7 Ocak 2012 Cumartesi

'Devri Sabık' yaratmak - Metin Çulhaoğlu

Metin Çulhaoğlu bugünkü köşe yazısında AKP iktidarının kendisinden önceki iktidarlara bakışını ve bu bakışın kendi iktidar mantığı içerisindeki yerini tartışıyor.

Metin Çulhaoğlu, Demokrat Parti döneminde siyasal literatüre gire "devri sabık yaratmak" terimini şöyle tanımlıyor:
“Devri sabık yaratmak” bir iktidarın, kendinden önceki iktidarın ve o iktidarın icraatının üzerine üzerine gitmesi, eski iktidar ne yaptıysa hemen hepsini yeniden gündeme getirerek hesap sorması, kısacası kendisinden önce ne yapıldıysa bunları güncel bir kavga vesilesi sayması anlamına gelir.
Bu tanımdan hareketle "AKP iktidarı devri sabıkçı mı?" sorusunu soran Çulhaoğlu, AKP kurmaylarının "bu kadar devri sabıkçı bir dönemin kendisinin de daha sonra başka devri sabıkçıların muhtemelen daha haşin, daha kıyıcı ve daha radikal sorgulamalarına muhatap olacağını hiç düşünmemiş olmalarının mümkün olmadığını" saptıyor ve ekliyor: "Öyle liderinin “naturası” falan değil, AKP’nin varlık nedeni (raison d'être), tarihsel misyonu, ipleri germektir; belki de daha önemlisi, AKP, seçmen desteğini ancak ipleri gerdikçe koruyabileceği kanısındadır."

İşte Çulhaoğlu'nun soL portaL'da bugün yayımlanan yazısı:


"Devri sabık yaratmak” bir iktidarın, kendinden önceki iktidarın ve o iktidarın icraatının üzerine üzerine gitmesi, eski iktidar ne yaptıysa hemen hepsini yeniden gündeme getirerek hesap sorması, kısacası kendisinden önce ne yapıldıysa bunları güncel bir kavga vesilesi sayması anlamına gelir. Türkiye’de siyasal literatüre (bildiğim kadarıyla) 1950 yılında Demokrat Parti’nin CHP’nin yerini almasıyla girmiştir. DP yöneticileri, ilk canım cicim döneminde ülkede siyasal huzur ve sükûn adına geçmiş CHP iktidarı ile fazla uğraşmayacaklarını “devri sabık yaratmayacağız” sözüyle dile getirmişlerdir.


Ancak, bilindiği gibi, daha sonra bal gibi “devri sabık” yaratmaya kalkmışlar, hatta ipin ucunu fazlaca kaçırmışlardır.
***
AKP iktidarı bu anlamda “devri sabıkçı” mıdır?
Terimin dar anlamıyla bakıldığında değildir. AKP iktidarının, kendini önceleyen ve zaten “Allahlık” denebilecek koalisyon hükümetiyle fazla derdi olmamıştır. Bu dar anlamıyla AKP iktidarı devri sabıkçı sayılamaz; ancak Cumhuriyet tarihinin geçmiş dönemleri ve temel kurumları söz konusu olduğunda çok, ama çok devri sabıkçıdır.
Yeri gelir, 1930’ları, Dersim olaylarını ve dönemin tek parti iktidarını diline dolar…
İskilipli Atıf Hoca, “geçmişle hesaplaşma” adına her daim gündemdedir…
Yargı mı? Yassıada duruşmaları veya “sabık” Adalet Bakanlarından Seyfi Oktay bulunmaz bir malzemedir…
Bir dönem kaçırılan kıyak bir özelleştirme fırsatı mı? Kabahat eski Cumhurbaşkanı Sezer’dedir…
Ordu mu, medya mı? Olup bitenler ortadadır…
Bu anlamda AKP iktidarı “devri sabıkçı” olmanın ötesinde “tarihi sabıkçı”, ve de “sabıkçı ve esbakçıdır” (eskici ve daha eskici).
***
AKP kurmaylarının aptal veya idrakten yoksun oldukları kesinlikle söylenemez.
O zaman, AKP kurmaylarının, bu kadar devri sabıkçı bir dönemin kendisinin de daha sonra başka devri sabıkçıların muhtemelen daha haşin, daha kıyıcı ve daha radikal sorgulamalarına muhatap olacağını hiç düşünmemiş olmaları mümkün değildir.
Düşünmüşlerse ve buna rağmen bildikleri gibi gidiyorlarsa, neye güvenmektedirler?
Anlaşıldığı kadarıyla AKP, şu malum “askeri darbe” tipi, artık gündemden çıkmış görünen olasılıklar dışında, iktidardan gidebileceğini pek düşünmemektedir. Belki de, ancak çok ileri tarihlerde gerçekleşebileceğini düşündüğü bir iktidar değişikliğinde bile, iktidara yeni gelene bir Procrustes yatağı" bırakacağına emindir.
Yani, AKP’den sonra bir başkası iktidara gelirse, kendini AKP’nin bıraktığı yatağa uydurmak zorunda kalacaktır.
***
AKP iktidardan hiç gitmeyeceğini, gitse bile yeni gelenlere o malum yatağı bırakacağını düşünüyor olabilir.
Ancak gene de yakın dönemde izleyeceği bir çizgi olmalıdır: İpleri daha da geren, her yere saldıran, maksimalist bir çizgi mi, yoksa yeri ve zamanı geldiğinde gerilimi biraz daha hafifleten, “uzlaşma ve diyaloga açık” olduğu izlenimi veren bir çizgi mi?
Şimdiden söyleyelim: Bu iki çizgiden ikincisinin, göstermelik kimi girişimler dışında (örneğin uzun süredir tutuklu olanların bir kısmının salıverilmesi gibi) az çok kalıcı bir çizgi olarak benimsenmesi olasılığı neredeyse sıfırdır. Öyle liderinin “naturası” falan değil, AKP’nin varlık nedeni (raison d'être), tarihsel misyonu, ipleri germektir; belki de daha önemlisi, AKP, seçmen desteğini ancak ipleri gerdikçe koruyabileceği kanısındadır.
“Haksız” olduğu pek söylenemez…
***
Şimdi, yukarıda yapılan saptamaları, kestirimleri ve değerlendirmeleri, bugüne dek sıkça kullanılan parametrelere (ekonomik kriz, toplumsal muhalefetin yükselmesi, emperyalizmin tercih değişikliği vb) göre değil de bir başka olasılığı dikkate alarak düşünelim:
Fetullah Gülen’in sonunda Türkiye’ye dönmeye karar vermesi ve günün birinde İstanbul Atatürk havalimanına inmesi…
İndikten sonra neler olabileceği ayrı; ama AKP’nin hesaplarında, kendi iç dengelerinde, bugünkü gerilimci ve maksimalist tutumunda, yarın başvurabileceği olası “yumuşama” gösterilerinde, “biz gitmeyiz” inancında ve “gitsek bile…” rahatlığında, kısacası ne varsa hepsinde bu olasılığın önemli bir payı olduğu düşünülebilir.
Ama ne olursa olsun, AKP ileride kendisine devri sabık muamelesi yapılmayacağından, daha doğrusu yapılamayacağından emindir.
Elbette şimdilik kendisine düzen dışı bir alternatif görmediğinden…
Yoksa böyle bir alternatif gündem geldiğinde “devri sabık” nasıl yaratılırmış bunu cümle âlemin göreceğini bilmektedir.

0 Yorum: