25 Ağustos 2010 Çarşamba

Said-i Nursi DEV YOL'cu muydu?

RED Dergisi’nden Mehmet Ali Yazıcı, Said-i Nursi’nin hayatını anlatan “Yolcu” isimli belgeseli çeken eski solcu yoldaşlarını eleştirdi.

İşte o yazı:

Önümde 18 Temmuz 2010 tarihli Zaman gazetesinin Pazar Eki duruyor. Zaman okumam, tesadüfen elime geçti ve sayfalarını karıştırdım, ekine baktım. İnanamadığım bir söyleşiyle karşılaştım. Başlık: Bediüzzaman’ın Yolculuğu Belgesel Oldu. Belgeselin adı Yolcu. (Devrimci Yol’culuktan müsemma!.. Belgeselde imzası olanlar bir zamanlar devrimciydi!..) Yönetmen ve metin yazarı olanlara baktım; ikisi de benim üniversite yıllarımdan ‘devrimci’ ve ‘sosyalist’ arkadaşlarım olan Kenan Beysülen ve Cemalettin Canlı. Şaşırdım... Şaşırdım, çünkü bu iki insanı, üniversite yıllarından çok iyi tanıyordum. Berlin Duvarı’nın yıkıldığı dönemlerde Devrimci Gençlik içinde beraberdik ve o zor şartlar altında solu, sosyalizmi savunmuştuk. Birlikte gözaltına alınmış, Ankara emniyetinin siyasi şubesinde, masalarından Zaman eksik olmayan polislerce birlikte sorgulanmış, birlikte işkence görmüştük. Tarihin garip cilvesine bakın ki, yıllar sonra onlar, Said Nursi belgeseli yaptıkları için Zaman’a röportaj veriyordu ve ben üzülerek bu söyleşiyi okuyordum. Sonra yollarımız ayrıldı. ‘Yollarımız’ derken, ben tutuklanmıştım ve 15 yıl ceza almıştım. Onlar ise dışarıda kalmıştı. Belgeselci olmuşlardı ve yaklaşık 10 yıl Can Dündar gibi bir ‘piyasa aydını’yla birlikte çalışmış ve daha sonra ayrılmışlardı. Ayrıldıktan sonra da, Can Dündar döneminin projesi olan Said Nursi belgeselinin çekimini tamamlayarak altına imza atmışlardı. Her şeyin ters yüz edildiği bir dönemden geçiyoruz. At izi it izine karışmış. Kimin eli kimin cebinde, kim kimle iş yapıyor belli değil. Kendilerine ‘solcu’ etiketini layık görenler, din propagandası yapıyor, gericiliği savunuyor ve AKP’ye destek veriyor. Dinciler, sicili bozuk ‘solcu’lara havale ediyorlar, kendi propagandalarını yapma görevini. Onlar da kabul ediyorlar. Bu vesileyle, gerici tarikat örgütlenmeleri ‘sivil toplum örgütleri’ olarak adlandırılıyor, demokrasi nutukları çekiliyor ve AKP özgürlükçü, demokrat falan addediliyor. Adı geçen röportajda, Said Nursi’nin öğrencilerinden olan Mehmet Fırıncı, ‘solcu’ geçinen ‘gizli dönek’lerin, İslamcıların amaçlarına hizmetlerini takdir ediyor ve şunları söylüyor: “Çok güzel bir belgesel olmuş. Çekenleri takdir ediyorum.” Takdir edilenlerse sıkılmadan hâlâ kendilerini ‘solcu’ olarak tanımlıyor.

NEDEN CAN DÜNDAR?
Said Nursi’nin hayatını anlatan Yolcu belgeselinin hikâyesi yeni değil. Yıllar önce Can Dündar ismiyle gündeme gelmiş ve epeyce tartışılmıştı. Çekimi Can Dündar’a nasip olmadı ama çömezleri başardı bu işi. Belki de Can Dündar ismi yıpranacak diye, belgeselde imzası olanlar kullanıldı. Bu tartışmalardan birini buraya almak istiyorum. Bir internet sitesinin forum sayfasında yapılmış bu tartışma. Konu başlığı, ‘Said Nursi Belgeseli’ni Can Dündar’a yaptırmak’. Niçin Can Dündar? Soru belki haklı. Bir okuyucunun yorumu şöyle: “Koskoca Nur Cemaatleri Said Nursi belgeselini çekecek adamı bugüne kadar yetiştiremedi mi? Değerlere sahip çıkma diyorsunuz da, siz önce yetiştirdiğiniz değerlere/insanlara sahip çıkın. İslamiyet hakkında fi kirleri belli olan birine Bediüzzaman Belgeseli çektirmek için insanın aklından zoru olması gerekiyor. Ayıp ya, hizmet sizinle rezil oluyor. Bediüzzaman’ın kemikleri sızlıyor.” Topları kim döktü? Bu siteme yönelik bir başka okuyucu da şu yanıtı veriyor: “Kardeş, koskoca Fatih Sultan Mehmet de o ünlü topları bir Macar’a döktürmüştü. Allah yetenek verirken, ‘Bu Müslüman, bu değil,’ diye dağıtmıyor ki. Antony Quin Çağrı’da Hz. Hamza’yı oynamıştı. Tabii keşke bizden birisi yapabilseydi.” Ve yorumcu devam ediyor: “Ne denilebilir bu durumda? Soru da iyi, cevap da. Acaba Said belgeselini Can Dündar’a –ya da bizim çömezlere- yaptırmaktaki gaye ne? Doğrusu bilmiyorum ama tahmin edebiliyorum. Filmi yıllardır sisteme hizmet eden ama ‘his insanı’nı oynayan birilerine çektirerek Said’in sistem açısından legalize olmasına katkı sağlamak isteniyor olabilir.

MAHİR ÇAYAN BELGESELİ YAPAR MI?
Can Dündar çeşitli Atatürk belgeselleri de çekmişti, değil mi? Projeye Can Dündar imza atmadı. Başkaları attı. Bu başkaları acaba Fethullahçıların mantığından bihaber mi? Ben, farkında olmadıklarından eminim. Eğer farkında olsalardı şu soruyu kendilerine mutlaka sorarlardı: “Bir Nurcu, Nazım Hikmet’in ya da Mahir Çayan’ın hayatını ve mücadelesini anlatan bir belgesel yapar mıydı?” Röportajda, belgeselin yönetmeni olan, eski ‘yoldaş’ım Yusuf Kenan Beysülen, Said Nursi’nin düşüncelerini kendine yakın bulduğunu belirterek şu beyanda bulunuyor: “Bugünün sorunlarının o gün de yaşadığını, tartışıldığını görüyoruz. Bediüzzaman’da kamusal alan-özel alan tartışmasını gördük, şaşırdık. Namaz kılarken evi basıldığında diyor ki, ‘Sen benim evime giremezsin. Burası özel alandır.’ Münazarat’ta çok kültürlülük ve çok kimliklilikten bahsediyor. ‘Bir arada yaşamayı öğrenmeliyiz’ diyor. Bunlar beni etkileyen şeylerdi. Sol fi kre yakın şeyler. Çok hoşuma gitmişti.”

SOL VE NURSİ
Kenan Beysülen, Said Nursi ismi üzerinden bu düşünceleri çok orijinal şeylermiş gibi yansıtıyor. Böylelikle ülkemizde tarikat örgütlenmesinin ve gericiliğin propagandasını yapıyor bize. Hem de kendine yakışık gördüğü ‘solcu’ kimliğiyle! Said Nursi’nin sola ve sosyalizme yönelik düşünceleri biliniyor. Bu şahsiyeti sol değerler açısından allayıp pullamaya gerek yok. RED’de defalarca teşhir edildi. Mayıs sayısında ‘sol’daki Said’den lafl ar vardı. Oradan alıntılıyorum: “Sosyalizm, bir kısım mukaddesatı tahrip ettiğinden, aşıladığı fi kir bilahare Bolşevikliğe inkılab etti. Ve Bolşeviklik dahi, çok mukaddesat-ı ahlakiye ve kalbiye ve insaniyeyi bozduğundan, elbette ektikleri tohumlar hiçbir kayıt ve hürmet tanımayan anarşistlik mahsulünü verecek. Çünkü kalb-i insaniden hürmet ve merhamet çıksa, akıl ve zekâvet, o insanları gayet dehşetli ve gaddar canavarlar hükmüne geçirir, daha siyasetle idare edilmez. Ve anarşistlik fikrinin tam yeri ise, hem mazlum kalabalıklı, hem medeniyette ve hâkimiyette geri kalan, çapulcu kabileler olacak.” “Bir tek gayem vardır: O da mezara yaklaştığım bu zamanda, İslâm memleketi olan bu vatanda Bolşevik baykuşlarının seslerini işitiyoruz. Bu ses, âlem-i İslâm’ın İman esaslarını zedeliyor. Halkı, bilhassa gençleri imansız yaparak kendisine bağlıyor. Ben bütün mevcudiyetimle bunlarla mücadele ederek gençleri ve Müslümanları imana davet ediyorum. Bu imansız kitleye karşı mücadele ediyorum. Bu mücadelem ile inşallah Allah huzuruna girmek istiyorum. Beni bu gayemden alıkoyanlar da, korkarım ki Bolşevikler olsun! Bu iman düşmanlarına karşı mücadele açan dindar kuvvetlerle el ele vermek, benim için mukaddes bir gayedir. Beni serbest bırakınız, elbirliğiyle komünistlikle zehirlenen gençlerin ıslahına ve memleketin imanına, Allah’ın birliğine hizmet edeyim.”

SIFIR NOKTASI!..
Zaman’dan Murat Tokay’ın yaptığı röportajdan devam edelim. Şöyle yazıyor Murat Tokay: “Filmde imzası bulunan Yusuf Kenan Beysülen ve Cemalettin Canlı, kendilerini solcu olarak tanımlıyor. ‘Said Nursi’ye ve Nur cemaatlerine mesafemiz sıfır noktasındaydı. Bildiklerimiz genel geçer şeylerdi. Bildiklerimizin de çoğunun önyargılı olduğunu bu süreçte gördük’ diyor.” ‘Solcu’ yönetmen bir de özeleştiri veriyor. Said Nursi’yi şimdiye kadar tanımamış olmanın ezikliğini yaşıyor. Bilindiği gibi özeleştiri sola ait bir kavramdır ve sınıf mücadelesinde ortaya çıkan yanlışları düzeltmede kullanılır. Yusuf Kenan Beysülen, belgeselin çok beğenildiğine dair, aynı zamanda diğer solcuları da tanık gösteriyor. “Bediüzzaman’ı insan olarak ortaya koyan bir belgesel çektik. Kaynaklarda steril bir anlatım vardı. Biz Said Nursi’yi tarihsel bağlamı içinde anlatmaya çalıştık. Osmanlı’yı, dünyayı, bölgeyi, bölge insanını anlattık. Bediüzzaman’ın mücadelesi, fi kirleri o zaman yerli yerine oturuyor. Belgeseli birçok gruba izlettik. Nur cemaatleri, Kemalistler, soldan arkadaşlar... Olumlu tepkiler aldık. Kemalistlerin şaşırdıklarını gördük. Biz inandığımız bir şeyi yaptık. Said Nursi’ye tamamen objektif bir bakış var.” Beğenen solcular kimlerdir bilemeyiz ama ‘inanılan şeyi yapmak’ büyük bir inanç, özveri ve cesaret işidir. Döneklikte sınır tanımayanlar, ifade ettikleri siyasi kimliklerine bağlı olmayanlar, içinden geldikleri sınıfa ihanet edenler, bu inancı, özveriyi ve cesareti gösteremez. Onlar yaptıklarıyla ancak, gericiliği topluma yaymaya çalışan karanlık odakların ekmeğine yağ sürmeyi başarır. İçinden geçtiğimiz dönemde dürüst ve samimi solcuların en önemli görevi, solu, yürekleri, bilinçleri ve vicdanları kararmış sahte solculardan kurtarmaktır. Bu bilinç ve sorumlulukla, AKP yardakçılarını, Said Nursi müritlerini solun yakasından koparıp atabiliriz…

1 yorum:

Adsız dedi ki...

değerli yazar sizden said nursinin kitaplarını okumayı tavsiye ederim. hakikaten ne demek istediğini anlarsınız. bu sözlerim yürektendir. bir de tarasız okuyun sadece