30 Kasım 2011 Çarşamba

Seni.... CHE - Nihat Behram

Ünlü Şilili şair Pablo Neruda, anılarında, CHE’yi son kez, bir gece yarısı, Havana’da gördüğünü yazıyor. CHE o günlerde Ekonomi ve Maliye Bakanlığı görevini yürütmektedir. Buluşmalarını şöyle anlatıyor: “CHE çizme ve savaş urbaları giymişti. Kemerinde tabancalar vardı. Giyimi büronun havasına uymuyordu. Pek belirli bir Arjantinli şivesiyle, açık havada, ovalarda ve iki çobanpüskülü çalısı arasında konuşmaların adamıydı. Kısa cümleleri, bir gülümsemeyle sona eriyordu. Bakışları, gözlerim ve banka odasının karanlık penceresi arasında gidip geliyordu. Küba’ya bir Kuzey Amerika saldırısı olasılığını görüşüyorduk... Bolivya dağlarında, en son anına kadar, arka çantasında iki şey taşımış hep. Aritmetik defterini ve benim Büyük Türkü şiir kitabımı... Şimdi, o tarihten dört yıl sonra, şiirlerimin ona ölümde arkadaşlık ettiğini düşündükçe titriyorum.”

Bu satırların yazılışından bir süre sonra ve CHE’nin vuruluşundan altı yıl sonra, Şili’deki faşist darbe günlerinde, bu kez de Neruda yaşamla ölümün kesiştiği noktadan bakıyordu dünyaya. Cortazar’ın değimiyle, “Bakışları CHE’ninki gibi, teslim olmadan ölenleri“ anımsatıyordu.

Kübalı şair Nicolas Guillen, “Kumandan CHE“ şiirini, Guevara’nın vurulduğu haberini aldığında yazmıştı. Ekim 1967’de: “Vuruldun fakat / sönmedi yüreklerimizde yaktığın ışık“

Nicolas Guillen, yankısı yüreğine vuran ışıkta parıldayan sözcüklerini, CHE’nin, yaşamla ölümün kesiştiği noktada, yeryüzüne saçtığı kıvılcımlardan toplamıştı: “Her yerdesin / Kızılderililerin bakırdan rüyalarında / Dalga dalga isyanında karaderilinin / petrol kuyularındaki, tuzlalardaki ömürde / Korkunç çaresizliğinde muz bahçelerinin / Kesimhanelere yetiştirilen sürülerin yayıldığı pampada / Ve şekerde ve tuzda ve kahvede / Öldürüp yok etmek istedilerse de seni / Dökülen kanda yaşıyorsun / Kumandanımızsın / Dostumuz“

Söylediği her şey gerçekti. Aynı gerçeği, Fidel Castro şu sözlerle niteliyordu:“Tarihte bir kişinin, bir ismin, bir örneğin, bu kadar kısa bir zamanda ve böylesine güçlü bir tutkuyla evrensel bir nitelik kazanması son derece enderdir. ya da hiç görülmemiştir.“

Yunanlı şarkıcı, “Kumandan Che Guevera“ diye başlıyordu şarkısına. Meksikalı ressam, direniş simgesi olarak “Che’nin Ölüme Gülümseyişi“ni işliyordu duvara. Fransız düşünür Sartre,“Ben bu adamın, yalnızca bir aydın değil, çağımızın en yetkin insanı olduğu kanısındayım“ diyordu.

Filistinli mücahitten Perulu gerillaya, Kürdistanlı peşmergeden Afrikalı özgürlük savaşçısına dek, Asturias’ın değimiyle, “Yeryüzünde kahramanca özveri ruhunun simgesi“ olmuştu. Varlığını, ölümle yaşamın kesiştiği noktaya dek taşımadaki insani hünerinden geliyordu bu. Öyle ki, ölüm barajında sönmüyor, kıvılcım olarak tekrar yaşama dönüyordu. Üstelik yaşlanmıyordu artık. Lorca’nın, köpüklerle ışığın öpüşlerini ölümsüz kılan ırmakları; Mayakovski’nin, inancın örsünde şekil verdiği öfkesi; Marti’nin, çıkarsız halk sevgisiyle büyüttüğü sevinçleri gibi, hep genç kalacak yaşlanmayacaktı. Çünkü, politikanın ‘ihtiyatlı gelişme taktikleri‘ ne aldırış etmeyen bir şiir gibi, yaşamını halkın yaşamına kıvılcımlarla yazmıştı. İçtenlik, coşku ve cesaretle…

Kuşkusuz ki, diğer erdemlerinin de yanısıra, CHE’nin varlığına şekil veren erdemleri, sadece bir devrimcinin değil, onuruyla yaşamak isteyen, üretmek ve yaratmak isteyen herkesin taşıması kaçınılmaz olan erdemlerdir. Bu duygular yaratan ve üreten insanın bileğitaşlarıdır.

CHE vurulduğunda, Küba Devrim Konseyi, 8 Ekim’i “Kahraman Gerilla Günü“ olarak ilan ediyor ve “Onu ölümsüzleştirmek ve anısını gelecek kuşaklara örnek olarak aktarmak için gerekli olan her şey yapılacaktır“ kararını alıyordu.

Fotoğrafları, direniş simgesi olarak mitinglerde taşınmış, adı baş eğmezliğin simgesi olarak silahlara kazınmış, duygusu halka bağlılığın simgesi olarak şarkılara, şiirlere işlenmiş, anıla geliyor CHE.

Anılmanın başka türleri de var. ‘Dallas şapkası‘ yla, teslim olmanın en iğrenç kılıklarına girip ‘Yankee emperyalizmi’nin önünde halk düşmanlığı dansı yapanları da anıyor insanlık. Anacak. Zorbalığın köpürdüğü günlerde, korku ve çıkar hesaplarıyla karanlık mahzenlere saklananları da. Dönekleri, teslim olanları, başeğenleri, satılanları da. Beş kuruş karşılığında, zorbaya kapıkulu olup, halkına tuzak kuranları da anacak insanlık. Köy korucularını, devlet yardakçılarını, ellerine halkın kanı bulaşmış katilleri de. Devrimciliği, burjuvazinin güdümünde, içi boş gevezeliğin sınırlarına kilitleyenleri de; faşizmin ‘gerilaya ölüm‘ borusunu öttürenleri de anacak, fakat nefretle.

Seni ise CHE, yeryüznün kıvılcımlarından topluyor insanlık. şarkılarla, şiirlerle…

“Yürüyorsun
Yüreğin, silah ve sözün fırtına ve yediveren gülleri…
Yürüyorsun, yarıçıplak göğsünü gere gere
Durmak yok senin sözlüğünde…
Selam sana Guevara.“

Hiç yorum yok: