16 Ağustos 2012 Perşembe

Eylem, söylem, propaganda penceresinden AKP ve Nazizm - K. Murat Yıldız

Adalet ve Kalkınma Partisi’nin kuruluşundan bu yana gerek partinin mensupları, gerekse partinin kendisi hakkında çok şey yazıldı ve söylendi. Aşağıdaki satırlarda AKP’nin ve idarecilerinin bambaşka bir pencereden yapılmış analizini bulacaksınız. Evet, yazının başlığından da anlayacağınız üzere iktidarın ve Alman Nasyonal Sosyalist (NAZİ) hareketinin eylem ve söylemleri arasındaki şaşırtıcı benzerliklerin sadece bir kısmını ortaya koyacağım.
Öncellikle gözden kaçırılmaması gereken bir nokta hem AKP’nin hem de Nazi Partisi’nin ülkede yaşanan kriz dönemlerinde ortaya çıkması ve bu durumdan maksimum seviyede yararlanması, hatta bunu istismar etmesi. Benzer durumu bugün istisnasız bir şekilde krize giren tüm Avrupa ülkelerinde görüyoruz. Özellikle yanı başımızda, Yunanistan’da her geçen gün etkisini arttıran ırkçı XrisiAvgi (Altın Şafak) Partisi buna çok güzel bir örnek.
Özellikle son dönemde başta Başbakan olmak üzere AKP iktidarı tarafından dillendirilen veana rahmine kadar uzanan müdahaleci, baskıcı söylemler Hitler dönemi Almanya’sıyla birebir örtüşmekte. Benzer şekilde bayraktarlığını yine Erdoğan’ın yaptığı, kadınlara biçilen “üç çocuk” ve annelik vazifesi Nazi döneminde de sözlü, görsel ve yazılı propaganda araçları tarafından üzerinde titizlikle durulan bir konuydu. Hatta Naziler işi insanları damızlık hayvan gibi kullandıkları ari çocuk üretim çiftlikleri kurmaya kadar götürmüşlerdi. (Lebensborn Projesi)[i]
Nazi Almanya’sında kadının rolü üzerine 1932 – 1945 yılları arasında yayınlanan derginin kapağı ve “üç çocuk”…[ii](1939) (Solda) Bir propaganda posteri: Anne ve Çocuk… (1930’lar) (Sağda)
Buna bağlı olarak aşağıdaki posterde göreceğiniz gibi kadın ve çocukların sağlıkları ile direkt olarak ilgilenme alicenaplığını göstermek sadece saygıdeğer başbakanımıza ait bir durum değil. Hitler de kadın (Mutterschutz) ve çocukların korunması (Kinderschutz) konusuna önem vermiş ancak propaganda dâhisi Dr.Goebbels nedense postere “cenin” koruması ibaresini koymayı akıl edememiş…
Gelelim ülkemizde sık sık tartışma konusu olan malum ‘makarna ve kömür’ konusuna. Yukarıda değindiğim üzere tıpkı AKP gibi Naziler de ülkenin içerisinde bulunduğu ekonomik sıkıntıları kendilerine oy olarak tahvil etmek konusunda büyük bir başarı göstermişti.
Kimse aç kalmamalı! Kimse üşümemeli  (1934)
Hiçbir Alman üşümemeli! Führer size 11,5 milyon metreküp kömür verdi, sizde ona oyunuzu verin! (1936)
Yeme içme konusuna da girmişken Başbakan ve AKP temsilcilerinin zaman zaman toplumun bu alışkanlıklarına yönelik eylem ile söylemlerini hepimiz biliyoruz. “Alkol meyveden elde ediliyor, içki yerine meyve yiyin”[iii]; “Okulda kafayı mı bulacaklar?”[iv] gibi sözler ve yakın zamanda alkol satışı yapılan festivallere yönelik baskı ile uygulamalar akla ilk gelenler.  Vatandaşın yediği içtiği üzerinden siyaset yapmaktatıpkı verdiğim diğer örneklerde olduğu gibi Nazilere yabancı bir durum değildi. Nitekim Dr.Goebbels 1939 yılında VöllkischerBeobachter gazetesinde “Kahve İçicileri/Tüketicileri”[v] başlıklı bir yazı kaleme almış ve kahve alışkanlığından yola çıkarak ülkenin durumundan memnun olmayanlara kendine özgü tarzıyla dokundurmuştu.
Nazizm ve AKP zihniyeti arasındaki diğer bir ortak payda Erdoğan’ın “ucube” tanımlaması ile özetleyebileceğimiz sanata olan bakış açısı. Tek fark Nazilerin beğenmedikleri eserleri“ucube” veya “içine tükürülesi sanat” olarak değil de “Dejenere Sanat” (EntarteteKunst)[vi] olarak tanımlaması.
“Dejenere Sanat” sergi kılavuzu (1937)-(Solda) – “Ucube” Yıkım (2011)-(Sağda)
Başbakan ve ekibinin takdir edilmesi gereken yönlerinden biri ülke gündemini manipüle etmekteki üstün başarısı. Bunun en güzel örneklerinden biri ‘yerli otomobil’ meselesi. Uzun bir süre sanki Türkiye’nin en önemli konusuymuş gibi işlenip propagandası yapılan projeden bugün bahseden yok. İşin ilginç yanı “yerli otomobil” üretimininNazilerce kullanılan propaganda vasıtalarından biri olması.
Nazi ‘Yerli Otomobil’ propaganda posteri (1935)
Biliyorum ‘bu kadar tesadüfe de pes doğrusu’diyorsunuz ama daha o kadar çok ortak nokta var ki bu konuda akademik bir çalışma yapılsa yeridir. Erdoğan’ın diline sakız olan “duble yollar” bunlardan sadece biri.Führer’in yaptığı bu yollar kendisi ile öylesine özdeşleştirilmişti ki bunlara “Adolf Hitler Yolları” deniliyordu.
1930’larda turistlere yönelik hazırlanan bir poster. (solda) – ‘Adolf Hitler Yolları’ adlı kitap (1935)[vii] (sağda)
Öte yandan Nazi eğitim sistemine baktığımız zaman artık yabancısı olmadığımız “Kindar Nesil” yetiştirme projesini görüyoruz. Toplumun her kesimine farklı metotlarla enjekte edilmek istenen ‘kin’ duygusunun eğitim sistemi içerisinde nasıl işlenmesi gerektiği konusunda haftalık Der Stürmer (Saldırıcı) gazetesinde yayınlanan ‘Eğitimde Yahudi Sorunu[viii]’ ve yine Dr. Goebbels’in Alman halkına nefret etmeyi öğrenmeleri gerektiğini anlatan ‘Almanlar Fazla Adil Olmayın!’[ix] başlıklı yazılar bu konuda verebileceğimiz sayısız örnekten sadece iki tanesi.
Kısaca daha önce belirttiğim üzere bu örnekleri çoğaltmak mümkün. Ancak benim için en çarpıcı örnek Nazi Partisi ve AKP’nin kullandığı sloganın aynı olması. Biri “Sen Almanya’sın” derken diğeri “Sen Türkiye’sin” diye sesleniyor kitlelere.
Abartıyor muyum? Resimler aşağıda. Karar sizin…

Hiç yorum yok: