24 Ağustos 2010 Salı

"Kral Çıplak!"

Eski İstihbarat Müdürü ve şu an Eskişehir Emniyet Müdürü Hanefi Avcı'nın Haliç'te Yaşayan Simonlar-Dün Devlet Bugün Cemaat isimli kitabı uzun süredir bir kısmı bilinen gerçekliğin 'içeriden' bir itirafı oldu. Kitaptaki iddialar karşısında daha ne kadar sessiz kalınacağı ise merak ediliyor.

80'li yıllardan bu yana çeşitli illerde istihbarat görevlerinde bulunan ve şu an Eskişehir Emniyet Müdürü Hanefi Avcı'nın kitabında ortaya attığı iddialar daha çok tartışılacağa benziyor. 200 bin basılacağı söylenen kitabın birçok kesimde 'olay' yarattığı kesin ancak devletin, cemaatin ve medyanın bu iddialar karşısında oldukça sessiz kaldığı ortada.

Kitaptaki iddiaların ise spekülatif bir yanı yok. Olaylar isim, tarih ve bazı belgeler verilerek hem de cemaate uzak olmayan bir istihbaratçı tarafından anlatılıyor. Gülünç iddiaların üzerine atlayan ve daha dava açılmadan insanları suçlu kabul eden hükümetin ve yandaş medyanın iddialara yanıt vermekten çok 'neden böyle bir kitap yazıldı' diye sorması ve 'karşı tarafın bir hamlesi' yorumunun yapılması 'bu taraf'ın yani cemaatin iddiaları yalanlayacak bir durumunun olmadığını gösteriyor.

İşte kitabın yayınlanmasının ardından ortaya çıkan önemli noktalar;

- Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcı Cemil Çiçek katıldığı bir televizyon programında Hanefi Avcı'nın kitabındaki iddialar hakkında, kimsenin mahkeme kararı olmadan suçlanamayacağını ileri sürdü. Fethullah Gülen'in avukatları tarafından yapılan açıklamada da medya organlarının kanıtlanmış bir suç olmamasına rağmen müvekkilleri hakkındaki iddialara yer vermesini eleştirdiler.

Herhalde bunu en son diyecek olanlar AKP ve Gülen cemaati. AKP iktidarının özellikle son 3 yılının böyle devam ettiği, Gülen'e ait yayın organlarının gülünç iddiaları bile mahkeme kararı ile kanıtlanmış suç gibi gösterdikleri biliniyor.

- Emniyetteki ve diğer devlet kurumlarında cemaat yapılanmasının AKP döneminden çok önce başladığı ve 30 yıllık sağcılaşmanın mantıki bir sonucu olarak bu duruma gelindiği Avcı'nın anlattıkları ile bir kez daha ortaya çıkıyor.

Son 30 yıldır devlet kurumlarında ve tabi ki de Emniyet'te yükselmenin tek şartı cemaatçi ya da ülkücü olmak.

- Hanefi Avcı'nın cemaat ile tanıştığı dönem 12 Eylül öncesi. Uzun süre cemaat sohbetlerine katılıyor. 5-6 ay cemaate ait ışık evlerinde kalıyor. Bu süreçte de Polis Enstitüsü'ndeki arkadaşlarını cemaat sohbetlerine götürüyor.

Ancak 'Sistem cinnet geçiriyor' diye dehşete kapılan Hanefi Avcı'nın 30 yılda Türkiye'nin nerden nereye gittiği konusunda en ufak bir açıklaması yok. Sadece sonuçlardan dehşete düşüyor.

- Hanefi Avcı'nın 30 yıllık meslek yaşamı sol düşmanlığı ile geçiyor. Aslında Avcı'nın da anlattığı gibi devlet açık olarak 'sol düşmanı' olarak yapılandırılıyor. Avcı kitapta bunu bir 'kutsal devlet görevi' olarak yaptığını ama gelinen durumda bütün inançlarını sorguladığını anlatıyor.

Yani 30 yıllık 'sol düşmanlığı' sorgulanmadan cemaatin yükselişini anlamak imkansız oluyor.

- Uzun süredir görülen bir durumu Hanefi Avcı ayrıntıları ve somut olayları örnek göstererek anlatıyor. Emniyet İstihbarat Dairesi, Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele (KOM) Dairesi, önemli illerdeki emniyet ve istihbarat müdürleri, özel yetkili mahkemelerdeki savcılar ve hakimlerden oluşan yapı ile bir hukuk katliamı gerçekleştiriliyor. Öyle ki, cemaat gizli tanıkları bile kendisi görevlendirip savcılığın emrine veriyor. Avcı bu durum karşısında cemaate sempati beslemesine rağmen dehşete düşüyor.

- Avcı, Emniyet'te, Ordu'da, Meclis'te, bakanlıklarda, MİT'te, yargıda, basında ve bütün önemli devlet kurumlarında resmi hiyerarşiden farklı olarak cemaatin oradaki sorumlusu olarak imamların olduğunu iddia ediyor. (Bu kişilerin isimlerini ise İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'na teslim ettiğini açıkladı.)

- Aralarında ciddi fikir ayrılıkları olmamasına rağmen Emniyet Müdürleri, hatta Emniyet Genel Müdürleri bile kolayca tasfiye ediliyor. Resmi hiyerarşi dışında kurumlarda cemaatin (Avcı çete diyor) kendi birimleri var ve bunlar Emniyet Genel Müdürü'nü bile dinliyor.

- Türkiye'deki dinleme teknolojini bilen birkaç adamdan biri olduğunu düşünen Hanefi Avcı kendisinin de dinlendiği ortaya çıkınca şoka giriyor. Bundan sonra Avcı'nın anlattıkları ise telekulağın geldiği noktayı tekrar hatırlatıyor.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Aykut Cengiz Engin'e durum hakkında dilekçe vermeye gittiğinde Engin'den yapacak bir şey olmadığı, çünkü Başsavcı olarak kendisinin de dinlendiği cevabını alıyor.

Sonrasında Ankara Cumhuriyet Başsavcısı'na gidiyor ancak o da aynı yanıtı veriyor.

Emniyet Genel Müdürü Oğuz Kağan Köksal'a sorduğunda ise "Hadi ya. Gazetelerde çıkan haberleri okuyunca ben de cemaatin seni parlattığını sanmıştım" yanıtını alıyor.

Verdiği dilekçe "soruşturma açılırsa konu genişler, tehlikeli hale gelir" yanıtını alıyor.

Çünkü Adalet Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığı'nda cemaatin hakimiyeti bulunuyor.

- Cemaatin ve ortada dönen paraların ülkede hiçbir kuruma ve kişiye güven bırakmadığı bir kez daha ortaya çıkıyor. Cemaat kendi adamlarına bile güvenmiyor.

- Avcı kitapta, Türkiye'de hukukun ortadan kalktığını, sistemin cinnet geçirdiğini anlatıyor ve kendisinin de bu durum karşısında cinnet geçirdiğini belirtiyor. Avcı'nın verdiği ayrıntılar kitaptaki iddiaların büyük çoğunluğunun çürütülmesini neredeyse imkansız kılıyor.

Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Rektörü Yücel Aşkın nasıl hapsedildi?
Hanefi Avcı, cemaatin gerekli örgütlenme düzeyine geldikten sonra ilk önemli müdahalesinin Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Rektörü Yücel Aşkın'ın hapse attırılması olduğunu iddia ediyor. Avcı, Aşkın hakkında yolsuzluk ve kadrolaşma iddialarının olduğunu ancak garip bir biçimde organize suçları ve silahlı örgütleri incelemekle görevli özel yetkili bir mahkemenin soruşturmayı yürüttüğünü anlatıyor.

Şemdinli'de ne oldu?
Hakkari Şemdinli'de bir kitabevine el bombası atılması ve ardından ilçe halkının iki astsubay ve bir PKK itirafçısını yakalaması olayını da değerlendiren Avcı, hiçbir delil olmamasına rağmen dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Yaşar Büyükanıt'ın hazırlanan iddianamede suçlandığını ve asıl amacın ise Büyükanıt'ın Genelkurmay Başkanı olmasını engellemek olduğunu iddia ediyor.

Erzincan'daki hukuk katliamı
Avcı kitapta, çok tartışılan bir konu hakkında da birçok ayrıntı veriyor. Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner ve dönemin 3. Ordu Komutanı Orgeneral Saldıray Berk hakkında yapılan suçlamalar ve Erzurum Özel Yetkili Mahkemesi'nin yaptıkları bu kadarına da pes dedirtiyor.

Avcı kendisinin de muhafazakâr bir insan olduğunu ve İlhan Cihaner'in Erzincan'da cemaatler hakkında soruşturma yapmasını hoş karşılamadığını itiraf ediyor. Saldıray Berk'in de laiklik konusunda keskin demeçleri olan bir general olduğunu ve bu durumu tasvip etmediğini belirtiyor. Ancak sürecin gelişimi Avcı'yı da dehşete düşürüyor.

Erzurum'daki özel yetkili savcı aracılığı ile cemaat Adalet Bakanlığı'nı İlhan Cihaner konusunda uyarıyor. Yaptığı soruşturma abartılarak hükümet korkutulmaya çalışılıyor.

Bir yandan Cihaner'in başlattığı soruşturma, usülsüz bir biçimde Erzurum Özel Yetkili Savcısı Osman Şanal'ın sorumluluğuna geçirilirken, bir yandan da Cihaner ve Berk konusunda bir iddianeme hazırlanarak bu kişilerin tutuklanmasının sağlanmasına çalışılıyor. Dursun Çiçek'in İlhan Cihaner ile görüştüğü yalanı ortaya atılıyor, bir yandan da alışıldık bir yöntemle Erzincan'da kazılar yapılarak lav silahları "bulunuyor". Gizli tanık manyaklığı burda da devreye sokuluyor.

Avcı durumu şöyle anlatıyor: "Cemaat, polis içindeki yandaşları eliyle bazı kişileri Jandarma'ya gönderip kendilerini bilgi vermek isteyen muhbirler olarak göstermelerini, ardından da silahları polislerin koyduğunu söylemeleri için Jandarmanın kendilerini zorladığı yönünde savcıya ifade vermelerini istiyor. Böylece Erzurum Özel Yetkili Savcısının gizli tanığı olurlar.

Ve Cihaner tutuklanıyor.

Hrant Dink cinayeti soruşturmasında skandal
Hrant Dink cinayetinin gerçekleştirildiği dönemde tuhaf gelişmeler oluyor. İstanbul İstihbarat Şubesi Müdürü Ahmet Pak cinayet öncesinde görevden alınmaya çalışılıyor ve Dink cinayeti bahane edilip görevden alınıyor.

Ancak ortaya çıkan ayrıntılar, Trabzon Emniyet Müdürlüğü ve Trabzon İstihbaratı'nın İstanbul'a gerekli bilgilerin gönderilmediği doğrultusunda oluyor. Ancak Avcı'nın da dediği gibi "Delilin olup olmaması önemli değildi, onlar bunu istiyordu."

Cinayetin soruşturulması ile değil istenmeyen Ahmet Pak'ın tasfiyesi ile ilgileniliyor.

Ergenekon Örgütü mü?
Kitapta ayrıca Ergenekon davası ve iddianamedeki tuhaflıklar hakkında da bilgi veriliyor. Ancak Avcı'nın dile getirdiği önemli bir şey var: "Ergenekon Örgütü'nün varlığı ve neler yaptığı konusunda Emniyet Genel Müdürü Oğuz Kağan Köksal dahil hiç kimsenin bilgisi yok. Ülkedeki diğer bütün terör örgütlerini kontrol ettiği iddia eden bir örgüt hakkında emniyetin bilgisi yok. Ne yapacağımızı bilmiyoruz. Birkaç savcı hiçbir sınırlama olmadan iddianame hazırlayıp, tutuklama kararları çıkartıyor."

Avcı, Ergenekon iddianamesinde yer alan PKK ve Dev-Sol gibi örgütlerin Ergenekon tarafından yönetildiği iddialarının deli saçması olduğunu ve bir emniyet yetkilisinin bu yalana inanmasının skandal olduğunu yazıyor.

"Kral Çıplak"
Hanefi Avcı ülkede yaşananların nedenleri hakkında bir açıklama getiremiyor belki ama kitabın son bölümlerinde yer alan şu cümleler oldukça çarpıcı: Bir örgüt, cemaat adalete sızmış, kendi kurallarını uyguluyor, kendi operasyonlarını yapıyor. Ortada hukuk yok, kimsenin numara yapmasının, bilmiyoruz demesinin manası yok. Bütün avukatlar, gazeteciler, polisler verilecek kararların ne olacağını merak dahi etmiyor zira kararı net olarak davaya hangi savcı ya da hakimin baktığı belirliyor. Herkes bu durumun farkında ama hâlâ kralın ne kadar güzel bir elbisesi var diyoruz. Kral Çıplak! (sayfa 524) / Kaynak: Emre Deveci (soL)

Hiç yorum yok: