5 Kasım 2010 Cuma

CHP'nin "solcuları" ne yapacak? - Kemal Okuyan

Beklenen oldu, Cumhuriyet Halk Partisi'nin kurumsal yapısı içerideki çalkantıya ve dış müdahalelere daha fazla dayanamadı ve 3 Kasım itibariyle çatırdamaya başladı. Henüz hasar tespiti yapılamıyor, krizin bir çöküntüye dönüşüp dönüşmeyeceği bilinemiyor.

Türkiye'de solun değişik kesimlerinde "beter olsunlar" duygusunun uyanmasına kimsenin içerlemeye hakkı olduğunu düşünmüyorum. Cumhuriyet Halk Partisi'nin sola kötülüğü çift dikişlidir; her şeyden önce kurulu düzenin başsahiplerinden biri olarak CHP Türkiye'nin bir adaletsizlik, zorbalık ve eşitsizlik ülkesi haline gelmesinde büyük sorumluluğu vardır. Sonra CHP, Bülent Ecevit'le birlikte solu kötürümleştirdiği, kişiliksizleştirdiği, düzene bağlamaya çalıştığı için de kötülük etmiştir memlekete, emekçi halkımıza…

Ancak şu anda duygularımıza teslim olmanın zamanı değil. Tamam, CHP'nin içinde durmayı tercih edenler dahil kimse CHP'nin burjuva karakterini sorgulamıyor, sorgulayamaz da. Herhangi bir burjuva partisinin etkisizleşmesinden mutsuzluk duymamızı da bekleyen yoktur herhalde. Bunlar tamam ama iki meselemiz var. Birincisi, şu anda ve şu haliyle CHP'deki kriz, kendi gidişine bırakıldığında Türkiye devrimci hareketinin değil AKP'nin önünü açıyor.

İkinci olarak etik bir sıkıntı mevcut Türkiye solu için… Bağlı bulunduğum siyasi hareketin hiçbir biçimde ve hiçbir dönem CHP'yi desteklemek, onunla yan yana gelmek gibi bir yanlışa düşmemesi, Türkiye solunun yaygın bir biçimde açık ya da örtülü bir "CHP mesaisi" olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Seçimlerde verilen destek, yerel yönetimlerde yapılan pazarlıklar, gençlik kollarının bir platform olarak kullanılması… Bu tarih, "beter olsunlar"ı hiç de şık olmayan bir tavıra dönüştürüyor. Kaldı ki, siyasi karar konusu olmayan bağlar da mevcut CHP ile "sol" arasında. Birçok yerellikte, aynı kökten gelen kadroların bir bölümü CHP içinde bir bölümü düzen dışı sol kapsamında siyaset yapıyor ve bunlar arasındaki "husumet" çoğunlukla yerini daha medeni ilişkilere bırakmış durumda. Zaman zaman başı sıkışan, devletle sorun yaşayan solcuların CHP'li tanışlarına başvurması, onlardan yardım istemesi de sık rastlnan ve ayıplanmaması gereken bir davranış.

"Beter olsunlar" demeden önce bütün bunların düşünülmesi gerekiyor.

"Beter olsunlar" demeden önce CHP'deki gelişmelerin Türkiye soluna yaraması için üzerimize düşeni yapmamız, bir solcu olarak CHP'yi tercih edenleri oradan çıkaracak bir cazibe merkezine dönüşmemiz gerekiyor.

Peki bu nasıl olacak?

Sanırım önce CHP'deki tartışmanın taraflarına bakmak gerek.

Burada iki yanlıştan uzak durmalı.

Yanlışa götürecek değerlendirmelerden biri CHP'deki taraflaşmayı yalnızca "koltuk kavgası" ile açıklamak olur. Evet bu var, yıllarca hizipler savaşına sahne olan bir partide olmaması düşünülemez de. Bununla birlikte, Baykal'ın alaşağı edilmesinden bu yana bu partide yaşananların "yeni Türkiye" tasarımıyla bağlantısız olduğunu söylemek de büyük saflık olur. Zaten Kılıçdaroğlu bu tasarımın adamı olduğunu her fırsatta gösteriyor, ağzından düşürmediği "Yeni CHP" AKP Türkiyesi'ne cuk oturuyor.

Peki ama, CHP'de taraflar nasıl şekilleniyor?

İkinci yanlışa CHP'deki tarafları sol adına anlamlandırmaya kalkınca düşülüyor.

CHP'nin solu neresi, sağı neresi?

Dün ortaya çıkan tabloda CHP'nin "solcu"ları Önder Sav ve Kemal Kılıçdaroğlu'na neredeyse eşit bir biçimde dağılmıştı. "Koltuk kavgası" tezlerini güçlendirebilir belki ama sanırım asıl sorun Türkiye'deki "solculuk" tanımındaki arızayla ilgili. Abartmayıp, mutlak formülasyonlara gitmeden şu söylenebilir: CHP'deki saflaşma sol-sağ ayrımına değil liberalizm-milliyetçilik ayrımına dayanıyor. Milliyetçiliği solculuk sananlar dışarıdan baktıklarında Önder Sav'a, liberalizmi solculuk sananlar Kılıçdaroğlu'na yakın hissediyorlar kendilerini.

Ama her durumda burada solculuk filan yok! Liberalizm ve milliyetçilik ikiz kardeş olduklarından görüntü de flulaşıyor, karar vermek zorlaşıyor.

İşte bu noktada "beter olsunlar" demekten çok daha önemlisi, sola bulaştıkça çirkinleşen ve solu da kirleten milliyetçilik ve liberalizmden kopuş için gerekli enerjiyi yaratmak. Hiç çekinmeden söylemeli; kopuş sermayeden kopuşla mümkündür, sol adına milliyetçiliğe meyledenler sermaye sınıfından kopuşa zorlanırken yurtseverlikle, liberalizme meyledenler aynı kopuş için cesaretlendirilirken gerçek özgürlükçülükle tanıştırılmalıdır.

Bunun CHP ile alakası şudur:

Türkiye solunu milliyetçilik ve liberalizm arasında sıkıştıran esas olarak CHP'dir.

CHP'deki krizi ancak ve ancak milliyetçilik ve liberalizmle hesaplaşmaya dönüşürse sola yarayacaktır.

"Biz de Marksistiz" diyen CHP'liler… İşte zamanı… Ya "hizipler savaşı"na dahil olacak veya son tahlilde aynı kapıya çıkan milliyetçilikle liberalizm arasında tercih yapacaksınız ya da "yeter" diyeceksiniz.

Hiç yorum yok: