23 Kasım 2011 Çarşamba

Dersim ve “yüzleşme” - Alper Birdal

Başbakan Erdoğan “Dersim için devlet adına özür dilenecekse ben özür dilerim, diliyorum” diyor ve iktidar şakşakçısı basında bir “yüzleşme” sözü almış başını gidiyor. Bir yıl önce, Onur Öymen’in sunduğu malzeme üzerinden çalınan mayanın tuttuğunu biliyor, daha rahat hareket ediyorlar bu kez. Nasılsa CHP bu pespayelikle daha fazla malzeme verecek ve Erdoğan ve ekibi İkinci Cumhuriyet’in Alevisini, İkinci Cumhuriyet’in Kürdünü ve İkinci Cumhuriyet’in bilmem nesini yaratana kadar bu yolda devam edecek. “Mazlum” diyecek, zulüm diyecek; özeleştiri, yüzleşme diye anlatıp duracak.

Bana göre AKP takımının Dersim Katliamı’na bakış açısının en iyi özetini, şu “yüzleşme”nin ne anlama geldiğini, Adıyaman Milletvekili Mehmet Metiner’in son iki günde yaptığı çıkış vermiş oldu. Metiner önce Sabiha Gökçen’in isminin İstanbul’daki havaalanından kaldırılmasını istedi. Gökçen’in Dersim’e yönelik hava saldırısına gönüllü olarak katıldığını ve halkın tepesine bomba yağdırdığı için kahramanlık madalyasıyla ödüllendirildiğini söylüyordu. Ertesi günse, herhalde dayanamadığından, havaalanına Muhsin Yazıcıoğlu veya Turgut Özal isimlerinin verilebileceğini söyledi.

Öyle ya, ölümü de hayatı gibi karanlık olan bu iki şahısla ilgili az kampanya yürütmedi AKP… Ama son haftada Dersim polemiği için birkaç tarihsel belge okuduğu anlaşılan Erdoğan, belki bu sayede Yazıcıoğlu’nun Maraş ve Sivas katliamlarındaki rolünü ya da Abdullah Çatlı ülküdaşına meftunluğunu anımsayarak, belki Özal’ın 12 Eylül cuntasıyla göbek bağının fazlaca aşikar olduğunu akıl ederek, milletvekilini frenledi ve “Mehmetçiğin, sen de bu işlere daha fazla girme. Yeter o kadar” deyiverdi.

Evet, “yeter o kadar”. Gerçekten artık yeter!

Yüzleşeceklermiş… Kim, neyle yüzleşecek?

“CHP’nin sicili” diyor Erdoğan ve takımı her ağızlarını açışlarında… Belki Özal’ın, Yazıcıoğlu’nun sicilinden korktuğundan milletvekilini susturan Erdoğan, Bayar’ı, Menderes’i, bütün bir Demokrat Parti şürekâsını “unutuveriyor”. Onlar nerelerdeydi acaba katliam kararı alınırken?

Böyle bir yüzleşmenin karşısına çıkıp “hangi yüzle” diye sormayan herkes Erdoğan’ın İkinci Cumhuriyet’inin, sermaye egemenliğinin tarihiyle yüzleştiğine ikna olabilir. Ama tarih boyunca halklara karşı işlenen suçların, cinayetlerin ve katliamların sermaye egemenliği adına, patron sınıfının çıkarları için işlendiğine ilişkin apaçık gerçeği yüzlerine çarpmak da bizim sorumluluğumuzdur.

Ne CHP’si! Bir bütün olarak sermaye egemenliğidir sorumlu olan; bütün aktörleriyle…

Alevilere karşı işlenen cinayetler Dersim’de başladı ve Dersim’de mi bitti? AKP takımının “yüzleşme” palavrasına kananlar, Dersim Katliamı’nın “hesabını” Yazıcıoğlu’na sahip çıkarak sorarlar. Kürtlere karşı işlenen cinayetlerin Dersim’le başlayıp Dersim’le bittiğini düşünenler, “KCK operasyonlarını destekliyorum” diyen Erdoğan’ı buyursunlar alkışlasınlar.

AKP’nin Dersim’le yüzleşebileceğini, ama gerçekten yüzleşebileceğini safça düşünen varsa, Başbakan’ın konuşmasında Necip Fazıl üstadının izinden giderek Dersim’de katledilenleri “din mazlumları sınıfına” dahil ettiği cümleleri yeniden okumalıdır. Din adına her türlü karanlık işe bulaşmış bir siyasi geleneğin devamcıları Dersimlileri “din mazlumu” ilan ediyor ve Erdoğan “kendi tarihini sorgulamayanlar başkalarını eleştiremezler” diyor.

Bunu niye yapıyorlar, esas olarak bu soru üzerinde düşünmek gerek. Yeni rejimin, İkinci Cumhuriyet’in artık ne denli muktedir olduğunu göstermek için mi? Belki. Yönsüz CHP muhalefetini kum torbasına çevirebileceklerinin farkına vardıkları için mi? Olabilir.

Ama başka bir işareti Zaman yazarı Hüseyin Gülerce verdi bugün: “Ergenekon davası Alevi camiasını sarstı. Ama Alevi kurumları, kendilerine yakışacak duruşu sergileyemediler. Kirli yapının mazlum ve mağdurlarıydılar ama seslerini yükseltemediler: ‘Soruşturma derinleştirilmeli, aydınlatılmalı, nereye kadar gidiyorsa oraya kadar gidilmeli, Maraş ve Sivas dosyası yeniden açılmalı’ diyemediler...

Mesele, CHP, Kılıçdaroğlu, parti içi çekişmeler değil. Mesele derinlerde. Bu ülkede artık kimse, yüz yıllık yüzleşmeden kaçamaz. Dersim hakikati, eski Türkiye'yi noktalıyor. Dersim, vesayetin çivisini çıkarmıştır. Dağılan parçaları, artık kimse bir araya getiremez. Yıkılan payandaları kimse ayağa kaldıramaz...”

Böyle söylüyor.

O halde esas mevzu seçimden sonra Alevi toplumunun gardını ne kadar düşürdüğünü sınamak. Bir kez daha…

O halde “yüzleşme” diyerek kopardıkları gürültünün arkasında “din mazlumu”na indirgedikleri Alevilerin İkinci Cumhuriyet tarafından kapsanması çabası var.

“İkinci Cumhuriyet’in Alevisi olmayacağız” diyen Alevi emekçilerin ise böyle bir yüzleşmeye değil, sermaye egemenliğinden hesap sormaya ihtiyacı var.

Hiç yorum yok: