23 Kasım 2011 Çarşamba

En iyisi Türkiye'yi kapatalım - Ümit Alan

Bir dönemin Fransa Devlet Başkanı De Gaulle’un o meşhur sözünü herhalde çoğu kişi duymuştur, ama tekrarlamakta sakınca görmüyorum. De Gaulle, görüşleri kendisiyle tamamen zıt olan ve kendisi hakkında ağır eleştirilerde bulunan düşünür Jean Paul Sartre’ın kulağının çekilmesi önerildiğinde “Sartre’a dokunamam. Çünkü, Sartre Fransa’nın ta kendisidir” diyerek konuyu kapatır. De Gaulle’un siyasi fikirlerini asla paylaşmayanların bile altına imza atabildiği bu söz, bugün benzer pek çok olayda hatırlanıyor. Daha önce gazeteci diye andığım insanlara saygımdan dolayı gazeteci demeye pek dilim varmıyor ama Taraf gazetesinden Mehmet Baransu ve birkaç arkadaşının Twitter üzerinden başlattığı “Ekşi Sözlük Kapatılsın” kampanyası yine bu sözü hatırlattı. Kısaca hatırlatmak gerekirse, Baransu ve arkadaşları Allah’A ve dine hakaret edildiği gerekçesiyle Ekşi Sözlük kapatılsın diye ortalığı birbirine kattılar. Güncel rakamlarla 35 bin yazarı olan yaklaşık 40 bin kişinin yazar olmak için gerekli yükümlülükleri yerine getirip sıra beklediği bir siteyi yani. Neyse ki, onlara karşı kampanya açanlar da vardı. İfade özgürlüğü sınırları içine girer mi, girmez mi tartışmasını bir kenara bırakıyorum ama birkaç kişinin yazdıklarını baz alarak, “bir siteyi kapatalım” demek cahillik midir yoksa kötü niyet mi onu tartışmak istiyorum bu haftaki Köşe Vuruşu’nda.

Otoyolları kapatalım
Ekşi Sözlük internetin dünyadaki gelişiminde kullanıcının da işe katıldığı Web 2.0 döneminin belki de dünyadaki en özgün örneklerinden biri. 1999 yılında kurulan Ekşi Sözlük, kullanıcıya kendini ifade etmek için fırsat sundu. Yazım formatı ve hukuki kıstaslar haricinde hiçbir sınır da koymadı. Burayı bir otoyol olarak düşünürsek Türkçe kullanma ehliyeti olan ve bazı trafik kurallarına uyan her görüşten insanın trafiğe çıkması demekti bu. Bu dönemden itibaren binlerce insan Ekşi Sözlük’e aktı. Ekşi Sözlük’ün onlarca hatta belki yüzlerce benzeri oluştu, kimisi tutundu, kimisi yok oldu gitti. Türkiye’de henüz internet hukuku bile yokken kurulduğu için türlü güçlüklerle mücadele etti. Ekşi Sözlük’ün bugün internetteki işlevi bir otoyoldan farksız. O yola pek çok insan çıkıyor. Kaza yapanlar, kaza yapıp kaçanlar oluyor. Böyle durumlarda çoğu kez mahkemeler devreye giriyor, kimi araçlar trafikten men ediliyor, kimileri haklı bulunup yola devam ediyor. Bugün Baransu ve şürekasının kampanyası “bizim araçlarla ve içindekilerle derdimiz yok, biz otoyolu kapatmak istiyoruz” demekten başka bir şey değil.

Twıtter’ı niye kapatmıyoruz?
Baransu ve şürekasının kampanyasının bir başka çelişkili tarafı da şu ki, bu kampanyayı açtıkları mikroblog sitesi Twitter’ın şekil ve isim haricinde Ekşi Sözlük’ten hiçbir farkı yok. Twitter’da pekâlâ bugün bir hesap açıp istediğinizi yazabilirsiniz, bu yazdıklarınız yüzünden davaların muhatabı da olabilirsiniz. Kaldı ki, yazılıyor da çok fazlası. Ama Baransu ve arkadaşları bunun farkında bile değil. Düzenledikleri kampanyanın Nasreddin Hoca’nın bindiği dalı kesmesinden zerre farkı yok. Bugün Ekşi Sözlük’ü kapattın, yarın Twitter’da dine yönelik hakaretler çıktı onun da Türkiye ayağını kapattın, sonra Facebook öyle gider bu...

Ya kara cehalet, ya kötü niyet!
Şurası açık ki, Ekşi Sözlük bir medya kuruluşu değil. Eğer Ekşi Sözlük’ün kurucusu, 35 bin yazarı aynı anda işe alıp, bir o kadarını kenarda bekletip, bütün yazdıklarını aynı anda kontrol edebilecek ve istediğini yazdırabilecek bir manipülasyon aracı yaratmış olsaydı zaten çoktan Türkiye’nin en güçlü adamı olmuştu. Öyle bir durumda Facebook ve Twitter kurucularını hayal edemiyorum bile. İşte böylesi bir araçta yazılan, katılmadığı bir iki görüş için “Ekşi Sözlük’ü kapatalım” diye kampanya açan zihniyet, ya kara cahil olmalı ya da kötü niyetli. Peki niyet ne, kişisel bir hesaplaşma mı, 22 Kasım ile birlikte yürürlüğe giren internete filtre uygulaması öncesi spin doctor tedavisi (kasıtlı yapılmış gündem değiştirme hamlesi) mi, internette özgürlük tartışmalarını din üzerinden istismar etmek mi? Hepsi olabilir. İhtimallerin içerisinde en zayıfı olarak “cehalet”i görüyorum. Burada cehaletten öte bir kötülük kokusu var. Yalnız kötü niyetli bir hesaplaşmanın hamlesi olsa da içindeki zekâ eksikliğinden ötürü fazla ayyuka çıktı bu kez. Gazetecilikte defalarca çuvallayan Mehmet Baransu’nun zihniyet yapısının ne kadar problemli olduğunu göstermek açısından da iyi oldu bence. Birazcık aklı başında olup kendisini hâlâ ciddiye alanlar kaldıysa, onlar da bir kendine gelmiştir herhalde.

Ekşi Sözlük Türkiye’dir!
Ekşi Sözlük’e gelince, Ekşi Sözlük’te elbette sevmediğimiz, katılmadığımız yorumlar olacaktır, hatta kimi zaman nefret suçları, hedef göstermeler de yaşanacaktır. Nasıl ki sokağımızda işlenen bir cinayetten sadece cinayeti işleyen sorumluysa, onlardan da sözlük değil yazan kişi sorumludur. De Gaulle’un lafına dönecek olursak, evet Ekşi Sözlük Türkiye’dir. Çünkü içinde her türden görüş vardır. Üstelik benzerlerine emsal olarak onlara da yol açmıştır. Oldu olacak çoğunluktan farklı düşünenler var diye Türkiye’yi de kapatalım. Çoğunluktan farklı düşünenleri iyice temizleyip yeniden açarız. Asıl niyet bu mu yani?
Ümit Alan, BirGün

Hiç yorum yok: