11 Kasım 2010 Perşembe

Peki, hıyar satmaya ne dersiniz?

TRT’de “Kozmik Oda”nın ev sahipliğini yapan Rıdvan Memi, Ağca röportajını bitirince, gözlerimizin içine bakarak bir de gazetecilik dersi verdi: “Ağca ile röportaj yapma şansını ele geçirip, bunu gerçekleştirmeyen bir insanın gazeteciliği bırakıp limon satması gerekir. Ama tutarlı davransın lütfen limon satarken, satacağı insandan sabıka kaydını da istesin.”

Ben bizim medyanın, özellikle de televizyonların, son zamanlarda yaptığı en düzgün işin Ağca’ya alınan tavır olduğunu düşünüyorum. 18 Ocak’ta cezaevinden çıktıktan sonra, bir süre herkesi peşinden koşturup ardından Ankara’da düzenlediği basın toplantısında çelişik şeyler söylemiş, İstanbul yolunda da seyahat özgürlüğünü engelletmişti gazetecilerin.

TRT’de geçen gece karşımıza çıkmasaydı, unutmuştuk onu. Hiçbir gazete ve televizyon görüşmedi, bir katile prim yaptırmamak için.

Yine de, Memi’nin röportaj sonrası verdiği gazetecilik dersinin doğru bir yanı var. Bir gazeteci Ağca gibi biriyle röportaj şansını ele geçirirse, “röportaj” yapar; sorularını sorar.

Memi’nin açıklamalarından anlıyoruz ki, programa çıkması için Ağca’ya para ödenmemiş. Önceleri televizyona çıkmak için 2 milyon dolar gibi rakamlar telaffuz eden Ağca, parayı ima bile etmemekle kalmayıp, ön görüşmeler sırasında içilen çayların kahveleri de o ısmarlamış Memi’ye. Bu da iyi, çünkü para ödenerek insanların konuşturulduğu “çek defteri gazeteciliği”nin mesleğe çok zararı olmuştur. Bir kere, para kokusu alanlar televizyonun sırrını çözüp, oraya çıkmalarını sağlayacak yalan ve abartılara sarılırlar. Dahası, misal, eşini yatağa bağlayıp bıçaklayan Sharon Emel’i parayla televizyon yıldızı yaptığınızda, başkaları da özenir yatağa koca bağlamaya.

Geçen gece Ağca’yı izleyip, Vatikan’la 2 yıl hapis yatmak üzere anlaşmalarına karşın, “50 yıl da yatsam Hıristiyan olmam” dediği için yıllarca yattığını duyunca, ona “Kahramanım” diye bakanlar olmuş mudur, bilmiyorum. Ama o röportajdan, para almadıysa bile, böyle bir imaj hedeflediği kesin Ağca’nın.

Yayına hazır olan kitabının reklam ve pazarlamasını yaptığı da kesin. Sağ olsun, tüm röportaj boyunca sorularını izin alarak sorma nezaketindeki Memi de altını çizip durdu kitabın, “Bunu kitapta açıklıyorsunuz, bunu belgesi kitapta” gibi saplamalarla.

Programın adı “Kozmik Oda” gibi iddialı bir şey olunca, insan en merak edilen sırlara erişilebileceği duygusuna kapılıyor. Öyle ya, kozmik oda bir televizyon ekranından hepimize açıldığına göre, oraya sokulan Ağca’yı da tüm çıplaklığı ile görmeyi ummak hakkımız.

Bir Türk televizyonunda, bir gazeteci Ağca’yı karşısına oturttuğunda, onu izleyenlerin en fazla merak ettiği soruları da soracaktır, değil mi? İlk kez izlediğim Memi’nin, bu toplumun Ağca’ya sormayı en fazla istediği soruyu bilebilecek çapta bir meslektaş olduğunu anladım. Ben anladım ama, neye yarar?

Ağca’yla röportaj yapma fırsatını yakalayan bir gazetecinin, sorma fırsatını asla kaçırmayacağı sorular nelerdir? Hele o röportaj Türkiye’de bir Türk gazeteci tarafından yapılıyorsa… İpekçi cinayeti, değil mi? Neden vurdu? Kim azmettirdi? Cezaevinden kimler kaçırdı?

Anlaşılan Memi program öncesi birkaç kez görüşmüş Ağca ile. Çaylar kahveler içilmiş. Parasını Ağca ödemiş. Programın çerçevesinde anlaşılmış. Nelerin sorulup nelerin sorulmayacağı belirlenmiş.

Röportajı bir gazetecilik başarısı olarak ilan eden TRT de, internet sitesindeki tanıtımda “Papa’yı neden vurdu? Suikast girişiminin P2 Mason Locası ile bağlantısı var mı? Perde arkasında Bulgar-Rus işbirliği olduğu doğru mu? Sen Pietro meydanında kendisinden başka suikastçi var mıydı? Cezaevinde kendisini ziyaret eden Papa ile ne konuştular? Ve 29 yıldır aydınlanmamış pek çok konu…” diyor, ama o pek çok konu arasına İpekçi cinayetini katamıyor bir türlü.

Ağca ile röportaj şansını ele geçirip de yapmayan limon satacaksa, röportaj yapıp da en sorulması gereken soruyu sormayan gazeteci ne satsın? Hıyar mı?

L. Doğan Tılıç, BirGün Gazetesi

Hiç yorum yok: