Asaf Güven Aksel bugünkü köşe yazısında 91 yıl önce, 28 Ocak'ı 29 Ocak'a bağlayan gece katledilen Mustafa Suphi ve 14 yoldaşını yazdı. Aksel, yazısında Suphi'yle, 15'lerle söyleşti ve onların mücadelesi üzerinden bugüne seslendi.
soL yazarı Asaf Güven Aksel bugünkü "Suphi yoldaş, nasılsın?" başlıklı yazısında 91 yıl önce katledilen Mustafa Suphi ve yoldaşlarını yazdı. 15'lerin en küçük bir tereddüt yaşamadan uğruna ölüme gidebildikleri mücadelelerinin bugün de ayakta olduğunu vurgulayan Aksel, "Belki isminizi, cisminizi değil, ama, hazinenizi, sırrınızı biliyoruz. Parti fikriyatını. Örgütü. Bunun Türkiye topraklarındaki cisimleşmiş hali için uğraşınızı, yaşamınızı bu uğurda feda edişinizi unutmuyoruz. İştirakiyun düşmüş yola, fırka, teşkilat... Teşkilat! Sınıf meselesinin ruhu! Bunu devraldık da, geliyoruz. Doğrusu, bunu devraldığımız için gelebiliyoruz. Açıksa alnımız, eğmediysek hiçbir güce boynumuzu, duraksamadıysak, sınıf meselesinin ruhunu, teşkilatı öğrettiğinizdendir" diyor.
"Suphi yoldaş, nasılsın?"
Sızlıyor
mu yaraların, yaralarınız diye sormak nafile. Sızlıyordur, biliyoruz.
Yanıyordur hâlâ ciğerleriniz, biliyoruz. Bağışla, bağışlayın. Dindiremedik
tümden acınızı, alamadık o hançerin kabzasını elimize henüz.
Ama
yoldaş, ama yoldaşlar, size geliyoruz. Bağışla, bağışlayın, henüz kızıl bir
başkent değil, hatta uzun zamandır bağımsız bir cumhuriyet kenti bile değil
huzurunuza çıkacağımız Ankara. Ama yoldaş, ama yoldaşlar, 91 yıldır “mıh gibi
çakılı”sınız aklımızda, size geliyoruz.
Çoğunuzun
ismini bile bilmiyoruz, tarihin kütüğüne işleyemedik, bağışlayın. Özlediğimizi
söylesek yalan, çoğunuzun cismini bile bilmiyoruz, affedin. Sesiniz yok
kulağımızda, nasıl gülerdiniz, bilmiyoruz. Kimdi sevdiğiniz, neydi gözlerinizin
rengi, uzun muydu boyunuz, üşüyor muydunuz o gece, bilmiyoruz.
Ama
çoğunuzun ismini cismini bilmesek de, “15’ler” diyorsak da, 91 yıldır size
layık olmaya çalışıyoruz. Birer isimsiz olarak yanınızda yer almakla
övünüyoruz.
Sizden
öğrendik, sizi öldürenlerin, eserlerinizi, yadigârlarınızı da yok etmelerine
acıklanmamayı. 15 isimsiz komünistin, yaşayan bir işçiden farkı olmadığını,
isminin, cisminin hiçliğini siz öğrettiniz. “Eh!” demeyi devraldık kurduğunuz
partiden, “eh, bu sınıf mücadelesidir” demeyi, acıları içimize gömüp, arkaya
bakmadan yola devam etmeyi miras bıraktınız.
Uçmayı
koyduk kafamıza sizin gibi, bildik ki, kuş ölümlüdür!
Alnımız
açık, başımız dik geliyoruz size. En önemli mirasınızı üstlenmiş olarak,
partiyle, isimsiz parti neferliğiyle, yürümeyi sürdürmekle, umudu yaşatmakla
çıkıyoruz huzurunuza.
Vazgeçmeden!
Unutmadan!
Maddeden
ayrı ruha inanmıyoruz, hayır, ama kendimize her dönüp bakışımızda, size hesap
vermeyi sürdürüyoruz. Boşuna değildi yoldaş, öldüğünüzle kalmadınız yoldaşlar
diyebilmenin vakarıyla doluyuz. Varsın mistik olsun, rahat uyuyun demek geliyor
içimizden. Bakın işte, geriyoruz göğsümüzü, partiniz, Türkiye Komünist Partisi
yaşıyor, savaşıyor sizden 91 yıl sonra da! Maddeden ayrı ruha inanmıyoruz,
hayır, ama bakın ki sevgili yoldaşlar, bir nebze olsun dinsin sızılarınız...
Belki
isminizi, cisminizi değil, ama hazinenizi, sırrınızı biliyoruz. Parti
fikriyatını. Örgütü. Bunun Türkiye topraklarındaki cisimleşmiş hali için
uğraşınızı, yaşamınızı bu uğurda feda edişinizi unutmuyoruz. İştirakiyun düşmüş
yola, fırka, teşkilat...
Teşkilat!
Sınıf meselesinin ruhu! Bunu devraldık da, geliyoruz. Doğrusu, bunu
devraldığımız için gelebiliyoruz. Açıksa alnımız, eğmediysek hiçbir güce
boynumuzu, duraksamadıysak, sınıf meselesinin ruhunu, teşkilatı
öğrettiğinizdendir.
Parti...
Ortak siyasal düşüncenin organı. Bu kadar mı? Hayır. Kendisini diğerlerinden
ayıranlar da demek parti. Biz öğrendik ki sizden, diğerlerinden kendinizi
komünist olarak tanımlamakla bile ayırmanız yetmez. Kaale almaz bir düzen,
birey kalanları. Öğrendik ki, iktidar, örgütlü güçtür. Sınıf mücadelesi,
dediniz, iktidar mücadelesidir. O zaman, güce karşı güçse bu, anladık, neden
teşkilattır meselenin ruhu, anladık nedir parti de, öyle geliyoruz...
Sizi
unutmayan, ideallerinizi paylaşan insanlar olarak çıkmıyoruz karşınıza sadece,
hayır! O insanlardan oluşan bir güçle, bir parti olarak geliyoruz. Aklımızı,
bilgimizi, duygumuzu, nefretimizi, aşkımızı, kara gözümüzü, sarı saçımızı
döktük bir potaya, eridik, hemhal olduk da geliyoruz...
Kızıl
değil henüz başkent, “saray mahlesinde” yok işçinin diktiği heykel hâlâ,
biliyoruz, bağışla, bağışlayın, ama ak alnımız, eğilmemiş boynumuzla çıkıyoruz
huzurunuza! Kırıla kırıla geçtik de, evveli ahir yaptık da geliyoruz...
Size, sizi
getiriyoruz yoldaşlar. Türkiye Komünist Partisi’ni getiriyoruz. Ankara’ya,
gözlerinize bakıp, “amelelerin, rençberlerin kızıl İstanbul’u” sözünü vermeye
geliyoruz...
Bilmiyoruz
çoğunuzun ismini cismini. İşte, ismimimizi cismimizi sildik de, benleri biz
kıldık da, geliyoruz.
Dillendireceğimiz
çağrı budur bugün. İsmini, birikimini, biricikliğini, hırsını, benini, kendi
önüne tümsek yapanlara sesleneceğiz. Kuytudakilere, sinmişlere, güçsüzlere,
yılmışlara, kendi derdine düşmüşlere, korkmuşlara, umutsuzlara sesleneceğiz.
Örgütlenin!
Umuda, aydınlığa, geleceğe, eşitliğe, kardeşliğe el verin! Pazara çıkarılamayan
değerler dünyasına, insana, sosyalizme omuz verin! İmzanızı “kollektif” diye
atabilmeye gelin! “Ameleler, rençberler, münevverler, gençler! Örgütlenin!”
Evet,
katlinize sebep olan kelimeyi yüksek sesle tekrarlamaya geliyoruz. 15 kişi
değildi onları kapkara bir telaşa iten, biliyoruz. Telgraflar yağdırdılar ya
hani: Örgütlenecekler!
Kişiler
değildi meselenin ruhu, örgüttü, biliyorlardı, biliyoruz.
15 kişiyi
öldürdüler Karadeniz’de. En iyileri, en seçkinleri. Öldürdüler. Eğer isimsiz
cisimsiz olmasaydınız, ne kolay bir başarıydı! Ama siz, 15 partiliydiniz.
Parti! Onu yok edemediler...
91 yıl
sonra, o yok edilemeyenle, örgütle, partiyle geliyoruz...
Tarih, Ayşe
değil, Ahmet değil, rakam değil, orada parti vardı yazacak. 10 Eylül 1920’de
kuruldu diyecek, dört ay sonra önderliği yok edildi diyecek, 29 Ocak 2012’de
Ankara’daydılar diyecek... Adımız, Türkiye Komünist Partisi olarak geçecek.
Adınız gibi... Budur öznemiz tarihte kurulan cümlelerde...
Ne yazık,
ismini cismini paylaşamayanlara, öznesizlere!
Ve bir
gün, sorulacak: Suphi! Ethem! İsmail! Kâzım! Şefik! Hakkı! İsimsizler! Koskoca
bir parti yanıtlayacak: Burada!
Ve bir
gün, şöyle bir ayağımı da altıma alıp, bir kez daha, usulca soracağım. Suphi
yoldaş, nasılsın? Yanıtını bilmenin keyfi suratımda...
Gelecek
zaman kipi geçmişe evrilmiş bir şarkıyı söyler gibi... Sosyalizm kazanacak!
Asaf Güven Aksel - soL

0 Yorum:
Yorum Gönder