9 Ağustos 2012 Perşembe

Suriye’de emperyalizmin gözlüğünden bakanlar: “Kim bu muhbir muhabirler?”

Onlarca gazete Suriye’ye muhabir gönderdi. Böylece Türk basınında iliştirilmiş (atanmış) gazetecilik dönemi başladı. Muhabirlerin görevi Suriye’de yaşananları sözde “muhalif”lerin gözünden aktarmak!

Bu tür görevli gazeteciler için “kafesteki muhabir” tanımını yapmak yanlış olmaz. ABD Irak’ı işgal ederken tam da bu iliştirilmiş gazetecilik modelini uygulamıştı. Böyle gazetecilerin görevi gerçekleri gizlemektir. Kendisini atayanın çıkarına uygun hareket etmektir.

BASINIMIZDA TERÖRİST GAZETECİLİK DÖNEMİ
ÖSO’yu güçlü gösterecek haberler yapmak, onun “haklı”lığını dünyaya duyurmaktır. ÖSO’cular direnişçi emperyalizme karşı vatan savunması yapanlarsa teröristtir. Tıpkı NATO’ya karşı olan komutanların tutuklanması Hizbullah militanlarının, eli katillerin serbest bırakılması gibi…

Bunlar Suriyeli teröristlerle birlikte cepheye sürülen “muh(a)bir”lerdir. Bu nedenle zamanla onların da teröristleşmeleri kaçınılmazdır. Hal böyle olunca da, halkımız orada yaşananları gazetecinin değil, teröristlerin gözüyle izlemektedir. Muhaliflerle birlikte yaşayan, onlarla birlikte operasyonlara katılan muhabirin muhaliflerin aleyhine haber yapmaları beklenemez.

Yukarda yer alan ifadeler size ağır ithamlarmış gibi gelebilir. Amacımız suçu tek başına muhabire yüklemek değil. Şüphesiz gerçek şu ki sistemin hizmetine girmiş kurumların elemanlarını kendi suçlarına ortak ediyor olmasıdır. Ancak komşumuzda çıkan yangının bizim evi de saracağı gerçeği göz önünde duruyorken “tetiği çeken el mi suçlu, yoksa ölüm emrini veren mi” tartışmasına girmeyi doğru bulmuyoruz.

Ortada olan gerçek şu ki, medya Suriye konusunda kamuoyunu yanlış yönlendirmekte ve Suriye’ye emperyalizmin gözlüğünden bakmaktadır.

İddialarımı örneklerle somutlayayım;
SURİYE’YE MUHABİR GÖNDERENLER
Milliyet 7 yaşındaki çocuğu “muhaliflerin simgesi” yaptı
Milliyet muhabirleri Namık Durukan ve Bünyamin Aygün. Suriye Ordusu’nun Halep’i havadan bombaladığını, buna rağmen muhaliflerin moralinin yerinde olduğunu onlardan öğreniyoruz. 7 yaşında çocuğun “muhaliflerin simgesi” olarak cepheden cepheye götürüldüğünü de onlar bildiriyor.

ÖSO’cularla fotoğraf çekilmek isteme aşkına tutuluyorlar. Taraflarının neresi olduklarını belgeleme isteğindeler. “Silahlı milislere fotoğraf çekme isteğimizi yeniden iletmek için…” yazmışlar.

ÖSO liderlerinden Haci’nin “tam bir lider” olduğunu da onlar yazmış. Haci’nin Esad tişörtünü nasıl “kahramanca” yırtıp attığını da…

Bünyamin Aygün muhaliflerin uzun süredir planladığı saldırıdan haberdar olacak kadar ve istihbarat binasında ele geçirilen “Esadçı”ları kurşuna dizen ÖSO’cuların sonrasında attıkları zafer çığlıklarını da duyacak kadar muhaliflere yakın. Suriye ordusunu terörist gibi gösterirken, sözde muhalifleri “direnişçi” adletmek basın meslek ilkeleri açısından etik bir durum teşkil etmiyor.

Aslı Aydıntaşbaş’a türbansız dolaşmak yasak
Milliyet’ten Aslı Aydıntaşbaş da Suriye’ye gidenlerden. Aslı Hanım gazetenin isteği üzerine midir bilinmez, bir süreliğine ÖSO’nun eline geçtiği söylenen Azaz kentine gitmişti. Lakin Suriye ziyareti kısa sürdü. Zira muhalifler elini bile sıkmadıkları Aydıntaşbaş’a türbansız gezemeyeceğini bildirdiler. Aslı Hanım kafasına türbanı takmak zorunda kaldı. Aslı Hanım türbanını takınca artık ÖSO’cularla fotoğraf çekilmenin önündeki engel de kalkmış oldu.

Muhaliflerin dünyaya çağrıları bir kez de onun kaleminden duyuruluyor: “Yalnızlığımıza çare bulun.” ÖSO liderine telefonda görüşebilecek kadar marifetli olan Aslı Hanım’ın yazısından muhaliflerin “Ramazan Bayramı’nı Şam’da kutlayacaklar”ı bilgisini veriyor.

Türkiye gazetesi Esad’ın kuzenini Çin ve Suriye’ye aynı anda kaçırdı
Türkiye gazetesinin Suriye muhabiri Adem Demir ve Salih Binici. Türkiye’nin Suriye haberlerinde onların imzası yer alıyor. Arkadaşlar öyle büyük bir gazetecilik başarısına imza atıyorlar ki şaşar kalırsınız. “Esad’ın kuzeni de Çin ve Rusya’ya kaçtı.” Muhalifler bir şey yumurtlamış lakin belli ki bizimkilerin Arapçası yetersiz kalmış.


ÖSO’cularla öylesine “kanka” olmuşlar ki Türkiye'den gelip Suriye'ye geçenlerin artık pasaport fotokopilerinin muhalifler tarafından alındığı bilgisine bile vakıflar.

ÖSO’cuların niyetine ortak olma görevini de ihmal etmiyorlar "İnşallah yakında Esad düşer, biz de bu pasaportlara Özgür Suriye'nin yeni vizesini vururuz." Niyetleri gerçek olursa bizimkileri de gümrük görevlisi yaparlar artık. ÖSO’nun klasik yardım talepleri bu arkadaşların da kaleminden fışkırıyor.

Salih Binici’ye nazaran Adem Demir’in daha becerikliymiş. Bunun sebebinin Demir’in 2008 yılından bu yana Suriye’ye birçok defa kaçak giriş çıkış yapmış olamsından kaynaklandığını öğreniyoruz.

PYD Star muhabirini ÖSO’ya teslim etti
Star’ın Suriye muhabiri Kemal Gümüş. Demokratik Birlik Partisi (PYD) tarafından Halep’in Der İzzi' mahallesinde el Milli Gazete’nin muhabiriyle alıkonuldular. Gümüş, Kürtçe konuşunca PYD militanları şaşırmışlar ve “Arapların yanında ne işin var” diye sormuşlar. PYD, 14 saat alı koyduğu Gümüş’ü ve arkadaşını Halep’te sözde “Özgür Suriye Ordusu” (ÖSO)’na teslim ediyor.

Star onun geçtiği haberlerle Suriyeli muhaliflerin ihtiyaç listesini yayınlıyor. ÖSO’nun elektrik, gıda ve ilaç yokluğu içerisinde savaştığını ondan öğreniyoruz. Muhaliflerin telsizlerinin Esad’ın güçleri tarafından kesildiği bilgisini de o duyuruyor. Böylelikle, Star’ın başarısı, ÖSO’nun “başarı”larıyla perçinleniyor. Lakin ÖSO’nun başarılarının ne ve nerede olduğu haberden öğrenilemediğinden işin o kısmı, zihni allak bullak edilen okurun yaratıcılığına bırakılıyor.

Star’ın bir diğer Suriye muhabiri de Adnan Gül. Elektrik ve tüp gaz sıkıntısının olduğunu, muhaliflerin çalı çırpı yakarak yemeklerini yaptıklarını da ondan öğreniyoruz. “Esad rejiminin gitmesi için bu çileyi çekmeye hazırız!” diyen halk(!)ın, Türkiye’den yardım istediği bilgisini Adnan Gül’le pekiştiriyoruz. istediği bilgisini Adnan Gül’le pekiştiriyoruz.

Keskin nişancıların Rus oldukları yalanı Milli Gazete’nin ürünü
Milli Gazete’nin Suriye muhabiri Cihat Arpacık. Star gazetesi muhabirinin yaşadıklarının ortağı Cihat Arpacık. Arpacık her ne kadar yaşanılanları muhaliflerin gözüyle izlemeye gitse de gazeteye hiç haber geçmiyor. Ta ki PYD’liler tarafından alıkonulana dek. Gözaltına alınışı onun ÖSO haberleri yapmasının vesilesi oluyor. “Milis” arkadaşlarının ölümü üzerine ÖSO’cuların yaşadıkları “hüznü” de onun kaleminden öğreniyoruz.

Arpacık “ÖSO'ya bağlı mihmandarlarımızla birlikte yaklaşık 1 saat arabayla hareket ettikten sonra…” diye yazmış. ÖSO’ya bakın, mihmandar bile tahsis etmiş.

PYD’liler Star muhabiriyle Arpacık’ı muhbirlik suçlamasıyla alıkoyuyor. ÖSO’cular bununla da kalmayıp PYD’yi şöyle tehdit etmişler “Ya gazetecileri serbest bırakırsınız ya da Afrin'den Halep'e kadar hepinizi bölgeden sileriz!" “Bizimkiler” ülkelerinde görmedikleri şefkati ÖSO’dan görüyorlar.

Milli Gazete “Arakan” haberleriyle Suriye gündeminin gerisine düşüyor. Suriye meselesinde kaçak güreşen gazetenin imtinalı yaklaşımını Suriye muhabirleri bozuyor. Milli Gazete muhabiri ÖSO teröristleriyle iftar açacak kadar sıkı fıkı oluyor. Fotoğraflar çekiliyor. Hal böyle olunca da, haberciliğin “haberin doğru ve gerçek olması” temel ilkesinin tam tersine ve hiçbir somut veriye dayanmadan, keskin nişancıların aslında Rus oldukları yalanını yumurtlama görevi de Milli Gazete’ye düşüyor. Gazete böylece tarafını seçiyor.

Sabah muhabirinin “Esadcı avı”
Sabah’ın Suriye muhabiri Emin Özmen. Özmen “Esad'cı avı" adını vererek servis ettiği fotoğraflarıyla dünya gündemine oturdu. “Çatışmanın ortasında” kaldığını yazmayı da ihmal etmedi. ÖSO’cu teröristlerin istihbarat merkezine yaptıkları saldırıyı fotoğraflama başarısı da ona ait. Suriye Ordusu’na mensup askerlerin teröristlerce kurşuna dizildikleri haberini de ondan öğreniyoruz.

Şam’a gönderilmeyen Amberin Zaman için istikamet ÖSO
Habertürk gazetesi Esad’la görüşmeye göndermediği köşe yazarı Amberin Zaman’ı muhaliflerin yanına gönderiyor. Bu ismi herkes tanıyor. Fatih Altaylı’nın hani şu Esad’la röportaj yapmaya göndermediği köşe yazarı. Fatih Altaylı onu Şam’a göndermeyişini şöyle açıklamıştı: "Onu Şam’a göndermedim çünkü Suriye özgür basının olduğu bir ülke değil. Esad’ın yalanlarına ortak olmuş olurduk.”

Fatih Altaylı ne sıfatla okuyucunun iradesine ipotek koyar? O haberi olduğu gibi, tüm taraflarının görüşlerine danışarak versin. Yorumu okuyucu yapar. Hani özgür ve modern demokrasilerde olur ya. Onu diyorum.

Şimdi muhaliflerin gözünden olayları aktarma görevi Amberin’e veriliyor. Daha önce öğrendiğimiz şu bilgiyi onun kaleminden pekiştiriyoruz: “Ne su ne elektrik, ne de gıda var kentte. Zaten birçok militan oruç tutuyor.” Fatih Altaylı’ya sorulacak çok soru var. Türkiye’de basının özgür olması için ne yaptın diye sormak şimdilik kafi.

Bir yandan “Suriye’de basın özgür değil” diye yakınmak, diğer yandan muhabirini “basının özgür olduğu bir ülkede” kiminle röportaj yapıp yapamayacağı konusunda “özgür” bırakmamak. Bu ne yaman çelişki?

Yenişafak ABD Telafer’i bombalarken neredeydi
Yenişafak da Suriye’ye iki muhabir gönderenlerden. Muhabirleri Çetiner Çetin ve Tahir Alperen . Esad’ın “Öz evlatlara misket bombası” yağdırdığı yalanını ilk onlar yazdılar. Peki, kan emici “öz evlatlar”ın ihanetini kim yazacak?

Tahir Alperen büyük bir gazetecilik örneği sergileyerek “Camileri yıkıp Kur'an-ı Kerim yaktılar” yalanını akıl etti. Yine din üzerinden bel altı vuruşlar. Onlar yapıyorlar diye yazıyorum, yanlış anlaşılmasın. Tam da Yenişafak’a yakışır bir habercilik performansı.

Türk milletini kolay yoldan kandırma yöntemi bu tür insanın ciğerine dokunan haberler lakin millet kanmıyor. Milletimiz emperyalist çıkarlar uğruna evlatlarının savaşa sürülmesini istemiyor!

Bre gafiller, daha önce neredeydiniz? ABD askerleri Telafer’de Türkmenleri katlederken gıkınızı çıkarmadınız. Irak’ta camilerde ABD askerleri botlarla gezerken sus pus oldunuz. “Esadçılar camilere botlarla girdiler” yalanına başvuracak kadar acizsiniz.

Çetiner Çetin gazetecilikte Tahir Alperen’in gerisinde kalır mı, o da üstün performansıyla “Esed'in akıl hocası ulusalcı” bilgisini verip Alperen’e yalan atlatıyor. Alperen “neden bu yalanı ben uyduramadım” diye dövünüp duruyormuş.

Esad’a karşı “Esed”çi Taraf
Taraf da Suriye’ye muhabir gönderenlerden. Muhabiri Hikmet Durgun. Taraf’ın diğerlerinden farkı var: Esad düşmanlığı yetmez, aynı zamanda Türkiye düşmanlığı da yapması lazım. Şimdi diyeceksiniz Suriye düşmanlığı aynı zamanda Türkiye düşmanlığını içermiyor mu? Doğru içeriyor. Onun üzerine örtülü. Taraf’ınki ayan beyan ortada olmalı. Diğerleri haberleri ÖSO gözüyle verirken Taraf PYD gözüyle vermeyi tercih ediyor. PYD’nin ağzından “Kürdistan’ı kurduk, kimseye vermeyiz” manşeti atabiliyor mesela.

“Esad ya kaçacak ya ölecek” manşetiyle niyet okumayı diğerleri kadar Taraf da sürdürüyor. Her ne kadar bu aralar Tayyip Erdoğan’la “kapışıyor” gibi gözükse de Erdoğan ve şükelasının ağzından “Esad” yerine “Esed” kelimesini kullanmayı tercih ediyor.

Muhaliflerin selamının postacısı Radikal
Radikal’in Suriye muhabiri Serkan Ocak. Yukarıda Milliyet muhabirlerinin görüşme başarısını gösterdiği, övgüyle sözü edilen Hacı’yı Serkan Ocak da bulmuş. Aynı Hacı mıdır fotoğrafına bakıyoruz ama evet evet aynı kişi bu zat. Haci bir harf değişiklikle burada Hacı oluvermiş. Hay Allah işte, tesadüfün böylesi. Hacı’nın Erdoğan’a selamını iletmek Radikal’e düşmüş. Hacı diyor ki “Erdoğan bize silah göndersin” Radikal tırnak içinde “solcu”ların okuduğu gazetedir ya ülkemizde. Fethullahçı Eyüp Can’ın yönettiği gazete. Gerçi tezleri hayata yenik düştüğü için solcular da okumaz oldu. Tirajı yerlerde sürünüyor. Bedavaya dağıtılması bile durumu kurtarmıyor. Bir de milletimizi bedavacı diye suçlarlar. Serkan Ocak ve İdris Emen. Muhaliflerin Esad askerlerini nasıl kurşuna dizdiklerini ballandıra ballandıra anlatışlarının servis edilme görevi de onların. Vurulan AA muhabirini muhaliflerin nasıl kahramanca kurtardıkları bilgisini de Serkan Ocak veriyor. Radikal’in haberciliğinin tamamen niteliksiz olduğu ortada yine de taktiri okuyucuya bırakıyoruz.

Zaman’cılara gece karanlığında karşılama töreni
Zaman’ın Suriye muhabiri Serkan Sağlam. Aslında gazetenin Suriye’ye muhabir göndermesine gerek yoktu. Çünkü AA’nın haberleri onların konuya yaklaşımlarına uyuyor. Sağlam çok sağlamcı “Suriye ordusunun yaptığı yıkımları kendi gözümüzle görmek için İdlib'e geçmeye karar verdik” diyor. Onun da bir mihmandarı var. Diğerleri gibi onlar da “Suriyeli bir rehberin eşliğinde” yola çıkıyor. Genç olduğunu öğrendiğimiz rehber Sağlam’a sık sık takılmış "PKK'lılar bile sınırı geçerken bu kadar zorlanmıyordur değil mi?"

Sağlam geliyor diye ÖSO nümayiş düzenliyor. “Gecenin karanlığında bizi karşılayan Özgür Suriye Ordusu… Geceyi köyde bulunan bir evde kalan muhalif askerlerle geçiriyoruz.”

Ne yazık ki bizimkiler rahat uyuyamamışlar “Savaş bölgesinde olmanın tedirginliği ile çok fazla uyuyamıyoruz.” ÖSO’cu Ebu Hasan’ın iddiasını yayınlamak Zaman’a düşüyor. "Hama ve Humus'ta çok fazla İranlı savaşıyor.”

Yine dayanaksız bir iddia. Kanıtı yok. Habercilik “o dedi, bu iddia etti” demekten öteye gidemiyor Zaman için. Tıpkı Balyoz, Ergenekon, vs. olduğu gibi. Bu iddialar da bir süre sonra tıpkı o davalar gibi hiçbir somut zemini olmadığı anlaşıldıkça halkın gözünden düşer mi? Kim bilir.

AA ekibindeki arkadaşlar muhalifler 'çıkma' diyorlarsa, kesinlikle çıkmasınlar
AA’nın Suriye’deki muhabiri Sinan Gül’dü. AA’nın bölgede muhabiri çok. Ali Demir, Samet Doğan, Kenan Yeşilyurt, Hayrullah Saruhan, Nail Kadırhan. Suriye’ye gidenler içinde en meşhur olanı Sinan Gül. Gül, Suriye Ordusu’nun Halep’te Özgür Suriye Ordusu’na saldırısında vuruldu. Vurulduktan sonra yardımına koşan da suç ortaklığı yaptığı ÖSO oldu. Sinan Gül o anı şöyle anlatıyor: “Muhaliflerin beni Halep'ten çıkarıp, Türkiye sınırına getirmesi bir mucize. Çünkü yolda araçları tanklarla vuruyorlardı.” Muhaliflerin ne kadar dini bütün adamlar olduklarını belirtmeyi de ifade etmeden geçemiyor: “Muhalifler Kur'an-ı Kerim okuya okuya beni sınır kapısına kadar getirdiler.”

AA’nın haberi Sıffın savaşını akıllara getiriyor. Kuran’ı kendi menfaatlerine alet eden Muaviye’nin durumunu hatırlatıyor. Bilindiği gibi Hazreti Ali’ye karşı Muaviye’nin adamları mızrakların ucuna Kur’an sayfaları takmışlardı. Müslümanlar arasında nasıl ayrılık tohumları böyle ekilmişti.

ABD’nin savaş arabasına binenler onun kaderine ortak olurlar. AA yakınlarda savaş muhabirliği eğitimi yaptı. Bölgeyi kan coğrafyasına dönüştürenlerin yeni savaş muhabirlerine ihtiyaç duyacağı ortada.

“Muhaliflerin Suriye ordusuna bağlı Şebbiha’nın milislerini ve keskin nişancılarını imha etmeyi başarması sonucu bölgeden çıkabilen Doğan ve Yeşilyurt, Halep'ten de çıkarak Türkiye'ye döndü.” “Bombalar ve ağır silahlar altında görevlerini yerine getirmeye çalıştılar.” Gül tedavi gördüğü hastaneden, bölgede muhaliflerle işbirliği yapan arkadaşlarını uyarmayı da unutmuyor: “AA ekibindeki arkadaşlarım şunu unutmasınlar; beraber oldukları muhalifler 'çıkma' diyorlarsa, kesinlikle çıkmasınlar.”

Akinan’ın cesaretini Akşam gazetesinin azgınlığı perdeliyor
Akşam gazetesi köşe yazarı Serdar Akinan Suriye’ye gidenlerden. Akinan Suriye’deki olayları en yansız, en objektif ele alan gazetecilerden olduğunu ortaya koyuyor. Öyleki “Suriye'nin kuzeyine ilişkin sunulan fotoğraf kesinlikle yanlış. ‘Kamışlı'da kontrol tamamen Kürtlerde’ değil. Suriye güçleri kentte” yazabilecek kadar cesur. Ancak, Akşam gazetesi Serdar Akinan’ın tarafsızlığını AA’dan aldığı haberleri manşetine taşıyarak azgınca perdeliyor.

MUHABİR GÖNDERİP GÖNDERMEDİKLERİNİ TESPİT EDEMEDİKLERİMİZ
“Cumhuriyet’in Esad röportajı bir diktatörle yapılan son söyleşi”
Cumhuriyet gazetesinin Esad’la röportaj yapma cesaretini göstermesi takdire şayandı. Lakin bu durum medyada Suriye düşmanı haberleri ilk başlatan gazetelerden birisinin Cumhuriyet olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Nitekim işi röportajı gerçeği ortaya çıkarmak için değil, Esad’ı nereden vuracağımız anlamak için yaptık demeye kadar vardırdılar. Röportajın ardından Elçin Poyrazlar imzasıyla çıkan “Diktatör ve medya” başlıklı değerlendirme yazısında “Esad hangi mesajları vermiş, satır aralarında ne demek istemiş, nerede tehdit ediyor, nerede geri adım atıyor onlara dikkatle bakmak gerekir” diyor. Yazıda maskeyi düşüren satır çok. İşi uzatmadan Cumhuriyet faslını Elçin Poyrazlar’ın şu satırıyla bitirelim: “Tutun ki Esad yarın bir şekilde ortadan kaldırıldı. Bu bile bu söyleşinin bir diktatörün yaptığı son söyleşi olması açısından önem taşır.”

Bugün, Türkmen nüfusu 3,5 milyon oldu!
Bugün gazetesinde Suriye konusunda haber yazdırılmayan muhabir neredeyse yok denecek kadar az. Fenerbahçe’li futbolcunun Galatasaray’a gol atınca “gerçek Fenerbahçeli” olması gibi; Suriye konusunda yazı yazmayanlar Bugün’de “gerçek muhabir”den sayılmıyor. Esad’a yakınlığıyla bilinen Türkmen’leri sürece dahil etme fikrini manşet yapacak cesareti onlar gösterdiler: “Oyunu Türkmenler bozar.” Bu manşeti attıkları gün Suriye’de 1 milyon olan Türkmen nüfusunu 3,5 milyona çıkartma pişkinliğini de onlar sergiledi.

BirGün iki öyle bir böyle!
BirGün gazetesi Suriye meselesinde Taraf’a yakın bir çizgi tutturmuş gözüküyor. Meseleye PYD’nin cephesinden bakılıyor. BDP Eşbaşkanının “Türkiye Kuzey Suriye ile görüşsün” talebi tırnaksız olarak, yani gazete tarafından sahiplenilerek, manşetten verilmiş. Kafaları çok karışık. Arada doğru tutum aldıkları da olmuyor değil. “Suriye’yi Yugoslavya gibi bölmeye çalışıyorlar” tespiti o doğruların önünde geliyor.

Sözde “Müslüman Kardeşler”in sözcüsü Yeni Asya 
Yeni Asya gazetesi ise her ne kadar Suriye’ye muhabir göndermemiş olsa da Müslüman Kardeşler’in sözcüsü konumunda. ABD’nin “Müslüman Kardeşleri”nin ağzından “Kan dökmekle zafer olmaz!” manşeti atıyor. Kaddafi’yi hunharca katledenler bu sözüm ona “Müslüman Kardeşler” değil miydi?

Güneş enerjisi değil, kimyasal silah
Güneş gazetesi diğerlerine göre daha cesur. Bir öyle bir böyle olsa da zaman zaman doğru yazdığı da olmuyor değil. “İkiyüzlü ABD” manşetiyle ABD’nin derdinin diktatör devirmek olmadığını, öyle olsaydı Suudi Arabistan ve Katar’la bu kadar sıkı fıkı olamayacağını yazarak olumlu not aldılar. Suriye’de bulunan kimyasal silahların İsrail’in Suriye’ye savaş açmasının vesilesi olacağını yazdıkları da oldu. Hakkını yemeyelim Suriyeli muhaliflerin Türk tırlarını yakıp yağmalamasını da “Besle kargayı oysun gözü” manşeti atarak verdi.

Suriye ordusu Takvim’e kaçtı
Takvim her ne kadar Suriye’ye muhabir göndermese de meseleyi Tayyip Erdoğan’ın gözünden vermeye devam ediyor. Ortalıkta dönüp duran yalanlara Takvim’in sayfaları açık. “Kimyasal silah” yalanı bunların en önünde geleni. Suriye ordusunun sözümona kaçtığı haberini 21 Temmuz’da uydurma başarısı da onlara ait.

Posta’nın Olimpiyatlar’daki misket oyunu
Posta gazetesinin bölgede muhabiri bulunmuyor. Gazete basında çıkan haberleri tekrar etmekten öte bir görev yapmıyor. Olimpiyatlarla Suriye’yi karşılaştırma fikri ilk onların aklına geldi. Olimpiyatları “barışın simgesi” olarak ilan eden gazete Esad’ın misket bombaları kullandığı yalanına ortak oldu.

Vatan gazetesi: “Jandarma Raporu’nda PKK’yı Esad silahlandırdı bilgisi var”
Vatan gazetesinden İlhan Tanır’ın Ocak ayında Şam’da gözaltına alındığı ve Türk diplomatların girişimiyle serbest bırakıldığı bilgisini edinmiştik. Vatan’ın Şam’da muhabiri olup olmadığı bilgisine ulaşamadık. Vatan “2 bin PKK’lı Suriye’de” manşetiyle dikkatleri Suriye’ye yönetildi. Bu bilgi “Türkiye’deki Jandarma raporunda Esad’ın PKK’ya silah desteği verilmesini emrettiği” cümlesiyle destekleniyor. Raporun detayları tahmin edeceğiniz üzere ortada yok. Raporun kendisi gibi…

Sözcü’nün RTE’den ricası: “Esad’ın kellesini al”
Sözcü de bir öyle bir böyle olanlardan. Daha çok “öyle” olduklarını yazarsak ayıp etmiş olmayız. Esad’a “küstah” demek yandaş medyanın bile aklına gelmemişti. AKP’nin duyurusunu da ücretsiz yayınlama görevi onlara düştü: “Suriye’den kaçanlara iş ve para verilecek.” Sözcünün “Komşu kaşınıyor. F16’lar Suriye için havalandı” sürmanşeti durumu özetlemeye yeter. Gene de “acabası” olanlar için Sözcü’ün RTE’den ricasıyla bitirelim. “Esad’ın kellesini al.”Sözcü meseleye noktayı koydu. Fazla söze lüzum yok.

GAZETECİLİK Mİ YAPACAKSINIZ YOKSA MUHBİRLİK Mİ?
Yalanın her türlüsü basında yer alıyor. Olay yalanın kuyruğunun kuyruğuna kadar vardırıldı. Akdeniz’i aslında Suriyelilerin kirlettiği yalanını bile yazdılar. “Esad’ın karısı Rusya’ya kaçtı” yalanı da unutulmazlardan. Yalanın bini bir para. “Cami vurdular”, “Kur’an yaktılar”, “Camiyi botlarla çiğnediler” ve daha nice yalan…

Basınımızda yalanın saltanatı hüküm sürüyor. Lakin ne yaparlarsa yapsınlar Türk milletini kandıramıyorlar. “Rus komutan Suriye’de öldürüldü” yazıyorlar. O öldürüldü denen Rus komutan Moskova’dan açıklama yapıyor “Ölmedim. Suriye’de değil Rusya’dayım.”

“Irak’ta kimyasal, biyolojik silah var” diye yapılan işgalde 1,5 milyon Müslüman öldürüldü. Bir gram bile kimyasal, biyolojik silah bulunmadı. Fakat medya kılını bile kıpırdatmadı.

Suriye’ye gidip dönen ve orada hala görevlerini sürdüren gazetecilerin artık kendilerine dönüp şu soruyu sormaları gerekiyor: ÖSO birliğinin üyesi gibi mi hareket edecekler yoksa gerçeğe sadık mı kalacaklar?

Bildiğimiz kadarıyla habercinin görevi olayı objektif aktarmaktır. Yorum okuyucuya bırakılır. Bizde haberci hem haber yapıyor, hem yorum yapıyor, hem kanıya varıyor, hem de bu doğrultuda harekete geçiyor, eyleme girişiyor. İlginç bir habercilik anlayışı!

ABD Irak işgali sırasında cephe gerisinde TV ve gazeteler için üs kurmuştu. Ülkemizdeki terör üssü haline gelen çadır kampların aynı zamanda basının üssü durumunda olduğu söyleniyor. Bu muhabirleri götüren, muhaliflerle buluşturan bir turizm acentesi mi kuruldu yoksa muhabirler muhaliflerle birlikte kamplardan mı gönderiliyor? Yani, Suriye’ye giden bu gazetecilerin oraya hangi yollardan gittikleri ve kim tarafından götürüldükleri sorusu cevap bekliyor…

NOT: Yurt, Yeni Akit, Yeni Çağ, Yeni Mesaj, Milat, Ortadoğu, Evrensel ve DHA, CİHAN, ANKA, İHA’yı inceleme fırsatı bulamadım, TV’leri de öyle. Belki ayrı bir yazıda değerlendiririz.

Yener Güneş

Hiç yorum yok: