3 Şubat 2012 Cuma

DİSK, kapalı kapılar ardındaki pazarlıkta sınıfa ihanet var

Sendikal hak ve özgürlüklerin ancak 12 Eylül’ün tüm yasakları ortadan kaldırılarak sağlanabileceği gerçeğini kabul etmeyen AKP, yeni düzenlemelerle cuntacıların izini sürmeye devam ediyor. 2821-2822 Sayılı yasalara ilişkin AKP’nin antidemokratik yeni düzenlemelerini DİSK protesto ederken, aynı anda TÜRK – İŞ yönetimi hükümetle yaptığı gizli görüşmelerle AKP’nin elini güçlendiriyor. TÜRK – İŞ’in bir sınıf örgütü olarak sınıf aleyhine bir çaba içinde olması, DİSK’i çileden çıkarıyor ve büyük tepkiler topluyor. Son birkaç gün içinde yaşananlar, DİSK’in sokağa çıkmasına ve art arda basın açıklamasına neden oluyor. DİSK Yönetim Kurulu bugün öğle saatlerinde yaptığı basın açıklamasında; “TÜRK-İŞ yönetimi Başbakan ile neyin pazarlığını yaptığını açıklamalıdır” diye sordu. 

Darbenin ikliminden nemalananlar yine ortada
Türkiye demokrasi tarihi açısından karanlık bir dönemden geçildiğinin belirtildiği açıklamada, 12 Eylül askeri darbesinin gölgesinde, DİSK’e ve işçi sınıfının iradesine ket vurarak, işçileri örgütsüz bırakan, yalnızlığa ve çaresizliğe sürükleyen faşizan ruhun kendisini bir kez daha ortaya koyduğuna dikkat çekiliyor.

TÜRK – İŞ kapalı kapılar ardında ihanetini sürdürüyor
DİSK, darbe günlerinde 12 Eylül’ün kudretli faşist generalleri ve Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu (TİSK) ile işbirliği yapan ve 12 Eylül cunta hükümetine genel sekreterini bakan veren TÜRK-İŞ konfederasyonun, bir kez daha kapalı kapılar ardında, işçi sınıfının örgütlenme özgürlüğünü pazarlık konusu yaparak bir ihanete daha imza attığını söyledi. 

İşçi sınıfının mücadeleci örgütü DİSK’i bitiremeyecekler
İşçi sınıfının mücadeleci örgütü DİSK’i bitirmeyi hedefleyenlerin saldırılarının, 1970 yılında 15-16 Haziran günlerinde sayıları 150 bini aşan işçilerin gerçekleştirdiği direnişle püskürtüldüğünün hatırlatıldığı DİSK’in açıklamasında, dönemin Çalışma Bakanı Seyfi Öztürk’ün, bu saldırının startını TÜRK-İŞ Kongresinde “Çok yakında DİSK’in çanına ot tıkayacağız” sözleriyle verdiği de hatırlatılıyor. 

Demokratik ortamda muratlarına eremeyenler darbeyle amaçlarına ulaştılar
DİSK’in mücadelesine demokratik ortamda engel olamayan egemenlerin, bunu ancak 12 Eylül’ün baskıcı rejimiyle son verebildiklerinin ifade edildiği açıklamada, DİSK’in yeniden faaliyete geçtiği 1992 yılında yetki barajlarını yıkarak işçi sınıfının mücadelesindeki yerini aldığına işaret ediliyor. 

AKP darbecilerin yasalarından güç alıyor
Şimdi bir kez daha istatistiksel oyunlarla DİSK’e ve işçilerin örgütlenme iradesine yönelik bir saldırının gündeme getirildiği belirtilen DİSK yönetimi açıklamasında, 12 Eylül zihniyeti ile hesaplaştığını söyleyen siyasal iktidarın işçi hakları söz konusu olunca Kenan Paşa’nın yasalarına sığınmakta bir sakınca görmediği vurgulanıyor. 

DİSK Yönetim Kurulunun açıklaması TÜRK – İŞ yönetimine şu sorularla sürüyor;
Konfederasyonumuzun da içinde yer aldığı ancak evrensel normları, özgürlükleri karşılamadığı için son oturumlarına katılmadığımız toplantılarda, sosyal tarafların (işveren ve işçi konfederasyonları ile hükümet temsilcilerinin) mutabık kaldığı hususlar hangi pazarlıklar sonucu yasa taslağından çıkartılmıştır?

Hangi bedel karşılığı taslakta yer alan yetki barajı 6 kat artırılarak yüzde 3 olarak belirlenmiş, sendika temsilcilerinin güvencesi kaldırılmış, grev yasakları konusunda mutabık kalınmıştır?

31 Ocak 2011 tarihinde konfederasyonumuz DİSK Çalışma Bakanlığı önünde ve ülke genelinde bölge çalışma müdürlüklerinin önünde, sendikal özgürlükler için eylem yaparken, kapalı kapılar ardında sadece TÜRK-İŞ ile görüşen Erdoğan TÜRK-İŞ’ten ne talep etmiştir?

Aynı görüşmede Başbakan Erdoğan TÜRK-İŞ’i neye ve nasıl ikna etmiştir?

Söz konusu toplantının sosyal taraflardan sadece biri ile yapılmış olması nasıl açıklanmalıdır? Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı hangi gerekçe ile sosyal tarafların defalarca bir araya gelmesi ile yapılan uzun ve zorlu çalışmaları bir çırpıda hiçe sayarak, sadece tek bir konfederasyonla pazarlık yapma gereğini duymuştur? 

Yapılan pazarlıkta Kıdem Tazminatı’nın fona devri yoluyla aşamalı olarak kaldırılması, esnek çalışmanın yaygınlaştırılması, özel istihdam bürolarının kölelik bürolarına dönüştürülmesi, taşeronlaşmanın yaygınlaştırılması gündeme gelmiş midir? Neden, kimin adına, nereye kadar ödün verilmiştir?

Bu pazarlıkta konfederasyonumuz DİSK’i sözde yetkisiz bırakma böylelikle TÜRK-İŞ bürokrasisinin kendini koruma gibi bir eğilim konuşulmuş mudur?

İşkolu birleştirmeler ve yeni açıklanacak istatistiklerle, kimi sektörlerde sendikalar üye sayılarını 10 kattan fazla artırmak durumunda. TÜRK-İŞ yönetimi hangi kaygıyla kendisine üye sendikaları dahi barajın altına atma sorumluluğunu üstlenmiştir?

Başbakan ve TÜRK-İŞ yönetimi, sendikal haklar konusunda dünyada en geri ülkelerden biri olma gerçeğini, Türkiye’nin alnında kara bir leke gibi taşımasında ısrar anlamına gelen, ILO standartları ve evrensel normlarla uyuşmayan bu 12 Eylül kalıntısı yasa taslağını gündeme getirmekte, istatistikleri açıklarım gibi açık bir şantajla sendikaların üzerine gitmekte, dünyanın hiçbir yerinde olmayan barajlara kol kanat germekte, 5 yıl rüşveti ile sendikaları susturacağını sanmaktadır?  

TÜRK – İŞ üyesi sendikalar ve işçi sınıfı uyanık olmalı ve pazarlığı açığa çıkarmalı
DİSK’in açıklaması, TÜRK-İŞ yönetiminin ve hükümetin bu tarihi sorumsuzluğuna karşı, başta TÜRK-İŞ üyesi sendikalar olmak üzere, tüm işçi sınıfını uyanık olmaya, bu pazarlığın açığa çıkartılması için mücadele etmeye çağırmakla sona eriyor. 

TÜRK – İŞ muhalefeti gerçekten farklı düşünüyorsa bunu ortaya koymalı
‘TÜRK – İŞ’i ve işçi sınıfını ayağa kaldıracağız’ diye büyük iddialarla TÜRK – İŞ kongresi öncesi yan yana gelen, “Biz sendikal mücadele hedefleri ve yolları bağlamında anlayış birliği içinde olan, TÜRK-İŞ’e üye; ‘Basın İş, Belediye – İş, Deri – İş, Hava – İş, Kristal – İş, Petrol – İş, Tekgıda – İş, Tez Koop – İş, Tümtis Ve Türkiye Gazeteciler Sendikası’ olarak, demokratik ve sınıf mücadelesi perspektifine sahip güçlü yeni bir sendikal hareket yaratmak üzere yola çıktık” diyenler, bu pazarlıkları elbette sorgulayacaklar ve kamuoyu ile paylaşacaklardır.   

Sendikal Güç Birliği Platformu, ihanete karşı ayaklanmalı
“Demokratik, mücadeleci ve güçlü bir sendikal hareket için bir araya geldik, yürüyüşümüzü başlatıyoruz” diyen “Sendikal Güç Birliği Platformu” üyeleri ümit ederiz ki, sendikal hak ve özgürlüklerin gaspında Truva atı işlevi gören bu yapıdan farklılığını ortaya koyacaktır.

0 Yorum: