26 Mayıs 2012 Cumartesi

Erdoğan ve AKP’nin dini para, Tanrısı ABD emperyalizmidir!

AKP dindardır fakat iktidar ve para onun için daha öndedir. Böyle olmasaydı Gülen Cemaati’yle çatışmazdı; şayet çatıştıysa, onun için dindarlık önemli değil, iktidara sahip olmak, iktidar olanaklarını kullanmak ve daha fazla sermaye edinmek önemlidir.

İster uluslararası tekelci sermaye olsun, isterse ulusal ölçekteki sermaye olsun, ekseriyetten tüm sermaye için (sömürü, baskı, egemenlik ve bilumum gerici türevin gücü olan sermaye için) geçerlidir ki, kar hırsına bürünmüş sermaye dil, din, renk ve cins karşısında kayıtsızdır. O, yalnızca karına bakar. Karın olduğu yerde diğer değerler vb ikincil ve hatta tamamen önemsizdir. Bu türden ayrımlara girmez, sadece ve sadece sınıf ayrımına bakar, bir tek sınıf farkında duyarlıdır.

Gerici toplumsal sistemlere has bütün iktidar sahipleri ya da gerici hâkim sınıflar, ekonomik güce dayanırlar. Ya da istisnasız olarak bu kesimler büyük sermaye sahipleridir. Hepsi sermaye aracılığıyla yürütülen sömürüden palazlanır, güç olurlar veya nüfuzlarını devasa boyutlarda büyütürler. Yine hepsi burada edindikleri siyasi güç vasıtasıyla baskı uygular, egemenliklerini korurlar. Gerici sistemlerde iktidar olmanın da iktidarda kalmanın da değişmez tek yolu haksız kazanç sağlamak, azgınca sömürü yapmak, bu uğurda kudurgan bir baskı ve terör uygulamak, katliamlar gerçekleştirmektir; çalmak, yolsuzluk yapmak, rüşvet almak, imtiyaz kullanmak, komplolar düzenlemek ve her türden ahlaksızlık işin diğer kısmıdır. Kısacası, çürümüş-kokuşmuş gerici sistemlerde ekonomik olarak güç olmanın yolu, başta sömürü ve zulüm olmak üzere, diğer tüm ahlaksızlık ve vahşilikleri yapmaktan geçer. Siyasi güç olmanın yolu da genel kural olarak ekonomik anlamda güç olmayı gerektirir. Eğer bütün gerici iktidarların, egemenlerin, hâkim sınıfların izlediği yol bu ise (ki, en hafifiyle budur), o halde Erdoğan ve AKP’nin izlediği, izleyeceği yol da budur. Başka türlü tasavvur etmek mümkün değildir. (İlk hoca ve erbapları Erbakan’dı, işte ölümünden sonra çocuklarının miras kavgasıyla ortalığa dökülen kirlilikleri it ölüsü gibi kokmaktadır… Ki, Erbakan’ı, Erdoğan ve AKP ile kesinlikle kıyaslamıyoruz.) 

Yani, Erdoğan ve AKP iktidar olurken, iktidarda kalırken veya tüm bu saltanatları ve egemenliklerinin altında sömürü ve zulüm aracıyla büyüttükleri imtiyazlar, sağladıkları palazlanmada her türlü ahlaksızlık kullanılmak suretiyle elde edilen ya da elde ettikleri kocaman bir sermaye vardır; siyasi güç vardır. Türkiye-Kuzey Kürdistan gibi sistemlerde, yani komprador bürokratik burjuvazi gerçeğinde siyasi güç ve devlet olanakları, bürokratik imkânları ve tüm gücü palazlanmanın unsurudur. Siyasi güç ekonomik güç olmaktan geçtiği gibi, bu tür ülkelerde siyasi güç veya pozisyon, ekonomik palazlanmanın en uygun zeminidir. Devlet imkânları ve bürokrasisinin muazzam olanakları şahsi, grupsal, çeteci gayri hukuksal tüm palazlanmaların toprağıdır. Erdoğan ve AKP’nin bu “nimetlerden” yararlanmadığını söylemek bilinçli bir gericilik değilse, en basitiyle ahmakça bir safdilliktir.

AKP’nin dini paradır  
Erdoğan ve AKP’nin dindar kimliği hakikattir. Fakat bu hakikat onların (saf dindarların) sömürü ve zulüm yapmayacakları anlamına gelmez. Aynı biçimde yolsuzluk (Deniz Feneri, ihaleler vb vs gibi…), hırsızlık, ahlaksızlık yapmayacakları anlamına gelmez; rüşvet yemeyecekleri, devlet ve bürokrasinin olanaklarını bencil şahsi ve grupsal menfaatleri için kullanmayacakları, kar ve rant uğruna sömürü-zulüm yapmayacakları, kasalarını ve ceplerinin kabarışına büyütmek için, ülke zenginliklerini ABD emperyalizmi başta olmak üzere uluslararası tekellere peşkeş çekmeyecekleri, özelleştirmeler kılıfı altında satmayacakları anlamına gelmez… Bunların dinciliği de dinin ta kendisi de bu kirliliklere kapalı değil, sonuna kadar açıktır. 

Marks’ın deyimiyle, din tam manasıyla kitlelerin uyutulması için bir afyondur. Din uyuşturucu olduğu kadar, dini duygular ya da din iyi bir sömürü alanı ve argümanıdır da. Gerici egemenler bu silahı (din silahını) çok iyi kullanmıştır-kullanmaktadır da. Erdoğan bu alan üzerinde, yani din tacirliğiyle kitleleri aldatıp peşine taktı. Dindar olduğu kadar, bu dindarlığı, dini, gerici sömürü, baskı ve zulüm iktidarı için payanda etmeyi bilecek kadar da kar ve para peşindedir. Erdoğan ya da AKP’nin dindar kimliği ile sömürücü, baskı ve zulümcü kimliği ve faşist iktidarı birbiriyle çatışmamakta, bilakis çakışmaktadır. O halde, Erdoğan ve AKP’nin dini paradır demek neden yanlış olsun ki?!

Şayet Erdoğan ve AKP’nin bütün bunları yapmadığını iddia ediyorsanız, bu niteliklerine inanmıyorsanız; o halde AKP’nin hangi ilişkiler içinde ve nasıl palazlanıp iktidara geldiğini, nasıl iktidarda kalmayı başardığını, hem de darbe girişimlerini boşa çıkaracak ve ordunun en üst kademesini istifa ettirecek ve önemli oranda tutuklayıp yargılama vb vs pahasına, yani bu güçte iktidar olması ve iktidarda kalmasını nasıl açıklamalı? Nereden geliyor bu ekonomik güç ve nereden geliyor bu siyasi güç? Eğer Erdoğan ve AKP’nin yazgısını yazan tanrısı ABD emperyalizmi değilse, Erdoğan ve AKP bu kudreti nereden buldu?


Cemaatler arasında olmak kaydıyla içte yaşanan erk kavgasını saymazsak, bu cemaat ve tarikatlar ittifakı olan AKP’nin iktidarlaştığı genel kabul görmekle birlikte, su götürmez doğrudur da. Bir niteliğiyle cemaat-tarikat ortaklığı olan AKP’nin içte yaşadığı ciddi sancılara karşın, dışa karşı esasta sağlam durduğu veya birliğini koruduğu söylenebilir. Ne ki, bu durum mutlak bir şekilde karara bağlanmış bir hal değildir. Bugünün çelişki seviyesi veya çelişkilerin keskinlik boyutu, cemaatler ve tarikatlar topluluğuyla teşekkül olan, Türk-İslam sentezci komprador sınıf iktidarının aralarındaki çelişkilere rağmen, birlikte yürümelerine olanak tanımaktadır.

Efendi-uşak hukuku
AKP dini sömüren ama dindar olan bir partidir; tabii ki, hükümet ve iktidardır da. AKP’nin esas kimliği ise, sınıfsal dokusu olan komprador niteliğinde toplanır. AKP’nin dindar olması, iktidar olmasının önünde engel değildir. Onu iktidara taşıyan uluslar arası sermaye ya da tekelci güçler (ABD başta olmak üzere, AB emperyalizmi), AKP’nin dindar kimliğinden ziyade, işbirlikçilik veya maşa görevini nasıl yapacağı ve bunu yapmaya uygun olup olmamasıyla ilgilenmektedirler. Sermaye kardeşliği (somut olarak efendi-uşak hukuku, yani emperyalizm lehine bağımlılık ilişkisi) emperyalist ve bilumum sömürücü sistemlerde, önemli ve esas olanıdır; ulusal, dinsel kimliğinin ne olduğu sonra gelendir. Dolayısıyla, ABD AKP’yi iktidara hazırlarken ve oraya oturturken, AKP’nin İslamcı kimliğini engel görmedi. Ki, gerçekte engel de değildir. Nitekim yaşanan süreç bunu doğrulamaktadır.

Şimdi, “TC” devleti ABD emperyalizmi garantörlüğünde ve AKP eliyle emperyalist sistemin aktüel çıkarları ya da tabiatına uygun olarak talim-terbiyeden geçirilip (bilinen tasfiyeci süreçle) yapılandırılmaktadır. Tasfiyecilik ve yapılandırmanın kapsamı, iç ve dış güçlerde tasfiyeyi hedefleyen geniş bir konsepttir. Burada altını çizmek istediğimiz gerçek şudur; AKP komprador kimliği esas sınıf karakteri olmak kaydıyla, Türk-İslam sentezi savunusuyla edindiği ırkçı-faşist niteliği ve dindar kimliğiyle iktidarlaştıysa (ki, iktidarlaştı), bir önceki iktidarı tasfiye ederek onun yerine oturdu. Bu, bir önceki Kemalist kliği iktidarı ele geçirecek düzeyde tasfiye ettiği anlamına gelir. Kemalist kliğin tasfiyesi objektif olarak Kemalizm’in de belli oranda tasfiyesini içerir. Bu tasfiye bütünüyle bitirildiği, tamamen tasfiye edildiği, hiçbir gücü kalmadığı anlamına gelmez elbette. Ama öyle ya da böyle, bir tasfiyenin yaşandığı aşikârdır.

AKP’nin devletin temel kurumlarından eline geçirip kontrolüne almadığı bir kurum kalmadı. Yargı-yürütme-yasama ve bu üçlüye bağlı tüm kurumlar (ordu-polis dâhil olmak üzere) AKP’nin denetiminde bulunmaktadır. Devletin yapılandırılması denen olgu iyi algılanırsa, Kemalist devlet ve kliğe yönelik tasfiye de anlaşılmış olur. Bu tasfiye ya da yapılanma, devletin demokratikleştiği anlamına gelmez, bilakis aynı sınıf özü üzerinde yeniden yapılanma gerçekleşmektedir. Geleneksel devlet tüm temel kurum ve kuruluşlarıyla, anayasasından yürütmesine, yargısından yasamasına, ordusundan polis gücüne kadar her mekanizma, erozyondan geçiriliyor ve tüm bu sahaya AKP nüfuz ediyorsa, geleneksel Kemalist devlet anlayışı yerine, Türk-İslam sentezi temelinde dindar-cemaatçi-tarikatçı devlet anlayışı yerleştiyse; bu bir tasfiyenin olduğunu açıklar. 

Kemalizm’in tasfiyeye tabi tutulduğu Cumhuriyet Bayramı kutlamalarından, gençliğe hitabeden vb vs birçok ayrıntıda da belirmektedir.

AKP ve demokratlık
Erdoğan sessiz devrim gerçekleştirdiklerini söylerken, devrim yaptıkları hususunda doğru söylemiyordu ama bu sözün boş bir söz olmadığı ve nesnel bir gerçekliğe dayandığını da görmek gerekir. Eğitim sisteminde yapılan yeni düzenlemeler sonrası yapılan kutlamalar ve açıklamalar, belli nesnel karşılığı olan gelişmelerdir. Kısacası, dini iktidar ve devlet teşekkülünde önemli adımlar atılmış ve bu süreç devam etmektedir. 

Dersim Soykırım’ında ahkam kesmektedir Erdoğan!? Neden? Demokrat olduğundan mı? Asla! Sadece CHP’nin yumuşak karnını yakaladığı için oradan yüklenmektedir. Ve kitlelerin duygularına hitap etmektedir. Dahası, Kemalistler ve CHP ile, tasfiye amaçlı ve iktidarını pekiştirme amaçlı yürüttüğü kavgada-hesaplaşmada, Dersim Katliam’ını araç olarak kullanmaktadır. Yani, Kemalistlerle kozlarını paylaşıp onların defterini kendi iktidarı lehine dürmek için Dersim Soykırım’ını sahtekârca kullanmaktadır.

Yaşananlar, emperyalist proje olan ve bizzat ABD tarafından dayatılan devletin yapılandırılması sürecine uygun ve onun gereği olan gelişmelerdir. Emperyalist projeye endeksli olarak işleyen bu süreç veya devletin yapılandırılması süreci, eski devlet biçimi-anlayışını oluşturulacak olan yeni devlet biçimine uygun olarak, yıkıp tasfiye etmektir. Yani, eski devlet biçim ve anlayışını, yeni oluşturulan devlet biçimi lehine tasfiye etmektir. Devletin yapılandırılması denen şey budur. Bu süreçte iktidarda olan her klik aynı görevi üslenmek durumundadır; AKP de bu görevi üstlenip yürütmektedir. Demokrat olduğundan vs değil bu gelişmeler.

12 Eylül ile “hesaplaşma” sahtekârlığı
Gündemde 12 Eylül 1980 cuntası ve cuntacıların yargılanması var. Bura üzerinden AKP caka satmakta, demokrasi havarisi kesilmektedir. Oysa yaşanan hiçbir şey (Orduya, cuntaya, Ergenekon’a, kayıplara, Dersim soykırımına dair vb vs…) özel olarak Erdoğan ve AKP’nin kimliğiyle alakalı gelişmeler değildir. 

İşte, 12 Eylül ile “hesaplaşma” sahtekârlığı altında yaşanan gelişmeler, yukarıda ifade ettiğimiz devletin yapılandırılma sürecinin gereğidir. ABD dikteli de olsa, AKP devleti yapılandırırken, dini (İslami) bir devlet teşkilatlanmaktadır. Dolayısıyla, eski devlet geleneği, eski iktidarlar ve bunların icraatlarıyla objektif olarak karşı karşıya gelmekte ya da çatışmaktadır. Bu çatışma AKP’nin demokratik niteliğinden vb ileri gelen değil, tersine emperyalist proje olan devletin yapılandırılması projesinin gereğidir ve aynı zamanda İslami devlet örgütlenmesine uygun olarak ya da cemaatçi-tarikatçı kimliğine bağlı olarak, eski laik devlet geleneği ve uygulamalarıyla çatışmaktadır. Eğer AKP’nin İslami bir devlet oluşturmaya çalıştığını ve bu uğurda açık mesafeler kaydettiğini görür ve kabul edersek, Kemalist kliğin tasfiyesini görür ve Kemalizm’in de belli oranda tasfiye edildiğini kabul ederiz. Ki, bu süreç işleyen dinamik bir süreçtir. Muhtemelen daha somut (ki, olanlar yeterince somuttur zaten) gelişmelerin yaşanması uzun zaman almayacaktır.

Önemsemek gerekir ki, AKP din istismarıyla güç topladı. İktidar olmasında belirleyici faktör ABD emperyalizmi olsa da, kitleselleşmesi dini örgütlenme ve argümanlar sayesinde mümkün oldu. Hiç de küçümsenemez oy oranını, din istismarı ve dini kimliğinden ötürü yakaladı. O halde, dinin nasıl sömürü ve zulüm egemenliği olan gerici iktidar emeline alet ettiğini deşifre etme, önemli bir mücadele koludur.


AKP dindardır fakat iktidar ve para onun için daha öndedir. Böyle olmasaydı Gülen Cemaati’yle çatışmazdı; şayet çatıştıysa, onun için dindarlık önemli değil, iktidara sahip olmak, iktidar olanaklarını kullanmak ve daha fazla sermaye edinmek önemlidir. Bu söylediğimiz gerçeklik bilinmeyen bir şey değildir. Ancak halk kitlelerine iyi anlatılması ve AKP’nin bu yüzüyle etkili teşhir edilmesi için gereklidir. Halk kitleleri kazanılmadan hiçbir şey kazanılamaz, kazanılsa bile elde edilen kazanımla tutulup sürdürülemez!

Hiç yorum yok: