23 Kasım 2011 Çarşamba

Dersim katliamındaki AKP - Eren Aksoyoğlu

Hüseyin Aygün, Dersim üzerine yıllardır araştırma yapan biri olarak Zaman gazetesine 1937 Dersimi’ne dair açıklamalarda bulununca böylesine büyük bir fırtına kopacağını düşünmemiştir herhalde. Öyle ki, bu fırtına hem CHP’de bir parti içi devrime hem de Türkiye’de üstü örtülen dosyaların yeniden açılmasına sebep oldu. Ancak Dersim katliamının araştırılması ve suçluların ortaya çıkarılması istekliliği bir kenarda beklerken; önce bugün yaşanan fırtınanın nedenlerine dikkatlice bakmak gerekiyor. Sanki medya-siyaset ilişkisi, artık üstünü örtemedikleri bir olayın suçunu sınıf arkadaşına atıyor.

1937 tarihi ‘anlı-şanlı’ Türk tarihinin ‘mihenk’ taşlarından biridir şüphesiz(!) Dönemin iktidarı ve tek erki CHP, o dönemden bugüne tek suçludur. Hatta o suç bugüne taşınırken, malum barkodu üstünde, bir paket gibi taşınır ve bugünkü genel başkan ‘Dersimli Kemal’ de suçlu ilan edilebilir. Taraf gazetesi ve türevleri , kendisine biçilen don dar gelmiş olacak ki, rahat hareket edip doğruları yazmak yerine; güçlü olan tarafa oynamayı tercih eder. ‘Özgürlükçüler’ iyi bilir, Dersim gibi hassas konularda bilimsel verilerden çok, vicdanların yönetilmesi meselesine ‘focuslanan’ süreçten kazançla çıkacaktır. Ayrıca Dersim’de gerçeği görmek için analiz yapma cüretinde bulunanlar olursa, CHP’li 13 ulusalcı vekilin yanına ‘faşist’ puluyla damgalanıp gönderilecektir. Ulusalcı olmakla AKP’li olmak arasındaki ince çizgi hacıyatmaz misalidir. Özgürlükçüler sizi istedikleri kenara yatırıverir.

Bugün burjuva siyaseti haritasının sağında ve solundaki bütün partilerin CHP çıkışlı olduğu bir gerçeklik. Zira Kürtler, milliyetçiler, muhafazakarlar ve liberaller bu partiden çıkarak ve farklı pratiklerle bulunarak bugüne geldiler. Türkiye’nin özellikle sağ tandanslı partilerinin siyaset yapma tarzından ideolojik tutumuna kadar (pragmatist yönelimler gerçekliği değiştirmemiştir) dar alandaki çeşitliliği dönüp dolaşıp sistemi kuran parti CHP’nin yönelimleriyle benzerlik göstermişti. Celal Bayar ve Adnan Menderes’in ülkeyi yönetme tarzları da CHP’ninkinden farklı değildi.

Geçtiğimiz günlerde Bülent Arınç, CHP’deki tartışmaların ardından rakip partiye yeni taktikler vermiş ve bununla yetinmeyip, bir abi fedakarlığında, ‘bu güzide partimizin’ kendi tarihiyle hesaplaşmasını istemişti. Bir barkod olarak CHP, o hesaplaşmayı kendi içinde yapmayı bünyesine yedirebilir mi, bilinmez. Ancak, görünmez bir gerçektir ki, o hesaplaşmanın parçalarından biri de AKP’dir. Ve Marx’ın, bu gerçekliğe itiraz edecek AKP’lilere de söyleyecek güzel bir sözü vardır: Görünen, gerçek olsaydı bilime gerek kalmazdı.

Yandaş medya fırsat bu fırsat, her gün manşetinden yarayı kaşıyadursun, biz Marx’ın yolundan gitmeye çalışalım; Atatürk katliamdan bizzat haberdar olduğu halde Celal Bayar’ın hiçbir şeyden haberi yoktu demek. Ya da geçtiğimiz yıllarda ülkemiz billboardlarının ‘Demokrasi Yıldızları’ndan Adnan Menderes durumun farkında değildi zaten. Katliamı yapanlar, o gün meclisi bilgilendirmemişlerdi. O aralar henüz CHP’li olan AKP’nin öncülü Demokrat Partili milletvekilleri ellerini katliamdan yana kaldırmamışlardı. Bunların hiçbiri olmadı ya da bugünün ‘demokratlık’ ölçütü buydu, öyle mi?

AKP pragmatizmi gerçekliği tanımlamaz, bunun yerine algıyla oynamayı sever. Her fırsatta Demokratlık Parti’nin devamı olduğunu belirterek CHP’nin bagajından kirli çamaşır çıkarıp kendini ‘milletin’ yanına atan AKP’nin demokratlığı sadece bir algı bulutundan ibarettir. Gerçeklik ise yalnızca tarihin uğranılmayan tozlu raflarında saklıdır. Kimi Dersim’de kimi Madımak’tadır.

Bugün, satılan her mal veya hizmetin barkodunun taşındığı bir dünyada yaşıyoruz. CHP’nin de barkodları arasında Dersim var. Ama AKP’nin barkodları arasında ne Dersim var, ne Madımak. Ayrıca AKP; bir yandan CHP’nin sosyal demokrat bir parti olması için yanıp tutuşurken diğer yandan muhafazakar demokrat bir parti olmaya devam ediyor. Malum, muhafazakar demokrasi; iki kelime bir çelişki.
Eren Aksoyoğlu
twitter.com/erenaksoyoglu

Hiç yorum yok: