16 Ağustos 2012 Perşembe

Suriye Arap ‘Sol’unu böldü

Geçen Ağustos’ta, Lübnan’ın sol kanatta yer alan milliyetçi gazetesi El-Akbar, 2006 yazında kurulduğundan beri ilk krizini yaşadı. Editör Khaled Saghieh, kurulmasına yardım ettiği gazeteyi Suriye krizini ele alış biçiminden dolayı terk etti. Saghieh’in ayrılış nedeni, gazetesinin Mart 2011 tarihinde başlayan ayaklanmaya yeterli desteği vermediğini düşünmesiydi. El-Akbar, Beşar Esad’ın bölgedeki başlıca müttefiklerinden biri olan Hizbullah’a duyduğu siyasi yakınlığı reddetmemiş ya da Şam hükümetinin Esad rejiminin düşmesini isteyen muhalefetin belli bir kesimiyle diyalog kurmasından yana olduğunu gizlememişti. Gazete, geçen Nisan ayında güvenlik güçleri tarafından tutuklanan Filistin kökenli Suriyeli Marksist entelektüel Salameh Kaileh gibi Suriye muhalefetinin belli üyelerinin sesini duyurmuştu.

ÜÇÜNCÜ YOL
Haziran ayında, Amal Saad-Ghorayeb tarafından yazılan bir makale, gazetenin İngilizce yayınlanan internet sürümünde gazete içindeki anlaşmazlığı kızıştırdı. Lübnanlı yorumcu, Şam rejiminden yana bir tavır alarak “üçüncü yolu” destekleyenleri, yani hem rejimi suçlayan hem de Libya modelinde olduğu gibi Batı’nın askeri müdahale olasılığına karşı uyarıda bulunanları eleştirmişti. Aynı ay, El-Akbar’ın bir başka İngilizce gazetecisi olan Max Blumenthal, “Esad savunucularını” eleştirdiği makalesinde editörlük kadrosundan ayrıldığını duyurdu.

El-Akbar’daki kriz Arap solunu hem ideolojik ve hem de stratejik olarak bölen tartışma açısından iyi bir gösterge. Solun bir bölümü emperyalizme karşı direniş ve İsrail’e karşı mücadele adına Suriye rejiminden yana tavır alıyor. Diğerleri, devrim ve demokratik haklar adına tamamıyla muhalefetten yana bir konumda bulunuyor. Yine solun bir bölümü ise eylemcilerin özgürlük taleplerine mesafeli bir destek verirken, dışarıdan müdahaleyi reddederek bir çeşit ulusal uzlaşmayı savunuyor. Suriye krizi, Arap solunu -Komünist, Marksizm eğilimli, milliyetçi, radikal veya ılımlı- darmadağın etti.

TROÇKİSLER… MAOCULAR…
Esad zümresine açıkça destek verenlerin ve rejimin olduğu gibi sürmesini savunanların sayısı az. Ancak rejimin düşmesini koşulsuz destekleyenler de çoğunlukta değil. Bu kesimin çoğu siyasi yelpazenin solunda, genellikle Troçkist (Lübnan’daki Sosyalist Forum, Mısır’daki Devrimci Sosyalistler) veya Maocu (Fas’taki Demokratik Yol) bir çizgide yer alıyor ve Suriye’deki muhaliflerin belli kesimleriyle bağlantılarını sürdürüyor. Bu partiler, 2011 baharından bu yana, ülkelerindeki Suriye büyükelçiliklerinin ve konsolosluklarının önünde eylemler gerçekleştirirken, diyalogu reddederek rejimin düşmesini savunuyor. Barışçıl eylemden yana olsalar da isyancıların silaha başvurma hakkının olduğuna inanıyor. Arap solunun bu çizgide daha aşırı solda yer alan bölümü, Suriye Ulusal Konseyi’yle arasına mesafe koyuyor; çünkü Katar, Türkiye ve Suudi Arabistan’la ilişkilerinden dolayı konseyin hareketin bağımsızlığına gölge düşürdüğü görüşünde.

Ancak Arap solunun çoğunluğu, Suriye’deki ayaklanmayla arasındaki ölçülü mesafeyi koruyor. Çoğunluk, ayaklanmanın askerileşmesini kınarken, bunun radikal İslamcı gruplara ve dışarıdan ülkeye akın eden savaşçılara çıkar sağladığını düşünüyor. Çatışmanın mezhepsel bir zeminde gerçekleşmesini eleştirirken, önce Alevilerin sonra Hıristiyan azınlığın baskıyla radikalleşen Sünni çoğunluğa karşı tehlikede olduğunu savunarak, yaşananların bitmek bilmeyen bir iç savaşa neden olmasından korkuyor. Bu kesim, aynı zamanda bölgesel ve uluslararası güç dengelerinden endişe duyuyor. İran ve Suriye’nin Körfez monarşilerine karşı, Rusya ve Çin’in ise ABD’ye karşı bir konumda yer aldığı savaş oyununda, Suriye cephe hattında yer alıyor.

IRAK ÖRNEĞİ
Komünistlerin ve Arap milliyetçilerinin yer aldığı altı partinin koalisyonu, 4 Nisan’da ABD’nin Irak işgalinin dokuzuncu yıldönümünde Amman’da bir araya geldi. Ancak tartışmaların odağında Saddam Hüseyin’in düşürülmesi değil, Suriye’deki kriz vardı. Konuşmacılar Suriye’ye yönelik dışarıdan müdahaleye şiddetle karşı çıkarken 2003’te Irak’a karşı operasyonla Batı güçlerinin Suriye Ulusal Konseyi’ne ve silahlı muhalefete verdiği destek arasında benzerlik kurdu.

Yönetici üyelerinin bir kısmı aşırı sol çizgide yer alan Tunus Genel İşçi Sendikası (UGTT), 17 Mayıs’ta Suriye halkının demokratik taleplerine verdikleri desteği vurgulayan; ancak “sömürgeci ve gerici Arap devletleri” tarafından gerçekleştirilen plana karşı da uyarıda bulunan bir bildiri yayınladı. İki ay önce ise Tunus İşçileri Komünist Partisi (PCOT) ve Arap milliyetçisi gruplar, Tunus’ta konferans gerçekleştiren Suriye Dostları’nı protesto etmek için eylem düzenledi.

LÜBNANLI SOLCULAR
Lübnan Komünist Partisi de özellikle ihtiyatlı bir duruş sergiledi. Gazetesinde, Michel Kilo gibi Suriye Ulusal Konseyi’nde yer almayan Suriyeli muhalif liderlerin makalelerini yayınlamışsa da, geçen yıl boyunca Beyrut’ta Suriye Büyükelçiliği önünde gerçekleşen eylemlerden uzak durdu. Dahası parti, yönetim kadrosu Kadri Cemil’in Halkın İradesi Partisi’ne yakın bir duruş sergilediği için Lübnan’ın aşırı solu tarafından sert eleştirilere maruz kaldı. Cemil, Suriye’nin ‘resmi’ muhalefetine üyeydi ve Haziran ayında Esad onu Riyad Hijab hükümetinin ekonomiden sorumlu başbakan yardımcılığına getirmişti.

Arap solunun başka bir bölümü ise, Suriye çatışmasında aşamalı ve reformcu bir yaklaşım benimseyerek çözümün askeri değil siyasi olması gerektiğini vurguluyor. Bu pozisyonu, Haziran ayında Tunus’ta düzenlenen, Arap milliyetçisi ve solcu gruplar ile bazı İslamcıların yer aldığı 200 delegeyi bir araya getiren Milliyetçi Arap Kongresi’nin sonuç bildirisinde görmek mümkün. Bildiride olabildiğince uzlaşmacı bir tavır alındı. Bildiri, bir yandan Suriye halkının hakkı olan “özgürlük ve demokrasi ile taraflar arasında iktidarın barışçıl dönüşümünü” tanırken, aynı zamanda hem rejimi ve hem de silahlı muhalefeti eleştirerek şiddeti kınadı ve taraflara Kofi Annan’ın Mart 2012 planı doğrultusunda diyaloga geçmesi çağrısı yaptı.

DEVRİM MÜMKÜN
Radikal Arap solunun bir bölümü hâlâ devrimin mümkün olduğuna inanırken, daha büyük bir bölüm ise rejimin şiddete dayalı bir biçimde çökmesini istemediği için bu ihtimalden vazgeçti. Çelişki dillendirilmemiş bir soğuk savaşta yatıyor. Esad sonrasında doğacak iktidar boşluğu ve ülkenin ABD ve Körfez devletleriyle uzlaşması çoğunluk için şu anki rejimin devamından daha ürkütücü.

Arap Baharı İslamcıları güçlendirdi ve kökleri Müslüman Kardeşler’de yatan partileri, Fas, Tunus ve Mısır’da iktidara taşıdı. Dolayısıyla solun Arap ülkelerindeki rejim değişikliklerine ilişkin aldığı tavırda İslamcı hegemonyanın da rolü yadsınamaz. Tunus’taki Ennahda hareketi, Mısır ve Ürdün’deki Müslüman Kardeşler Suriye muhalefetinin ateşli destekçileri. Bu nedenle, Suriye konusunda Arap solunun aldığı pozisyon aynı zamanda onun siyasi İslam’la çatışmasını yansıtıyor.

(BirGün- Le Monde Diplomatique’ten çeviren Olgu Kundakçı)

Hiç yorum yok: