27 Haziran 2012 Çarşamba

Türkiye neden ve nasıl dönüştürüldü - Merdan Yanardağ

Amerikan dış politikasının oluşturulmasında halen etkinliğini koruyan Neo-Conservative (Yeni Muhafazakâr) hareket, Soğuk Savaş sonrasında laik ve cumhuriyetçi Türkiye'nin İslam âlemini etkileyemeyecek kadar bu dünyadan uzaklaştığını düşünüyordu. Dolayısıyla ‘Geniş Ortadoğu’da Müslüman toplumlara bir model oluşturabilmek için "İslam’la demokrasiyi birleştirecek" bir rejim yaratmak gerektiği tezini sıkça işliyorlardı. Bu modelin adı “Ilımlı İslam Cumhuriyeti” olacaktı. 

Bu görüş, Amerikan entelektüelleri ve politikacıları arasında çok yayılmış ve neredeyse ‘Geniş Ortadoğu’ için resmi siyaset haline gelmişti. New York Times Gazetesi’nin uzun süre Ankara merkezli olarak Türkiye ve Ortadoğu temsilciliğini yapan Stephen Kinzer, geçen yıl yayınlanan kitabında, şunları yazıyor: “Türkiye’nin modern tarihinin büyük bir bölümünde Müslüman dünya onu bir dönek olarak görmüştü. Atatürk’ün reformları Türkiye’yi İslam’ın o kadar uzağına taşımıştı ki dini meşruiyeti kaybolmuş gibi göründü. Türkiye yeni arzusuna karşı hemen hiç direnişle karşılaşmadı. (...) Osmanlı geçmişi ona büyük bir tarihi ağırlık vermektedir. Sadece göreli refahından dolayı değil ama aynı zamanda toplumun bu kadar özgür olmasından dolayı da cazip bir modeldir.” (Stephen Kinzer, Ezber Bozmak / Türkiye İran ve Amerika’nın Geleceği, İletişim Yay. S. 217.)



Kinzer, “Dindar Müslümanların yönettiği” yeni Türkiye’nin (siz bunu ılımlı İslam cumhuriyeti diye okuyun) ABD bakımından önemi konusunda da şunları söylüyor:  “Türkiye’nin yeni rolü Birleşik Devletler’e önemli şeyler vaat ediyor. Müslüman bir ülke olarak etrafındaki bölgeye yakından aşina olan Türkiye, Amerika’nın gidemediği yerlere gidip ortaklıklar kurabilir, anlaşmalar yapabilir. (...) Türkiye’nin dış politikası bağımsız olmakla birlikte Amerika’yı güçlendirmektedir. İki ülkenin ana stratejik hedefleri aynıdır.” (Kinzer, a.g.e, S. 218)

Tablo bu kadar nettir. Ayrıca Amerikan siyaset yapıcılarının yaklaşımına göre; İslam dünyasına model olacak ve bu dünyaya liderlik yapacak, “dindar Müslümanların yönettiği” bir Türkiye, Batı’nın çıkarlarını tehdit eden radikal İslam’a karşı da etkili bir seçenek oluşturacaktır.

***

ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi'nin (BOP) stratejik bir ürünü olan AKP, Batı ile yani Hıristiyan ve Yahudi dünya ile çatışarak değil, ancak uzlaşarak iktidar olunabileceğini gören İslamcıların partisidir. AKP’yi oluşturan kadrolar bu nedenle Milli Görüş hareketini ve Necmettin Erbakan’ı terk ettiler.

Anavatan Partisi (ANAP) ve Doğru Yol Partisi (DYP) hükümetlerinde bakanlık yapan MHP kökenli Namık Kemal Zeybek, AKP’nin nasıl kurulduğuna ilişkin önemli bir tanıklık yapmaktadır. Zeybek, 22 Haziran 2011 genel seçimlerinden hemen önce Bayburt’ta gazetecilere şunları söylüyordu: "Hoca Ahmet Yesevi Üniversitesi kurucusu ve başkanı olarak görevimin başındayken, ABD büyükelçiliği siyasi müsteşarı beni ziyarete gelmek istediğini söyledi. Yanında heyetle geldi. Bana üniversiteyle ilgili sorular sordu, cevaplar verdim ama asıl geliş sebepleri başkaymış. O zaman AKP diye bir hükümet yoktu, 57. koalisyon hükümeti vardı. ‘AKP diye bir parti kurulursa nasıl olur’ dedi. ‘İyi olmaz’ dedim. ‘Biz onu destekleyeceğiz, siz de içinde var olur musunuz’ diye sordu. (…) Ben bu sırrı açıklamak için çok düşündüm. ABD ve yandaşları tarafından verilen bu görevle AKP iktidara getirildi." 

Bu sözler; AKP’nin bir ABD projesi olarak tasarlanıp geliştirildiğini, Milli Görüş hareketindeki bir kısım İslamcının da kendilerini iktidara taşıyacak bu stratejik planlamanın gönüllü taşıyıcılığını ve liderliğini üslendiğini açıkça ortaya koyuyor. ABD ve Batı’nın çıkarları ve hedefleriyle devleti ele geçirmek isteyen İslamcı bir franksiyonun (grubun) amaçları örtüştü.  İşte, iç ve dış dinamikler arasındaki bu uyum ve örtüşme AKP’yi iktidara taşıdı.

***

Bütün iktidarı isteyen, ılımlı da olsa Batı'nın ve ABD'nin desteğinde İslami bir rejim kurmaya yönelen AKP, Birinci Cumhuriyet’i sonlandırmış durumda. Toplumun dinselleşmesi, totaliter eğilimlerin güç kazanması ve devletin laikliği koruma refleksinin ortadan kalkması, sadece AKP ve Cemaat’in yarattığı bir sonuç değildir. Bu sonucun yaratılmasında ABD-AB ve liberallerin verdiği destek belirleyici bir rol oynamıştır.

Liberallerin fark etmediği gerçek şuydu; Türkiye iddia edildiği gibi “katı laik” bir ülke değildi. Bu iddia, entelektüel ortamı terörize eden ve hiçbir temele dayanmayan bir palavradan ibaretti. Türkiye zaten ılımlı bir İslam ülkesiydi. 

Personel sayısı 200 bine yaklaşan Diyanet İşleri Başkanlığı’nın olduğu, cami sayısının okul sayısını geçtiği, kadınlarının yüzde 70’nin kapandığı, zorunlu din derslerinin bulunduğu bir ülke, bırakın “katı laik” olmayı, aslında tam olarak laik bir ülke bile değildi. Ancak kararsız da olsa kendi içinde yine de bir denge kurmuş ve toplumsal uzlaşma sağlamış durumdaydı.

İşte AKP-Cemaat darbesiyle bu kimya bozuldu. Kamusal hayat bütünüyle dinsel referanslara dayalı olarak düzenlenmeye başlandı. Eğitim sistemi dinselleştirilerek imam hatip modeli egemen hale getirildi. Okullara Kuran dersleri konuldu vs.

Görüldüğü gibi ne BOP fantastik bir hikâyedir ne de AKP ile ABD arasındaki örtülü ilişkiler bir komplo teorisi...

Hiç yorum yok: