16 Haziran 2012 Cumartesi

15-16 Haziran 1970: 'İşçi Direnişi'nin kadın işçilerini unutmayınız!



1960’lı yıllar boyunca sosyalist canlanma/aydınlanma iki ayrı kulvarda gelişti. Bunlardan biri, TİP, diğeri de YÖN Hareketi'ydi. Her iki harekette yaklaşık 9 yıllık bir tarihsel süreçte bölünerek, parçalanarak yok olmakla yüz yüze geldi. Onların yerine daha dinamik, genç ve bugünlere kadar devam eden yeni bir devrimci gelenek oluştu.
Bu süreçte 15-16 Haziran 1970’de gerçekleşen büyük işçi direnişi bir dönüm noktası oldu. 15-16 Haziran Direnişi, bir yandan sınıf ve kitle hareketinin gücünü, dinamizmini ve yaratıcılığını gösterirken, bir yandan da sol ve sosyalist hareketi bir yol ayrımına yöneltti. Devlete karşı silahlı bir başkaldırı şeklinde gerçekleşen 12 Mart Direnişi’nin de başlangıç noktasını 15-16 Haziran devrimci atılımı oluşturdu.
15-16 Haziran’ın üzerinden 42 yıl geçti. Kuşkusuz bu uzun tarihsel süreçte Türkiye’de çok şey değişti. Ancak değişmeyen bir şey var ki, o da bugün sosyalistlerin büyük çoğunluğunun yılda bir kez “Yaşasın 15-16 Haziran” sloganını atmaktan öteye işçi sınıfı içinde yeterli, ilkeli ve tutarlı bir çalışma yapmaması ve hatta bu devrimci geleneği unutmaya başlamasıdır. Dahası 15-16 Haziran Direnişi’ne güç katan ve kitlenin en önünde öncülük eden kadın işçilerin konumunun bile hatırlanmamasıdır.
Oysa İstanbul ve İzmit’te iki gün boyunca egemenlere korkulu anlar yaşatan bu büyük isyan hareketinde kadın işçilerin pratikte üstlendikleri rol unutulacak gibi değildi. Üstelik Türkiye’yi sarsan iki günün kadın işçilerinin eylemleri resmi kayıtlara geçmiş, iddianamelerde ve kitaplarda dillendirilmişti.
Direnişin ikinci günü... Yani 16 Haziran salı günü... Sabahın erken saatleri... İstanbul Valiliği’nde İçişleri Bakanı, Birinci Ordu Komutanı, Jandarma Genel Komutanı, Emniyet Müdürleri, MİT Bölge Müdürü, Kontrgerilla uzmanları ve diğer güvenlik görevlileri karargah kurmuş durumda. Olayların gelişimi telsiz merkezinden izleniyor, kimi bilgiler telefonlarla geliyor. Kadın işçilerin yoğun olduğu Levent ve çevresinde bulunan fabrikalardaki eylemlerle ilgili olarak verilen telsiz konuşmalarının bir bölümü şöyledir:
“Levent ve çevresindeki bütün fabrikalardaki çalışan işçiler işi bıraktı, efendim. Hepsi kapılardan çıkıyor, efendim... Bazılarının ellerinde sopalara takılmış kartonlar var... Yazıları okuyamıyorum... Şimdi birisini seçebildim, efendim. ‘Sendikamız anamız, feda olsun canımız’ yazıyor... Evet, anaları sendikaymış efendim. Birisin de ‘Demirel istifa’ yazılı... Hepsi Tekfen Fabrikası’na doğru yürüyor efendim...”
“Komiserim, Tekfen’deki işçileri de yürüyüşe çağırıyorlar... Evet efendim, Toplum Polisi fabrikayı koruyor. Müdür Muavini Yusuf Aksu’yu görüyorum, efendim. Yanında Emniyet Müdür Muavini Kenan Koç Bey de var, efendim. Bir dakika efendim. Kenan Koç, işçilere bir şeyler söylüyor... Evet konuşuyor, ‘dağılın’ diyor, ‘sonra fena olur’ diyor. İşçiler, birden toplum polislerinin kordonunu yarmaya çalıştı... Hayır ellerinde bir şey yok. Kadın işçiler öne geçti, efendim. Bazılarının elinde sopa var, pankart astıkları sopa gibi şeyler efendim. Bizimkiler coplarını kullanıyor efendim. İşçilerden kim olursa, copları başlarına, bellerine, kollarına vuruyorlar, efendim. Kadın işçiler yerlere yıkıldı efendim, Seslerini duyuyorum, ‘yandım, yetişin’ diye bağırıyorlar. Ortalık ana-baba gününe döndü efendim. Toplum Polisi çok sert giriyor efendim. Kadın çığlıkları durmuyor. Erkek işçiler evlerin bahçe demirlerini söküyor; fidanları tutan çubukları da ellerine geçirip toplum polisine saldırmaya başladılar efendim... Evet, kıyasıya bir dövüş oluyor burada efendim... İşçiler çok kalabalık, yeni yürüyüşçüler de geliyor efendim. Elleri sopalı, demir çubuklu işçiler çatışmadan üstün çıktı, bizimkiler hızla koşuyor, işçiler de peşlerinden efendim...”
“Eczacıbaşı fabrikasındayım efendim. Beyefendi durum vahim, arz ediyorum. Toplum polisi buraya doğru koşar adım geliyor. Bazılarının miğferleri yok başlarında... Ellerinde de yok. Bazıları kalkansız... Silah sesi duydum. Silah sesleri birbirini izliyor. Göremiyorum kimlerin ateş ettiğini... Bizimkiler de tabanca ile ateş ediyor... Birini gördüm. Tabancasını ateşledi ve fabrikaya girmeye çalışıyor. Evet Tekfen’den buraya doğru geliyorlar. Yerlerde sürüklenen kadın işçiler de var. İşçiler taş atıyor, camları kırıyorlar. Bazı arkadaşlar Eczacıbaşı’nın karşısındaki eve sığındılar. İşçiler polisleri dışarı çıkartmaya çalışıyor... İşçiler evin kapısını kırdılar efendim. Polisler pencereden atlıyor... Bu yana doğru geliyorlar... İşçiler peşlerini bıraktı... Yerlerde sürüklenen yaralılar var... İşçilerin bir kısmı yaralılarla ilgileniyor... Tamam efendim ben de bizim yaralılarla ilgileneceğim...”
“Bir kısım işçiler Philips Fabrikası’na doğru ilerliyor. Yol askeri inzibatlarla kesilmiş. Subayın ‘Dağılın, yoksa ateş açtırırım’ uyarısına aldırmayan işçiler barikatı aşarak yollarına devam ediyor. İşçiler ‘Demirel istifa’, ‘İşçi köylü ele ele’, ‘Bağımsız Türkiye, ‘ Sendikalarda ele ele. Tüm baskılar nafile’ sloganları atılıyor. İşçilerin yürüyüş kolunun öncüleri Mecidiyeköy’e varıyor. Orada Amerikalılara ait TUSLOG binası taşlanıyor ve camları kırılıyor...”
“İşçiler Puro Fabrikası’nın önüne geliyor. ‘İşçiler dışarı’ diye sloganlar atarak fabrikayı boşaltıyorlar. Bu sırada Roche işçileri geliyor ve alkışlanıyor. Ardından Ari Bisküvi işçileri... Ve Gripin işçileri... Hep birlikte Esentepe’den Mecidiyeköy’e doğru yürüyorlar. Mecidiyeköy’de birleşen işçiler buradaki İnzibat’ların oluşturduğu barikatı da aşıyor... Bu barikatı da öne geçen kadın işçilerle aşıyorlar... Daha sonra işçiler Profilo Fabrikasına doğru marşlar söyleyerek gidiyor...”
Şaban İba / Özgür Gündem

Hiç yorum yok: