6 Temmuz 2012 Cuma

Evrim, devrim ve Suriye direnişi! / Merdan Yanardağ

Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD), dünyanın kalbi olarak bilinen Merkezi Avrasya’yı denetim altına almak için geliştirdiği Büyük Ortadoğu Projesi’nin (BOP) ikinci etabı ilkine göre daha başarılı olsa da Suriye duvarına çarpmış görünüyor. “Arap Baharı” üzerinden yaşanan ikinci dalga, Doğunun “Birinci Cumhuriyetlerini” yıkarak ilerliyor. Bölge halklarını yeni bir Ortaçağ’ın içine itiyor.

Soroscu renkli darbe yöntemleriyle emperyalizmin doğrudan içinde yer aldığı gerici-faşizan terör operasyonlarının iç içe geçtiği kanlı bir “bahar” bu.

Geniş Ortadoğu Sünni-İslamcı gericiliğe teslim ediliyor. Tunus, Libya, Mısır, Yemen paradoksal olarak bir önceki çağın değerlerine iade ediliyor. Demokrasi, etnik ve dinsel kimliklerinin serbestîsi olarak, bir ortaçağ kavramı şeklinde yeniden tanımlanıyor. Gerçekte sönümlenmeye başlayan etnik ve dinsel kimlik, kökler canlandırılıp ihya ediliyor.

İnsanlık ilkel ve kanlı bir boğazlaşmanın içine itiliyor. Dünyanın Güneyi dinsel ve etnik bakımdan homojen, küçük, güçsüz ve denetlenebilir birimlere bölünerek yeniden düzenlenmek isteniyor.

***

Önce Doğu’nun ilk ve öncü burjuva cumhuriyetini Türkiye’de yıkarak bir model yarattılar, ardından diğerleri geldi. Cumhuriyetin kurucu güçleri, köksüz burjuva sınıfı kendi devrimine, geleneklerine ve değerlerine ihanet etti. Türkiye’yi çok daha zayıf geleneklere sahip diğer Müslüman ülkeler izledi. Tümü rejimlerini emperyalizmin istekleri ve çıkarları doğrultusunda gericiliğe teslim ettiler.

İnsanlığın bütün tarihsel birikimini ve kazanımlarını tehdit eden siyasal, edebi ve felsefi düzeylerdeki bu gericileşme ve ahlaki yozlaşma, kapitalizmin kar dinamiğine dayalı temel düzenini koruyabilmek için bütün insanlığı bir felakete sürüklüyor.

İronik bir tabloyla karşı karşıyayız. Çünkü burjuvaziyi de kurtaracak bir büyük insanlık atılımına, geniş anlamda çalışanlar sınıfının küresel ölçekteki devrimci bir eylemine, bir kurtuluş hamlesine duyulan ihtiyaç giderek yakıcı hale geliyor.

Gezeğeni kurtaracak bir çıkış eylemine duyulan ihtiyacın her gün, her saat büyüyeceği yeni bir tarihsel döneme giriyoruz.

***

Altını bir kez daha çizmek gerekirse; tarihsel ve ahlaki meşruiyeti kalmayan, kendisini tüketen yüzde 1’lik egemen sınıflar, iktidarlarını ve kar yasasına dayalı “temel düzen”lerini sürdürebilmek için, insan aklının yerine yeniden inançların geçirilmesine itiraz etmediler. Artık bütün dünyada, sadece tarihsel bakımdan değil, güncel olarak da burjuva uygarlığının insanlığa verebileceği hiçbir şey kalmadı.

İnsanlık teknolojik bakımdan ileri; bilimsel, felsefi ve ideolojik bakımdan ilkel yeni bir Ortaçağın kapısından içeri itildi.

Burjuva uygarlığı artık insanlığın geleceğini, onun ilerici birikimini ve gezeğenin varlığını tehdit ediyor. Bu nedenle devrim, felsefi ve edebi düzeyde hiçbir zaman olmadığı kadar günceldir. Mahir Çayan’ın büyük bir entelektüel cesaret ve devrimci sezgiyle çok önce ortaya attığı gibi, insanlık, evrim ve devrim aşamalarının iç içe geçtiği birleşik bir tarihsel döneme giriyor.

Artık yeryüzünün her köşesinde, her an ve her yerde hiç beklemediğimiz bir zamanda toplumsal patlama yaşayabilir, kaderimize el koyabilir ve tarihin yönünü tayin edebiliriz.

Bu tarihsel kesitteki tek sorun ideolojik, siyasal, felsefi, örgütsel, entelektüel ve edebi bakımdan öncülük edecek bir toplumsal kesitin, bir hareketin, örgütün yeniden yaratılmasıdır. Yeni bir devrimci entelijensiyaya ihtiyaç var.

İşte Suriye dünyanın içinden geçtiği bu tarihsel dönemeçte emperyalizme ve gericiliğe direniyor. Suriye’nin direnişi insanlığın içinden geçtiği bu dönemde özel anlam ve tarihsel bir değer kazanıyor.

***

Türkiye, dünyanın kaderinin tayin edileceği bir çatışmanın yaşandığı bölgede özel bir önem kazanıyor. İnsanlığın kaybettiği yer onun ayağa kalktığı ye de olabilir. Dolayısıyla Türkiye solu ve devrimci sosyalistlerinin önemi ve sorumluluğu da büyük bir önem kazanıyor.

Bu bağlamda Türkiye solu ve sosyalistlerinin önünde tarihsel değeri olan iki güncel sorumluluğun bulunduğunu saptayabiliriz.

Birincisi; liberalizm ve milliyetçilikle lekelenmemiş; sosyalistlerin eylemini yönlendirecek birleşik, anti-emperyalist ve anti-kapitalist bir devrimci merkez yaratılmalıdır.

İkincisi; solun örgütlü güçlerini bir araya getirecek, emekçileri, işçi sınıfını, ezilenleri buluşturacak, Alevileri ve Kürtleri içerecek geniş bir cephe yaratılmalıdır. Açıkça belirtmek gerekirse, böyle bir cephe AKP-Cemaat gericiliğini yenilgiye uğratabilir.

Hiç yorum yok: