18 Haziran 2012 Pazartesi

Erdoğan-Gülen tartışmasında yanlış soru: ‘Gerilim var mı yok mu?’

soL: Erdoğan’ın Fethullah Gülen’i Türkiye’ye dönmeye çağırması ve Gülen’in bu çağrıyı reddetmesiyle AKP-Cemaat ilişkisi ile ilgili tartışmalar yeniden gündemin üst sırasına yerleşti. Medyada yandaş kalemlerin yürüttükleri “gerilim var mı yok mu” tartışması ise ancak bir “yalancı bayrak” olarak nitelenebilir.
Başbakan Erdoğan’ın Türkçe Olimpiyatları’nda Fethullah Gülen’e yaptığı “geri dön” çağrısıyla başlayan tartışma gündemi meşgul etmeye devam ediyor. Meksika’da yapılacak G-20 Zirvesi öncesinde bir basın toplantısı yaparak Fethullah Gülen’in ağlayarak verdiği “dönmem” yanıtını değerlendiren Erdoğan, “Takdir kendilerinindir, biz burada üzerimize düşeni yapmaya hazırız dedik. Yaptıkları açıklamaya göre herhalde şimdilik böyle bir şey düşünmüyorlar” diye konuştu. Erdoğan, Gülen’in dönmesi yönünde bir beklentinin bulunduğunu, kendisinin de bu nedenle geri dönmesi çağrısını Türkçe Olimpiyatları’nın finalinde “gönüldaşlarıyla” paylaşmak istediğini söyledi. Başbakan sözlerini, “Çünkü dışarıda da bazı dedikodular oldu. 'Acaba gelmek istiyor da burada olumsuz yaklaşım mı var?' diye. Bunu ortadan kaldırmak istedik” diye sürdürdü.
Gülen: “O ilk değil” demişti
Fethullah Gülen’in, Erdoğan’ın geri dönmesi yönündeki çağrısına “dönmem” yanıtını verdiği videoda dikkat çeken bir husus, Başbakan’ın kendisini ülkeye dönmeye çağıran ilk kişi olmadığını vurgulamasıydı. Gülen, yandaşlarının “Sayın Başbakan'ın hüzünlü gurbeti bitirme davetiyle alakalı mülahazalarınızı lütfeder misiniz?” sorusuna şu yanıtı veriyordu:
Şimdi bunu hemen söyleyeyim, orada o kendine yakışanı yaptı. Fakat o ilk değil onu söyleyeyim. Sayın Cumhurbaşkanı da O da açıktan açığa dedikleri de oldu bir vasıta ile bana ulaştırdıkları da oldu. Söyledikleri de de oldu daha başka. Ricali devletten daha başkaları da kendilerine yakışan o civanmertliği her zaman sergilediler bugüne kadar. Ben defaatle duydum. Yanıma gelen, aynı zamanda o arkadaşlardan yanıma gelen kimseler de aynı şeyleri teklif ettiler. Artık Türkiye'ye gelme zamanı değil mi, filan dediler. Şimdi onlar onu yapmada kendilerine düşen, kendilerine yakışanı yapıyorlar. Ben bu mevzuda, ben demek de çok çirkin bir şey de, bana yakışanı yapmam lazım. Şimdi onlar davet ederler, gel derler normal. Millet de onlar davet etmeleri lazım geliyor gibi onlara bakabilirler ve nitekim zannediyorum orada alkışın ritmi dozu biraz yükselince de herhalde öyle bir talep şeyi imajı aldı Sayın Başbakan. Ondan da anlıyorum da dedi, yani oradaki anlayışını ortaya koydu. Halk da öyle diyebilir yani onlar çağırdığı zaman çağırmasalar ben gidemem, Türkiye emin, böyle güvenlikli bir yer değil dolayısıyla başıma gaile açarım, dert açarım başıma. Arz edeceğim şeyler böyle yakışıksız şeyler olabilir de ben hiçbir zaman böyle başıma dert açacağım mülahazası yaşamadım yani…
Medyada Gülen cemaatine yakın bazı köşe yazarlarının ısrarla “AKP-Cemaat çatışması yok” demesine ve bu yöndeki tartışmaları bir “fitne” olarak nitelemelerine karşın, Gülen’in hem Erdoğan’ın talebini reddederken kullandığı mesafeli hem de “o ilk değil” diyerek, Abdullah Gül’ün de kendisini daha önce Türkiye’ye çağırdığını ifade etmesi, iktidar bloku içerisindeki gerilimin aşılmadığını düşündürdü. Gülen’in Anayasa Mahkemesi’nin Abdullah Gül’ün 7 yıl görevde kalacağı ve daha sonra 5 yıl için daha seçilebileceği yönündeki kararıyla aynı süreçte “Ondan önce Gül davet etti” demesi, gerilimin odak noktasındaki konulardan bir tanesinin başkanlık sistemi ve kimin başkan olacağı tartışması olduğunu düşündürüyor.
Ekrem Dumanlı: Farklı mülahazalardan fitne üretiliyor
Zaman Genel Yayın Müdürü Ekrem Dumanlı bugünkü köşe yazısında, Cemaatle AKP arasında gerilim olmadığını iddia ederek, yaşanan ayrımların “bazı konulardaki farklı mülahazalar siyasetle sivil toplum arasındaki farkın tabii yansımalarıdır” dedi. Dumanlı gerilimin varlığını ve Cemaatin siyaset üzerindeki etkisini inkar ettiği yazısında Erdoğan’ın çağrısı ve Gülen’in yanıtı üzerine şunları yazdı:
Hiç kuşkunuz olmasın, bir kısım çevreler bu manzaraya rağmen yine boş durmayacak, parti ile camia arasındaki tabii farklılıkları kavga sebebi saymak için ter dökecek. Hatta şeytanların bile aklına gelmeyecek tezler duyacaksınız yine. Tertemiz insanların arasına bazı uluslararası çevrelerin sızdığını yayacak kadar cüret gösteren insanlar, kim bilir daha neler söyleyecek neler? Dünyanın en özgürlükçü, en sivil, en demokrat hareketlerinden birisini 'güvenlikçi' ya da 'statükocu' olarak yaftalamaya kalkanların neler uyduracağını tahmin etmek kolay gözükmüyor. MİT krizini bahane ederek sarf edilen sözlerin vahametini gördükten sonra, daha kötü yorumlar duysam şaşırmam. Kah 'cemaat'ten yana görünüp partiye, kah partiden yana pozisyon alıyor gibi davranıp 'cemaat'e suçlamalar yapanlar göreceksiniz. Ancak bunlar üzerinde daha fazla durmaya gerek yok; Başbakan Erdoğan ve Fethullah Gülen Hocaefendi'nin yaklaşımları yeni bir atmosferi kaçınılmaz kılıyor. Bazı konulardaki farklı mülahazalar siyasetle sivil toplum arasındaki farkın tabii yansımalarıdır; o farklılıktan fitne üretmek ve işgüzarlık yaparak insanları gereksiz bir kavganın içine çekmek büyük bir vebaldir...
Gülen’in yanıtındaki mesafeli dile ve Abdullah Gül’e işaret etmesine ilişkin hiçbir şey söylemeyen Dumanlı, devam eden tartışmaları da “sivil toplum-siyaset farklılığına” indirgeyerek, aksini iddia edenleri “fitnecilikle” suçladı.
Kekeç ve Altan: Bölünme iyidir
Star yazarı Ahmet Kekeç ve Taraf Genel Yayın Yönetmeni Ahmet Altan ise bugünkü köşe yazılarında Erdoğan’ın çağrısının Cemaati ve hükümeti böldüğünü ve bunun “yeni bir uzlaşma” için olumlu bir gelişme olduğunu ileri sürdüler.
“Başbakan’ın ‘Bitsin bu hasret’ çağrısı cemaatte kafa karışıklığına yol açmıştır... Yani, cemaati bölmüştür. Fethullah Gülen’in “hayır” cevabı, hükümette kafa karışıklığına yol açmıştır. Yani, hükümeti destekleyen kesimleri bölmüştür” diyen Kekeç, “Meselelerimizi, ancak ve sadece yeni çatışma eksenleri kurarak, bu eksenleri doğru ikame ederek çözebiliriz” diye yazdı. Kekeç bu sözlerine, “Fethullah Gülen hocaefendinin ‘dönmeme’ kararı, cemaatte ve hükümeti destekleyen kesimlerde ‘yeni bir durum’ ortaya çıkarmıştır. Daha doğrusu, bir ‘karşıtlaşma’ yaratmıştır” diye açıklık getirdi.
Cemaat ile AKP arasında bir gerilimin var olduğu ön kabulünden hareket ederek, yaşanan son tartışmanın “statükoyu değiştireceğini” iddia eden iktidara yakın bir diğer köşe yazarı da Ahmet Altan’dı. Altan, Erdoğan’ın “Cemaat’i çok fena hırpaladığını” iddia ederek, polis ve yargı içindeki Cemaat örgütlenmesini darmadağın ettiğini ileri sürdü. Altan, Cemaatin bu kavgayı sürdüremediğinin görüldüğünü söyleyerek, bir açıdan sitem gibi görünen şu cümlelerle devam etti:
“Kavga etmeyi beceremeyeceksen kavgaya girmeyeceksin, meydan okumayacaksın, meydan okuyorsan, ‘aslında kavga etmiyoruz’ deyip kenara çekilmeyeceksin, aksi takdirde fena hırpalanırsın. Kalkıp Başbakan Erdoğan’ı toplantılarına çağırdılar. Erdoğan kabul edelim ki zeki bir adam, iyi bir politikacı. Aylardır hırpaladığı Cemaat’in ‘hamiliğine’ soyundu, Fethullah Gülen’e ‘dön’ çağrısında bulundu. Elli bin kişi alkışladı bu sözleri. O alkış, bir ‘himayeyi’ kabul etmek anlamına geliyordu.”
Gülen’in geri dönmeyi reddederek “himayeyi” kabul etmeyeceğini ilan ettiğini söyleyen Ahmet Altan, Cemaatin Gülen ve Türkiye’deki üyeleri arasında bölündüğünü ve Gülen’in Cemaati kurtardığını ifade etti. Tartışmayı “Türkiye’nin çok önemli kurumları” olarak nitelediği AKP ve Cemaat gibi yapıların artık tek sesle konuşmamalarına bağlayan Altan, “Türkiye çok hızlı kıpırdıyor, bildik laflarla bu harekete uyum sağlanamıyor artık, ‘yeni’ laflar gerekiyor. Bu yeni ‘lafları’ ararken de kendi içlerinde ‘farklı’ öneriler oluşuyor” dedi. Altan bu iddiasını “bölünmelerin ve yeni çatışmaların ortaya çıktığı” tespitine bağlayarak, yazısını “Bence bu da çok kötü bir şey değil, hep eskiye takılıp eskiyi tekrarlamaktansa, yeni çelişkileri ve yeni çözüm tartışmalarını yaşamak daha evladır gibi geliyor bana” diye tamamladı.
Şamil Tayyar: Gül ve Erdoğan Çankaya kararını birlikte vermeli
Cemaate yakın bir başka kalem, Şamil Tayyar ise Gülen ile Erdoğan arasındaki diyalogu Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde ortaya atılan “komplo senaryoları”na bağladı. Tayyar, Erdoğan’ın “gurbete son ver” çağrısının Gülen’le olan “güçlü gönül bağının tezahürü” olduğunu savunarak, bu bağın hala canlı olduğunu ileri sürdü. Ancak özellikle Anayasa Mahkemesi’nin son kararıyla birlikte bu bağa yönelik saldırıların yeniden yoğunlaştığını savunan Şamil Tayyar, “Bunun anlamı açık; bağışıklık sistemi güçlendirilmeli ve bu bağlamda ilişkiler güncellenmelidir. Başarıldığında karanlık odakların sinsi planları fantezi olarak hafızalarda yer alır, ötesi hiç olmaz” sözleriyle, Cemaatin “fitne” teorisini savunan kesimi içerisinde yer aldı.
Yazısının satır aralarında tartışmanın odak noktasında başkanlık/cumhurbaşkanlığı tartışmasının olduğuna işaret eden Tayyar, “İnanıyorum ki vakti geldiğinde Gül ve Erdoğan buluşur, Çankaya için kararlarını ‘ortaklaşa’ verirler. Zirvedeki mutabakat, AK Parti açısından kesinlikle problem oluşturmaz” sözleriyle zülfiyare dokundu. Ancak Tayyar böyle bir uzlaşmanın pek de kolay olmadığını, Erdoğan’ın Çankaya’ya çıkmak dışında bir seçeneği bulunmadığı, Gül içinse birçok ihtimalin gündemde olduğunu söyleyerek ortaya koymuş oldu:
Nasıl bir karar çıkar, kestirmek güç. Cumhurbaşkanı yeniden aday olabilir, aktif siyasete dönebilir, köşesine çekilebilir, uluslar arası bir göreve talip olabilir. Biraz spor yorumcularının üç sonuçlu maç tahmini gibi oldu ama sürecin Gül açısından ucu açık olduğunu ifade etmek istedim. 2015’de başbakanlığı bırakacağını açıklayan Erdoğan için 2014’de yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçiminde durum farklı. “Durmak yok yola devam” felsefesinde ısrar varsa, istese de istemese de Çankaya adaylığı dışında hiçbir seçeneğinin olmadığı kanaatindeyim.
Taha Akyol: Gül başbakan olacak
İktidar yandaşı bir diğer kalem, Taha Akyol ise, Tayyar’ın “Gül için seçenek çok” iddiasına karşılık Gül’ün başbakanlığa tav olacağını ileri sürdü. Anayasa Mahkemesi kararının Gül’ün elini güçlendirdiğini söyleyen Akyol, “Peki, Gül’ün kendisi bunu istiyor mu ve siyaseten de mümkün olur mu? Gazeteciler, Cumhurbaşkanı Gül’e ikinci defa aday olup olmayacağını sordular, işte cevabı: ‘Bakarız, önümüzde daha çok süre var. Hep beraber konuşuruz!’ Süresi dolunca köşeye çekilecek bir cumhurbaşkanının sözleri değildir bunlar” diye yazdı.
Gül ve Erdoğan’ın açıkça çatışmayacağını, ancak Gül’ün de kenara çekilmeyeceğini savunan Taha Akyol, Abdullah Gül’ün siyasete başbakan olarak devam edeceğini iddia etti. Bu iddia akla, kısa bir süre önce bazı AKP yöneticileri tarafından açılan “başbakanın cumhurbaşkanı tarafından atanması” tartışmalarını getirdi.
Başkanlık için tepişirken, siyasetin içini boşaltıyorlar
Erdoğan’ın son çıkışı ve Gülen’in verdiği yanıtı, Cemaatin bazı kalemleri dışında iktidar bloku içerisindeki gerilimin ortadan kalkması ya da “fitnenin son bulması” şeklinde yorumlayan yok. Medyada iktidara yakın başka isimlerin tartışmayı güç dengelerinin değişmesi ve yeni bir uzlaşma zemini için olanakların ortaya çıkması tezi etrafında değerlendirdikleri görülüyor.
Tartışmanın bu kadarlık özetinden “gerilim var mı yok mu” sorusunun bir “yalancı bayrak” olduğu anlaşılıyor. Diğer yandan “yeni dengeler kurulacak” iddiasına atfedilen olumlu yüklem, bazıları bir süredir iktidarla kavgalı bir görüntü veren kalemşorların “kavga etme” sınırlarını ortaya koyuyor.
Süregiden tartışmanın odak noktasında ise kuşkusuz iktidar blokunun kendi içerisindeki güç dengeleri bulunuyor. Bu dengelerin artık AKP’yi bugüne kadar taşıyan şekliyle sürdürülemediği açık… Bu nedenle konu bu dengelerin en açıkça yansıyacağı cumhurbaşkanlığı seçimleri, başkanlık sistemi ve en nihayetinde Erdoğan’ın Çankaya’ya çıkıp çıkmayacağı, çıkacaksa hangi yetkilerle çıkacağı başlıklarında yoğunlaşıyor.
İktidar bloku yeni dengelerini kurmak için itişip kakışırken, bir bütün olarak siyaset alanını kendi dengelerinin nasıl kurulacağı etrafında açılan gündemlere angaje ederek, alanı şekillendiriyor ve daraltıyor. Bu daralmaya teşne durumdaki düzen partilerinin ise siyaseti bu gündemlerin ötesine taşımak gibi bir niyeti zaten yok. CHP ve MHP, yeniden kurulmaya çalışılan dengeleri öngörerek buna göre konum almaya çalışmakla yetiniyorlar. Siyasal alanın daralmasını ise sadece AKP’nin ve liderinin büyük bir hiddetle üzerine çullandığı toplumsal/sınıfsal direnç unsurlarının yeni bir çıkışa geçmesinin önleyebileceği görülüyor.

Hiç yorum yok: