6 Mayıs 2012 Pazar

'Demokrasinin şampiyonları' Denizlerin idamı için can atıyordu...

Bugün Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan'ın idam edilişlerinin 40. yıldönümü. Gazete köşelerinde hala yazılar yazabilen, "demokrasinin yıldızı" olarak gösterilen büyük "darbe karşıtları", vakt-i zamanında üç fidan hakkında "bir fırsat daha tanımayın" diyecek kadar alçalabiliyorlardı.
Bugün AKP iktidarının tarihi yeniden yazma ve toplumu şekillendirme girişimlerinin rüzgarını arkasına alan, kimisi hala hayatta olan, kimisi ise artık bu dünyadan göçmüş durumdaki "demokrasi yıldızları", 6 Mayıs 1972 yılında idam edilen Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan'ın idamları için neler söylemişlerdi?
Üç fidan, Türkiye halkının belleğinde onurlu bir yer edinip hala yaşatılırken, Denizlerin idamı için kalemlerini kana batıran kalemler bu ülke yurttaşlarının gözünde fırıldaktan, "demokrasi yıldızı" siyasetçiler ise yaşarken dahi "Çankaya'nın şişmanı" olmaktan öteye gidemediler.
Demokrasinin yıldızı Turgut Özal: 'Onlara bir şans daha vermeyin'
Örneğin, AKP'nin ve bir bütün olarak Türkiye sağının "idol"lerinden olan, Türkiye'yi demokratikleştirme yoluna soktuğu iddia edilen ve 12 Eylül'ün yarattığı iklimi kullanarak iktidar olan Turgut Özal, 7 Nisan 1972 tarihinde, Devlet Planlama Teşkilatı tarafından gönderildiği ABD'den, dönemin Tercüman gazetesi Yazarı Ahmet Kabaklı’ya şu satırları yazıyordu:
"Muhterem Ahmet beyefendi,
Teknik Üniversite duvarlarına, bir tarafa köprü karikatürü, diğer tarafa da 6. Filo’yu koyarak, “köprü ve bekçisi” diyen komünistlerin, aslında neyin peşinde oldukları daha iyi anlaşılmıyor mu?
Bir senelik örfi idare, bütün melanet ve hıyanetlerini meydana çıkardığı gibi, Türkiye’nin kalkınması için sarf edilen insanüstü gayretler, yapılan insafsız hücumların kasti hüvviyetlerini de ortaya çıkarmıştır. Zaman muhakkar durumu daha iyi gösterecektir. Fakat bir endişem var.
Tarihten, tecrübeden ders alacak mıyız yoksa bir acıma duygusu ile karıştırılan, aslında maksatlı bir takım oyunlara alet olarak Türkiye’yi yıkmak isteyenlere bir şans daha mı vereceğiz?
Türkiye hiçbir zaman komünist olmayacak...
Bu vesile ile saygı sevgilerimi sunar, mücadelenizde başarılar dilerim."
Nazlı Ilıcak: 'Anarşistleri asanları suçlu bulursak olayların sonu gelmez'
Bir başka demokrasi şampiyonu Nazlı Ilıcak ise, 12 Mayıs 1976 tarihli Tercüman gazetesinde yazdığı yazıda, üç gençlik önderi adına yapılan anmalara değinerek şunları yazıyordu:
"Deniz Gezmiş ve arkadaşları Marksizm-Leninizm’i eylem klavuzu olarak kabul etmişler gayelerinin tahakkuku için THKO adlı gizli örgüt kurmuşlardı. Mahkemelerde bu ordunun mensupları ve savaşçıları olduklarını iftiharla söyleyen deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan şehir ve kır gerilla hareketiyle hedeflerine erişmeyi planlayarak, adam kaçırma, banka soyma vs. anarşik eylemlere girişmişlerdir (...)
Goşistlerin iktidar umudu, ancak orduyu kendilerine alet etmekle gerçekleşebilir ki, Atatürk’ün izinden yürüyen Türk Silahlı Kuvvetleri bu oyuna gelmeyeceğini 12 Mart’ta göstermiş ve anarşist solcuların doldurdukları silahı geri tepmiştir."
O zamanlar Ergenekon olmadığı için "Atatürk'ün izinden yürüyen Türk Silahlı Kuvvetleri" Denizlerin oyununa gelmemiş ve anarşist solcuların silahı geri tepmişti! Ilıcak'ın kafa yapısının aradan geçen 35 yılda hiç değişmediği anlaşılıyor. Zira ertesi sene yine Tercüman gazetesinin 6 Mayıs tarihli nüshasında Denizlerin idama götürülürken imam istemediklerini satır arasında hatırlattıktan sonra, "gençlerin hırslı politikacıların kurbanı olduklarını", "onlara cesaret veya güç veren, anarşiden yararlanmayı düşünenler"e atıf yaparak şunları yazıyordu:
"Eğer, geniş seçmen tabanına sahip büyük bir parti, yukarıda adı geçen terörist militanlardan ziyade, bunları asan bir askeri suçlarsa, Rusya’nın burnumuzun dibinde olmamıza rağmen, kömünizmi tehlikeli bulmaz ve bulanı faşistlikle itham ederse, olayları sonunun gelmesi zordur.
Bütçe müzakereleri sırasına Ali Elverdi Paşa’nın yakasına yapışanlar, onu Meclis kürsüsünden yere düşürenler şahsına değil, Sıkıyönetim Mahkemesi başkanı sıfatıyla ve Türk milleti adına imzaladığı kararına hücum ediyorlardı."
Rauf Tamer'i okumak mide istiyor!
Şimdilerde Hürriyet gazetesindeki köşesinden demokrasi vaazları veren Rauf Tamer ise, 1972'nin Nisan ayında yazdığı bir yazıda, o ara idamların iptal edilmesine dair kanun hakkında tarihe utanç vesikası olarak geçen bir yazı yazdı:
"İdamlara dair kanun iptal edildi.
Ne demek iptal?
Menşeini araştıralım.
İptal
İpta
İpt
İp.
Gördünüz mü sonunda yine ip çıkıyor."
"Solun Namusu" isimli iğrenç bir propaganda kitabına da imza atan Tamer, Marx ile Lenin'in cinsel hayatından solcuların "namus"unda kadar bir dizi iğrenç yalanı bir araya getirebiliyordu. İdamdan 2 gün sonraki yazısında ise şunları yazacaktı:
"İnfazdan önce dini telkine gelen hocayı kabul etmemişler.
Uçak kaçıranlar, Sofya’daki elçimize, “bizim Türkiye ile ilgimiz yok” demişler.
Bir diğeri ise duruşmada Türk ve islam olduğunu kabul etmemiş.
Öyleyse bu çocuklar gerçekten vatan haini değil.
Vatan haini olabilmek için önce vatandaş olmak gerekir.”
Bugün 6 Mayıs. Her 6 Mayıs'ta olduğu gibi binlerce liseli, üniversiteli, genç işçi, her yaştan devrimciler Karşıyaka Mezarlığı'nda Deniz'i, Yusuf'u ve Hüseyin'i ziyaret edecekler, bağımsız ve aydınlık bir ülke mücadelesinde onlara bir kez daha söz verecekler. Demokrasi şampiyonları ise, kendi belleksizliklerine güvenip geçmişlerini unutturmaya çalışacaklar.
Serpil Güvenç'in İmge Yayınevi'nden çıkan Darağacına Mektuplar isimli kitabından faydalanılmıştır. Ayrıca Serpil Güvenç'e, kitabında yer almayan Turgut Özal'ın mektubunu bizimle paylaştığı için teşekkür ediyoruz.

Hiç yorum yok: