19 Eylül 2012 Çarşamba

Esad kalırsa Erdoğan gider - Merdan Yanardağ

Suriye’de Esad yönetiminin ve Baas hareketinin kazanması halinde Türkiye’de AKP iktidarının devam etmesi çok zor. Başka bir anlatımla Beşar Esad kalırsa Tayyip Erdoğan gider.

Baas’ın kazanması emperyalizmle ahlaksız bir işbirliği içindeki Müslüman Kardeşler hareketinin yenilgisi demektir. Dolayısıyla bu yenilgi bütün bölgede Müslüman Kardeşlerin yükselişini durduracak ve gerici dalgayı kıracaktır. Daha önemlisi bu zafer, seküler ve aydınlanmacı güçlerin de yeniden yükselmesine yol açacaktır.

Suriye’de emperyalist saldırının yenilgiye uğratılmasının bir domino taşı etkisi yaratma olasılığı da yüksektir. Örneğin, Körfez emirliklerindeki Şii nüfusun etkinliğinin artaması ve bölgedeki Suudi hegemonyasının gerilemesi beklenebilir.

Böyle toplu bir gelişmeye yol açacak Suriye savaşı, tartışmasız şekilde en fazla Türkiye’yi etkileyecektir. Suriye’de gerici muhalefeti, ABD ve Batılı ortaklarının isteği ve çıkarları doğrultusunda açıkça haline gelen AKP iktidarının, olası bir yenilgiyi hasarsız atlatması mümkün değildir.

***
Suriye, barbarlığa, neo-klasik sömürgeciliğe (yeni emperyalizme) klasik ve post-modern gericiliğe karşı dünyadaki direniş ekseninin kilit halkasıdır. Bu halkanın kırılması halinde bütün insanlık kaybedecektir. İnsanlığın tarih boyunca oluşturduğu ilerici birikim ve aydınlanmanın kazanımları tasfiye edilecektir.

Suriye’de eğer emperyalizm ve gericilik yenilgiye uğratılırsa; ezilen sınıfların ve mazlum ulusların son 30 yılda şekillenen kaderini de değişecektir. Bütün dünyada 1980’lerde başlayan, 1990’lardan itibaren derinleşerek günümüze ulaşan kaybetme ve yenilgiler dönemi de önce durdurulacak, sonra da tersine çevrilecektir. Tarih yeniden doğal yatağında akmaya devam edecektir.

Ancak emperyalizmin ve gericiliğin yenilgiye uğratılması kaçınılmaz bir doğa yasası da değildir. Suriye’de bütün insanlık kaybedebilir ve bu yenilgi, gezegenin yok oluşuna doğru giden süreci tahminlerimizin çok ötesinde hızlandıran bir etki yaratabilir. Kazanmak için savaşmak gereklidir.

***
Bazen tarih, insanlara, örgütlere, toplumlara ve ülkelere öznel tercihlerinin çok ötesinde olumlu ve ilerici roller verebilir.

Bu ülkelerin konjonktürel çıkarları, var olma mücadeleleri, küresel rekabetteki konumları, kültürleri ve tarihsel kökleri, onların emperyalizme ve gerici barbarlığa karşı mücadelede doğru tarafta bulunmalarını sağlayabilir.

İşte Suriye’de Baas rejiminin de böyle nesnel bir rolü var.

Örneğin, bir dönem bütün bölgede genel olarak İslamcı gericiliğin öncülüğünü yapan İran’ın ve Şiiliğin bugün Ortadoğu’daki direnişin en kararlı unsurları haline gelmelerinin anlamı budur.

Bir ulusun uzun ve acılı intihar süreci
"Modern Türkiye" hızla kendisini inkâr eden bir noktaya doğru savruluyor. Uzun ve acılı bir intihar süreci başlıyor.

ABD ve Batı’da tasarlanan projeye uygun şekilde, Türkiye, bir ılımlı İslam rejimi olarak bütün bölgeye model diye sunuluyor. Körfez ülkeleri ve Suudi Arabistan rejimlerinden farklı olarak Türkiye üzerinden hem sandığa dayalı ve Batı yanlısı hem de İslami referanslara yaslanan bir rejim olabileceği ileri sürülüyor.

Ancak bir siyasal hareket olarak AKP ve hükümeti, Geniş Ortadoğu’da gerçek liderlik kapasitesini şaşırtıcı bir hızla yitiriyor. AKP, bölgede köklü bir siyasal İslamcı hareket olan Müslüman Kardeşler’in bir kolu, yerel bir birimi haline geliyor.

Türkiye’nin ardından bütün Arap dünyasında da yıkılan ‘Birinci Cumhuriyetlerde’ Müslüman Kardeşler iktidara geldi. Durum böyle olunca, modern kurumlarını ve değerlerini kaybeden Türkiye asıl şimdi bir model olmaktan çıkıyor. Çoğunlukla 20. yüzyılın ikinci yarısında kurulan ve genellikle Türkiye modelini tekrarlayan Arap dünyasındaki seküler ve yarı laik rejimler yıkılıyor.

Modernleşme deneyimi aydınlanma çabası başarısızlıkla sonuçlanan Müslüman ülkeler, deyim uygunsa Ortaçağın başına iade ediliyor. Arap dünyasını saran karşı devrimci dalga, Tunus’ta olduğu gibi bir kitle desteği sağlıyor gibi görünse de, Irak, Libya, Yemen ve Suriye’de olduğu gibi genellikle doğrudan işgal ya da emperyalizminin desteğindeki kanlı iç savaşlar aracılığıyla ilerliyor. 

***
İnsanlığa verebileceği hiçbir şey kalmayan; edebiyatı tükenen, yozlaşan, çürüyen ve sadece tarihsel bakımdan değil, güncel olarak da gericileşen; servetini, refahını ve bir sınıf olarak varlığını hukuki, siyasal, felsefi ve ahlaki olarak açıklama yeteneğini yitiren küresel sermaye, insanlığı bir önceki çağın değerlerine iade etmeye çalışıyor.

Teolojik literatüre ve kurumlara dayalı yeni bir Ortaçağ inşa ediliyor. Bu ahlak dışı egemenliği sürdürebilmek için, insan aklı yeniden teslim alınmak isteniyor. İnsanlık tarihsel bir atılımla emperyalizmi ve kapitalizmi aşamadığı sürece, gezegen durdurulamaz şekilde yok olmaya doğru gidiyor. İnsanlık hem başarısız sosyalizm deneyimlerinin acısını hem de kazanımlarından bu kadar kolay vazgeçişinin ve ona yeterince sahip çıkamayışının cezasını çekiyor.

Suriye’nin direnişi bu bakımdan büyük önem taşıyor. Çünkü Suriye’de emperyalizm ve gericilerin kazanması halinde aslında bütün insanlık kaybedecek. Bütün kusurlarına karşın BAAS ve Esad kazandığında ise insanlığın biriktirdiği bütün ilerici değerler kazanacak. Kavga bu kadar nettir.       

Hiç yorum yok: