19 Nisan 2012 Perşembe

Türköne yıldızlara bakar mı? - Gün Zileli

Mümtazer Türköne, 28 Şubat tutuklamaları üzerine intikam çığlıkları atmaya başlamış.

İntikam duygusu da sonuçta insani bir duygudur, anlaşılabilir ama bu duygu yalakalıkla birleştiği zaman, insanda turşuyla pekmezi karıştırıp yemiş gibi mide bulandırıcı bir tat bırakır.

On beş yıl önceki olaylar üzerine uzun uzun ahkâm kesecek değilim. Bunları herkes biliyor. O zaman İngiltere’den izleyebildiğim kadarıyla, 28 Şubat tertibine bütünüyle karşı çıkmış, hatta pek kimseye ulaşmayan eleştirel birkaç yazı da yazmıştım. Arşivimi karıştırsam belki de bulurum bunları ama o kadar önemli değil. Ben karşı çıktığımı biliyorum nasıl olsa. Tankların bir araç olduğunu, kimin tarafından kullanılıyorsa ona hizmet ettiğini yazanları da hatırlıyorum. Buyrun bakalım, görün şimdi, tanklar kimin hizmetindeymiş.

Aslında bu yazının konusu bu da değil. Ben 28 Şubat konusunda bu kadar intikamcı duygular besleyen Mümtazer Türköne gibilerinin o günlerde neler yaptığını, neler yazdığını merak ediyorum. Elbette böyle bir araştırma yapmış değilim ama sezgilerim bana, bugün “intikam” diye bağıran Mümtazer Türköne’nin o gün bu müdahaleye karşı kalemini oynatmadığını söylüyor. Eğer yanılıyorsam, biri bana, “bak bunu yazmıştı” diye gösterirse bütün yazdıklarımı geri alırım.

Turgay ağabeyimin bana Şövalye dö Pardayyan hikâyeleri anlatarak ve daha on yaşımdayken Michel Zevago’nun 10 ciltlik Pardayyanlar’ını (çev: Cemil Cahit Cem) bütün bir yaz tatili boyunca aralıksız okuyup bitirmeme vesile olarak bana ne büyük bir iyilik yaptığını, bütün bu olup bitenleri, karaktersizlik örneklerini gördükçe daha iyi anlıyorum.

Şövalye dö Pardayyan, yoksul bir şövalyeydi ama yoksulluğu tamamen kendi tercihiydi, çünkü iktidarlara hiçbir zaman yaranmaya çalışmamış, kendisine kral tarafından verilmek istenen makamları daima elinin tersiyle itmişti. O, en başta, kendisine aşık olan, kadın papa olma peşindeki Fausta’nın entrikaları olmak üzere, bir sürü saray entrikasına tesadüfen bulaşır ama sonuçta entrikacıların oyunlarını bozarak işin içinden çıkardı. Pardayyan, kılıcını daima mazlumdan yana koyar, zalimlerin karşısına dikilirdi. İktidardakilerin şatafatlı hayatına hiçbir zaman özenmez ve katılmaz, onlardan hep uzak dururdu. Bir kavgada kim yenik düşüyorsa, kavganın içeriğine pek bakmadan yenilenden yana kılıç şakırdatırdı. Onun tek serveti erdemiydi.

Elbette, o bir ortaçağ şövalyesiydi ve değerleri de o dönemin değerleriydi ama bazı değerlerin dönemler üstü olduğunu, her koşulda çok çok önemli olduklarını düşünmekten yanayım ben. Dönemler ve iktidarlar eskir, değişir ama bu değerler, gökteki sönmeyen yıldızlar gibi sonsuza kadar yaşarlar.

Erdemsiz insanlar, başlarını kaldırıp asla bakmazlar gökyüzüne.

Hiç yorum yok: