22 Kasım 2011 Salı

Kamuoyunun dikkatine!

YETMEDİ Mİ?
Önce 1400 kişililik listelerden söz edip; sonra da dalga dalga yükseltilerek, “sürek avı”nı andıran tutuklamaların keyfiliği; tipik Türk(iye) hukuk(suzluğ)udur!

Bu pratikte, tamı tamına eski Yunan’da Thrasymakhos’un, “adaletin gücü elinde bulunduranların icadı olduğu”; “iktidardakilerin yasaları kendi çıkarlarına göre koydukları”nı ve bu keyfiliğe boyun eğmelerini bekledikleri saptamasını (Platon, Devlet, 359a-c.) doğrular ki; bizde de olan budur!

Savunmaya saldırıp, avukatları bile içeri alanlar; KCK harekâtları şahsında coğrafyamızda artık hukuk yoktur; yaşatılanlar hukukun sonudur, nihayetidir!

Bunu dosta da, düşmana da bir kez daha ilan ederek; hukukun, eğer hukuk olacaksa, insan haklarına dayalı olması gerektiğinin altını çiziyoruz...

Eğer hukuk doğrudan bir şiddet aygıtına dönüştürülmüşse; bir balyoz işlevinden malûlse; adalet etiğinin alt başlığı değilse; hukuktan değil devlet teröründen söz edilmesi gerekir.

Artık sınıfsal gerçeğini perdeleyen, “biçimsel iddiaları”nı bile çiğneyen, kural/sınır tanımayan fütursuzlukla karşı karşıyayız… Mevcut hukuk(suzluk)ta “beyyine külfeti”, yani ispat yükü iddia edene ait değildir artık…

Goethe’nin, “Saldırganca aptallık kadar kötü bir şey yoktur,” sözünü anımsatan adaletten yoksun AKP zorbalığı suçsuz insanlara, hem suçlu hem de “güçlü” pervasızlığın yalanlarıyla saldırırken; önce devrimcileri, yurtseverleri içeri aldılar…

Sonra da Ragıp Zarakolu kardeşimiz gibi aydınlar(ımız)ı…

Şimdi de Ayşe Batumlu gibi (karnı burnunda hamile) avukatlar(ımız)ı…

Savunmanın da saldırı altında olduğu vaziyet-i umumiyeyi despotizmin çılgınlık hâli olarak nitelemekte hiçbir sakınca ve abartı yoktur… Bundan sonrası, insan olmanın onur ve ahlâkını yitirmeden nefes alanların; yani AKP zulmünden yana olmayanların; yani farklı olanların zincirlenmesidir…

Ötekiler, farklılar sıra size geliyor…

Sesinizi yükseltin; itirazımıza omuz verin; sesimize ses; gücümüze güç katın!

“Bölücülükle… terörle mücadele”, diyerek, coğrafyamızda askıya alınan özgürlükler, insan haklarıdır!

Ayaklar altında çiğnen hepimizin onuru ve geleceğidir.

Farklılık, farklı olma, itiraz etme özgürlük ve demokrasinin olmazsa olmazıdır.

Kimse bizden, keyfi devlet terörünün dayatma ve hikâyelerine boyun eğmemizi beklemesin, istemesin, ummasın!

İfade özgürlüğünün, farklılığın, itirazın “kolunu kanadı” kırarak, “ileri demokrasi”lerinin terörist egemenliğini kurabileceklerini zannedenler müthiş bir yanılgı içindedirler…

AKP terörü, “özel yetkili mahkemeleri”yle hayatı ölü olarak ele geçiremeyecektir…

Coğrafyamızda demokrasi, özgürlük, adaleti, kardeşlik mücadelesi hiç bitmedi, bitmeyecek de.

Terörle Mücadele Kanun(suzluğu)u terörü, coğrafyamızın aydınlık geleceğini karartamayacaktır…

Hammurabi Yasaları’ndan bile geri olan, Roma Hukuku yerine Hopa Hukuk(suzluğu)unu ikame eden uygulamalar devlet şiddetin ta kendisidir!

Eğer “adalet”, diye bir şey varsa ve hâlâ ondan söz ediyorsanız; göz altıları durdurun!

Yoksa tüm meşruiyeti yitirmiş despotluğunuzun gereğini yerine getirip, bizi de içeri alın!

Size itiraz etmek bizim yurttaş sorumluluğumuzun vazgeçilemezidir!

Onun için buradayız ve haykırıyoruz: BUGUNKÜ HAREKÂTINIZ İLE GÖZALTINA ALDIĞINIZ KARDEŞLERİMİZE HANGİ “SUÇU” İSNAT EDİYORSANIZ; BİZ DE AYNI SUÇU ONURLA SAHİPLENİYORUZ…

ÇÜNKÜ BİZ, ONLARIN YOLDAŞLARIYIZ!
BUNDAN DA ONUR DUYUYORUZ!
BİZ BURADAYIZ! TESLİM OLMAYACAĞIZ! DİZ ÇÖKMEYECEĞİZ!


ANKARA DÜŞÜNCEYE ÖZGÜRLÜK GİRİŞİMİ
Ankara, 22 Kasım 2011

Hiç yorum yok: