4 Mayıs 2012 Cuma

Halil ile Nazlı (Bozacı ile Şıracı) - Hasan Vasfi Altay

2 Mayıs tarihli Sabah’ta Nazlı Ilıcak’ın şöyle bir ifadesi var: “Berktay'a göre, 1 Mayıs 1977'deki ölümlerin sebebi devlet değil, Maocu ve Sovyetçi grupların çatışmasıydı. Halkın Kurtuluşu, Halkın Yolu, TİKKO gibi gruplar meydana girmeye çalışırken, DİSK'in barikatına toslayıp, aralarında çatışma çıkmıştı. Bu teze inanırsınız ya da inanmazsınız... Ama anlatılanlar, solun eli silâhlı olduğunu, ufacık grupların birbirlerini yiyip, revizyonizmle suçladıklarını anlamamıza yetiyor.”.

Aman ne güzel ifade etmiş Halil Bey. TKP, Halkın kurtuluşu, TİKKO gibi örgütler 1 Mayıs’ı fırsat bilip birbirlerine girmişler. Eli kanlı TKP ve hain Halkın kurtuluşu. Sovyetistler, Maocular, Enver Hocacılar vs. Devletimiz ve özellikle polisimiz “yapmayın, etmeyin” dediyse de nafile. İyi de siz neden Halil Bey’den alıntı yapıyorsunuz? O dönem siz de Tercüman Gazetesi’ndeydiniz. Mitingi takip edemediniz mi? Halil Bey ne işle meşgul onu da anlamıyorum.

Aydınlık hareketinden ne zaman kopmuştu? Şimdi günah mı çıkarıyor? Çok oldu be Nazlı bacım. Olayların ayrıntısı benim de kafamda silindi. Ancak DİSK’in mitingde çatışan bir grup değil, mitingi düzenleyen sendika olduğunu tabii ki anımsıyorum. Gerçekleri bulandırmamalısınız. Bu katliamın önceden planlandığı bellidir. Sular idaresinin üzerinde ve İnterContinental Otel’de önceden polislerin mevzilendiği biliniyor. Kalabalığın silahlarla tarandığı yerler de buralar. Halil Berktay mitinge “Yusuf Yusuf” modunda katıldıysa önündeki vatandaşın kıçından başka bir şey görememiştir. Belki de gözü kapalı yürümüştür.

O dönemde sol grupların birbirleriyle çatışmalarını bir aymazlık olarak kabul etmekle birlikte 1 Mayıs katliamının kesinlikle kontrgerillanın eylemi olduğuna inanıyorum. Ateş edildikten sonra bombaların patlaması ve polis panzerlerinin miting alanına girmesi, Kazancı yokuşunda beyaz renkli bir polis aracından uzun menzilli silahlarla ateş açılması benim fikrimi desteklemektedir. Öte yanda, miting öncesi İnterContinental Otel’e gelen ve katliamın hemen  sonrası ülkeyi terk eden Amerikalılar herhalde işçi dostu ABD’li sosyalistler olmasa gerek.

1 Mayıs 1977 olayı yükselen sol harekete ve devrimci sendikacılığa indirilen bir darbedir. Yaşanan dramı sol fraksiyonların çatışmasına indirgeyip CIA’yı ve kontrgerillayı aklamak Halil kardeşimin vazifesi değildir. Eski sol AKP ve cemaatle duygusal köprüler kurmuştur. Nabi Yağcı, Murat Belge, Roni Margulies ve Ahmet Altan gibi isimler sürekli muhafazakar kesimi gıdıklamakla meşgul. Ahmet Altan zaten yandaş medyanın Ahmet Abisi. İşte bu temelde, Halil Berktay da sisteme gülücükler dağıtıyor ama her şeyi eline yüzüne bulaştırıyor. Hülasa, eskiden solculuğu beceremeyen Halil Bey, şimdi de sağcılığı becerememektedir. Bu tür tabansız çıkışlar iktidar cenahında prim yapmayacaktır. Ahmet Altan gibi Hoca efendi’yi sırtlamayı veya başbakanımız için kişilik analizi yapmayı denemelidir.

Sayın Ilıcak, aradan geçen 35 yıl eski dostun Demirel’i bile kısmen demokratlaştırdı. Sen hala Tercüman tarzı gazeteciliğe devam ediyorsun. 12 Eylül öncesi kontrgerillayı ve devlet destekli faşist grupları es geçip eli silahlı soldan söz ediyorsun. İçinde MİT ve emniyetin de yer aldığı savlanan derin devletin eylemlerini sol içi çatışma olarak pazarlıyorsunuz.

Aslında, senin yönteminle derin devletimize yapıştırılmak istenen her olayı aydınlatmak mümkün. Mesela, Bahçelievler’de 7 TİP’li gencin öldürülmesini TKP’ye yükleyebiliriz. 80 öncesi Çorum’da Aleviler kız davasından birbirine girmiştir. K. Maraş’ta aşiret çatışması vuku bulmuş, Madımak Oteli’nde Aleviler sobadan zehirlenmiş olabilir. Benim anlamlı! önermelerim Halil bey ile sizin fikir jimnastiğinizden daha uçuk değil. Sevgili kardeşim, dünyanın fani olduğunu unutmamalısınız. Yaşınız da benden küçük değil. Çok günah işledik. Bu vakitten sonra, salt doğruları söyleyip sevap kazanmakta fayda var. Yoksa öte dünyadayken kimse tarafından hayırla anılmayız. Cehennem azabına hiç girmeyeceğim.

HAMİŞ!: Mizah yazılarımda yazının doğası gereği insanlara ön ismiyle hitap ettiğim oluyor. Bunlar arasında Ertuğrul Özkök ve Mehmet Barlas gibi kent kökenli yazarlar da bir problem oluşmazken Ahmet Kekeç isminde taşralı bir delikanlı mizah yazılarımdaki bu jargona fena halde tepki veriyor. Üzerinize afiyet, perşembe günü hakkımda “Terbiyesiz Vasfi” diye yazmış. Kendisi Bekir Coşkun’a “Bekir”, Mustafa Mutlu’ya “Mustafa’nın biri” derken terbiyesine hiç halel gelmiyor ama. Sayın Kekeç, ben sende insanların terbiyesini, nezaketini tartacak bir asalet göremiyorum. Bu benim körlüğümse kusura bakma.

Yazdığım argümanlara karşı dut yemiş bülbül gibisin. Sözümde ısrarlıyım; Türkiye’nin demokrasi sorunu sağ siyasetin hodbinliği ve yamukluğudur.

Hasan Vasfi Altay

Hiç yorum yok: