götürüyordu. Zafer duvağını giymeye hazır bir gelin gibi... Sayıklıyor... Mitralyöz diyor... Başucundaki yoldaşı kim? diye soruyor. Ben diyor İdil. Mitralyöz benim...

Her yan Ayçe İdil'in resimleriyle doldurulmuş... Dört bir yandan bize bakıyorsun. Arkamı dönüyorum, gülümseyerek bakıyorsun bize. Sağıma bakıyorum düşmana meydan okuyan sıkılı yumruklarınla görüyorum seni. Solumda ölümü teslim almaya iki gün kala ki zafer uykusuna yatışınla görüyoruz seni... Başımızı kaldırdığımızda, senin çocuğum dediğin Tavır dergisini yetiştirmek için tükenmeyen enerjinle bilgisayar tuşlarına basışını gördüğümüzde, boşa giden bir anımızın bile sana vefasızlık olacağını düşünüyoruz... Hele bir de, şu köşede duran Partime ve yoldaşlarıma, Canım yoldaşlarım diye başlayan kutsal emanetlerin var ya... Yaşamış sayılmaz yurdu için ölmesini bilmeyenler sözünü severdi İdil.

İşte o yaşıyordu...

Çocuklar, senin için hazırladığımız köşeye gelip seninle sanki sen karşılarındaymışçasına konuşuyorlar. Sana hediyeler veriyorlar... Çizdikleri en güzel resimleri getirip oraya bırakıyorlar... Çocuklarla bir ölü arasında kurulan bu ilişkinin, bu diyalogun açıklamasını yapmak zor... En çok söyledikleri şey ise büyüyünce ben de İdil abla gibi olacağım...

Yalnız bize özgü ölümlerde yeniden doğmak... Yalnız bize özgü, ölümlerde yeniden doğmak.. Ölürken umut olmak, gelecek olmak... Yalnız bize özgü, son nefesimizi verirken çığlık olup, zılgıt olup sessizliği yırtmak... Yalnız bize özgü, vücudumuz soğurken ateş olup göğe yükselmek...

Git gözümün alası
Git elimin kınası
Gidişin özgürlüğüdür, kurtuluşudur bu ülkenin.
En sevdiği parçalardan biri buydu.
Gitti... Gözümüzün alası... Gidişi, zafer oldu...
Gitti gözümüzün alası...
OKM'nin pırasa saçlı kızı..
Özgür kadın tutsakların onuru, namusu, özgürlüğü...
Halkımızın gelini...

Tahliyesine az bir zaman kalmıştı ölüm orucu gönüllüsü olduğunda... Dışarının zincirli özgürlüğünü değil, ölümsüzlüğün özgürlüğünü tercih etti.. Yıllarca emek verdiği Ortaköy Kültür Merkezi, onun adını aldı. İdil Kültür Merkezi. İdil diyorlar oraya, sadece İdil... Hep yaşıyor o...

65 gün ölümü hücre hücre içine çekerek, ölümü türkü söylercesine rahat, alt ederek... Ve son nefesinde haykırmak, ben mitralyözüm diye. Bu söz, gerçekte yalnızca o son anlarının coşkusu içinde, artık bilincini büyük ölçüde kaybettiği bir anda söylenmiş değildir. İdil Ölüm Orucu gönüllüsü olduğunda şöyle demişti; "Ölüm Orucu'na yatmaya karar verdiğimde Sibelleri, Adaletleri düşündüm. Onlar gibi düşmana bir mermi sıkamayacağım. Ama zaferimizin düşmanın beyninde patlayan bir mermi olacağını biliyorum."

Ben mitralyözüm sözü, bu sözlerin bir devamıdır.

Hiç yorum yok: