Sendikal hak ve özgürlüklerin ancak 12 Eylül’ün tüm
yasakları ortadan kaldırılarak sağlanabileceği gerçeğini kabul etmeyen AKP,
yeni düzenlemelerle cuntacıların izini sürmeye devam ediyor. 2821-2822 Sayılı
yasalara ilişkin AKP’nin antidemokratik yeni düzenlemelerini DİSK protesto
ederken, aynı anda TÜRK – İŞ yönetimi hükümetle yaptığı gizli görüşmelerle
AKP’nin elini güçlendiriyor. TÜRK – İŞ’in bir sınıf örgütü olarak sınıf
aleyhine bir çaba içinde olması, DİSK’i çileden çıkarıyor ve büyük tepkiler
topluyor. Son birkaç gün içinde yaşananlar, DİSK’in sokağa çıkmasına ve art
arda basın açıklamasına neden oluyor. DİSK Yönetim Kurulu bugün öğle
saatlerinde yaptığı basın açıklamasında; “TÜRK-İŞ yönetimi Başbakan ile neyin pazarlığını
yaptığını açıklamalıdır” diye sordu.
Darbenin ikliminden nemalananlar yine ortada
Türkiye demokrasi tarihi açısından karanlık bir dönemden
geçildiğinin belirtildiği açıklamada, 12 Eylül askeri darbesinin gölgesinde,
DİSK’e ve işçi sınıfının iradesine ket vurarak, işçileri örgütsüz bırakan, yalnızlığa
ve çaresizliğe sürükleyen faşizan ruhun kendisini bir kez daha ortaya koyduğuna
dikkat çekiliyor.
TÜRK – İŞ kapalı kapılar ardında ihanetini
sürdürüyor
DİSK, darbe günlerinde 12 Eylül’ün kudretli faşist
generalleri ve Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu (TİSK) ile işbirliği
yapan ve 12 Eylül cunta hükümetine genel sekreterini bakan veren TÜRK-İŞ
konfederasyonun, bir kez daha kapalı kapılar ardında, işçi sınıfının örgütlenme
özgürlüğünü pazarlık konusu yaparak bir ihanete daha imza attığını söyledi.
İşçi sınıfının mücadeleci örgütü DİSK’i
bitiremeyecekler
İşçi sınıfının mücadeleci örgütü DİSK’i bitirmeyi
hedefleyenlerin saldırılarının, 1970 yılında 15-16 Haziran günlerinde sayıları
150 bini aşan işçilerin gerçekleştirdiği direnişle püskürtüldüğünün
hatırlatıldığı DİSK’in açıklamasında, dönemin Çalışma Bakanı Seyfi Öztürk’ün,
bu saldırının startını TÜRK-İŞ Kongresinde “Çok yakında DİSK’in çanına ot
tıkayacağız” sözleriyle verdiği de hatırlatılıyor.
Demokratik ortamda
muratlarına eremeyenler darbeyle amaçlarına ulaştılar
DİSK’in mücadelesine demokratik ortamda engel olamayan
egemenlerin, bunu ancak 12 Eylül’ün baskıcı rejimiyle son verebildiklerinin
ifade edildiği açıklamada, DİSK’in yeniden faaliyete geçtiği 1992 yılında yetki
barajlarını yıkarak işçi sınıfının mücadelesindeki yerini aldığına işaret
ediliyor.
AKP darbecilerin yasalarından güç alıyor
Şimdi bir kez daha istatistiksel oyunlarla DİSK’e ve
işçilerin örgütlenme iradesine yönelik bir saldırının gündeme getirildiği
belirtilen DİSK yönetimi açıklamasında, 12 Eylül zihniyeti ile hesaplaştığını
söyleyen siyasal iktidarın işçi hakları söz konusu olunca Kenan Paşa’nın
yasalarına sığınmakta bir sakınca görmediği vurgulanıyor.
DİSK Yönetim Kurulunun açıklaması TÜRK – İŞ
yönetimine şu sorularla sürüyor;
►Konfederasyonumuzun da içinde yer aldığı
ancak evrensel normları, özgürlükleri karşılamadığı için son oturumlarına
katılmadığımız toplantılarda, sosyal tarafların (işveren ve işçi
konfederasyonları ile hükümet temsilcilerinin) mutabık kaldığı hususlar hangi
pazarlıklar sonucu yasa taslağından çıkartılmıştır?
►Hangi bedel karşılığı taslakta yer alan
yetki barajı 6 kat artırılarak yüzde 3 olarak belirlenmiş, sendika
temsilcilerinin güvencesi kaldırılmış, grev yasakları konusunda mutabık
kalınmıştır?
►31 Ocak 2011 tarihinde konfederasyonumuz
DİSK Çalışma Bakanlığı önünde ve ülke genelinde bölge çalışma müdürlüklerinin
önünde, sendikal özgürlükler için eylem yaparken, kapalı kapılar ardında sadece
TÜRK-İŞ ile görüşen Erdoğan TÜRK-İŞ’ten ne talep etmiştir?
►Aynı görüşmede Başbakan Erdoğan TÜRK-İŞ’i
neye ve nasıl ikna etmiştir?
►Söz konusu toplantının sosyal taraflardan
sadece biri ile yapılmış olması nasıl açıklanmalıdır? Türkiye Cumhuriyeti
Başbakanı hangi gerekçe ile sosyal tarafların defalarca bir araya gelmesi ile
yapılan uzun ve zorlu çalışmaları bir çırpıda hiçe sayarak, sadece tek bir
konfederasyonla pazarlık yapma gereğini duymuştur?
►Yapılan pazarlıkta Kıdem Tazminatı’nın
fona devri yoluyla aşamalı olarak kaldırılması, esnek çalışmanın
yaygınlaştırılması, özel istihdam bürolarının kölelik bürolarına
dönüştürülmesi, taşeronlaşmanın yaygınlaştırılması gündeme gelmiş midir? Neden,
kimin adına, nereye kadar ödün verilmiştir?
►Bu pazarlıkta konfederasyonumuz DİSK’i
sözde yetkisiz bırakma böylelikle TÜRK-İŞ bürokrasisinin kendini koruma gibi
bir eğilim konuşulmuş mudur?
►İşkolu birleştirmeler ve yeni açıklanacak
istatistiklerle, kimi sektörlerde sendikalar üye sayılarını 10 kattan fazla
artırmak durumunda. TÜRK-İŞ yönetimi hangi kaygıyla kendisine üye sendikaları
dahi barajın altına atma sorumluluğunu üstlenmiştir?
►Başbakan ve TÜRK-İŞ yönetimi, sendikal
haklar konusunda dünyada en geri ülkelerden biri olma gerçeğini, Türkiye’nin
alnında kara bir leke gibi taşımasında ısrar anlamına gelen, ILO standartları
ve evrensel normlarla uyuşmayan bu 12 Eylül kalıntısı yasa taslağını gündeme
getirmekte, istatistikleri açıklarım gibi açık bir şantajla sendikaların
üzerine gitmekte, dünyanın hiçbir yerinde olmayan barajlara kol kanat germekte,
5 yıl rüşveti ile sendikaları susturacağını sanmaktadır?
TÜRK – İŞ üyesi sendikalar ve işçi sınıfı uyanık
olmalı ve pazarlığı açığa çıkarmalı
DİSK’in açıklaması, TÜRK-İŞ yönetiminin ve hükümetin bu
tarihi sorumsuzluğuna karşı, başta TÜRK-İŞ üyesi sendikalar olmak üzere, tüm
işçi sınıfını uyanık olmaya, bu pazarlığın açığa çıkartılması için mücadele etmeye
çağırmakla sona eriyor.
TÜRK – İŞ muhalefeti gerçekten farklı düşünüyorsa
bunu ortaya koymalı
‘TÜRK – İŞ’i
ve işçi sınıfını ayağa kaldıracağız’ diye
büyük iddialarla TÜRK
– İŞ kongresi öncesi yan yana gelen, “Biz sendikal mücadele hedefleri
ve yolları bağlamında anlayış birliği içinde olan, TÜRK-İŞ’e üye; ‘Basın
İş, Belediye – İş, Deri – İş, Hava – İş, Kristal – İş, Petrol – İş, Tekgıda –
İş, Tez Koop – İş, Tümtis Ve Türkiye Gazeteciler Sendikası’ olarak, demokratik ve sınıf
mücadelesi perspektifine sahip güçlü yeni bir sendikal hareket yaratmak üzere
yola çıktık” diyenler, bu pazarlıkları elbette sorgulayacaklar ve kamuoyu ile
paylaşacaklardır.
Sendikal Güç Birliği Platformu, ihanete karşı ayaklanmalı
“Demokratik, mücadeleci ve güçlü bir sendikal hareket için
bir araya geldik, yürüyüşümüzü başlatıyoruz” diyen “Sendikal Güç
Birliği Platformu” üyeleri ümit ederiz ki, sendikal hak ve
özgürlüklerin gaspında Truva atı işlevi gören bu yapıdan farklılığını ortaya
koyacaktır.

0 Yorum:
Yorum Gönder