28 Eylül 2012 Cuma

'Sol' partilerin Balyoz yorumu ne?

Sol Partiler Balyoz Davası'nı ve mahkeme kararını BirGün'e değerlendirdi. İşçi Partisi bilindiği gibi Balyoz'un bir tertip olduğunu söylüyor ve ABD'nin bu yolla TSK'yı tasfiye etmek istediğini belirtiyor.

BirGün gazetesinin haberinde, genel olarak, söz konusu davanın egemenler arası "deve güreşi" olduğu ve adil yargılama hakkının ihlal edildiği tespitlerine yer verildi. İşte o haber:

Emekli ve muvazzaf askerlerin yargılanmasıyla Türkiye tarihine geçen, 250’si tutuklu 365 sanığın yargılandığı Balyoz Davası’nda karar önceki gün açıklandı.

İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi heyeti Orgeneral Halil İbrahim Fırtına, eski Deniz Kuvvetleri Komutanı emekli Oramiral Özden Örnek ve eski 1. Ordu Komutanı emekli Orgeneral Çetin Doğan’ı önce 'ağırlaştırılmış müebbet'e ardından da 'darbeye teşebbüs' olduğu gerekçesiyle 20'şer yıl hapse mahkum etti.

Mahkeme Heyeti, Orgeneral Bilgin Balanlı, Koramiral Abdullah Can Erenoğlu, Tümgeneral Gürbüz Kaya, MHP Milletvekili emekli Korgeneral Engin Alan, emekli Orgeneral Ergin Saygun ve emekli Albay Cemal Temizöz'ün de aralarında bulunduğu 78 sanığa ise 18'er yıl hapis cezası verdi. Davada yalnızca 34 kişi beraat etti.

Sol Partiler söz konusu davayı ve mahkeme kararını değerlendirdi. Genel olarak, söz konusu davanın egemenler arası "deve güreşi" olduğu ve adil yargılama hakkının ihlal edildiği tespitlerine yer verildi. İşte o değerlendirmeler:

ÖDP Eş Genel Başkanı Alper Taş:
Hukuki manada tartışmalı bir karar olduğunu düşünüyoruz. Bunun iki boyutu var. Birincisi, zaten bu kararı veren mahkemeler tartışmalı. Özel yetkili mahkemeleri, hukuktan daha çok siyasi bakış açısıyla karar veren mahkemeler olarak görmek gerekiyor. Bizzat kararın sahibi mahkemeler tartışmalı olduğu için, bu mahkemelerin verdiği kararlar da tartışmalı.

İkinci olarak da mahkeme sürecinde adil yargılama sürecinin işletilmediğine dair birçok örnek var. Buradan baktığımızda bu kararın tartışmalı bir karar olduğu fikrindeyiz.

Sonuç itibariyle memleketteki darbelerin kaynağını kişilerde aramaktan çok, darbelerin sermaye devletinin ve emperyalizmin istekleri doğrultusunda gerçekleştiğini görmek lazım. Hem emperyalist güçler, hem de Türkiye sermayesinin bugünkü konjonktürde darbe seçeneğini düşünmedikleri ortadadır. Ama sınıf mücadelesinin, sosyalizmin gelişime bağlı olarak egemen sınıfların bu toplumsal muhalefete, sosyal uyanışa yine darbelerle yanıt vermeyeceği gibi bir gerçeklik söz konusu değil. O yüzden darbe gerçekliği kişilerden daha çok onun arkasındaki ekonomik, sosyal, sınıfsal bağlam içerisinde ele alınmalı. Örneğin bugün devrimci sosyalist bir hareketin aşağıdan yukarıya geliştiği koşullarda, tıpkı 60'larda, 70'lerde olduğu gibi sosyal uyanışın arttığı bir konjonktürde egemen güçlerin, emperyalizmin darbe seçeneğini hiç düşünmeyeceği gibi bir durum söz konusu olamaz. Biz sosyalistler, devrimciler olarak darbeci bir anlayıştan her zaman uzak kaldık. Bu anlayışın sonuç üretmediğini, tersine işleri daha da zora soktuğunu, toplumun dokusunu bozduğunu, siyasal ve toplumsal hayatı alt üst ettiğini düşünüyoruz.

Darbeyle hesaplaşmak, onu üreten siyasal, iktisadi koşullarla hesaplaşmakla olur. Bugün12 Eylül Darbesi'yle nasıl hesaplaşıldığı ortadadır. Şu an artık darbecilik egemen sınıfların tercihi değildir. Ordu içinde AKP rejimine karşı bir tür darbe teşebbüsü içerisinde olan bir kesim söz konusu olmuştur. Ama bunlar, bu konuda yaptıkları girişimlere ne uluslar arası destek, ne sermaye desteği ne de toplumsal destek bulabilmişlerdir ve bu girişimlerinin karşılığı olmadığını görmüşlerdir.

Yeni bir rejimin tahkimatı için bu davalar kullanılıyor. Balyoz Davası yeni bir ordu yapılanması için de kullanıldı. YAŞ toplantısı öncesi tutuklananlar bırakılıyor, bırakılanlar tutuklanıyor, böyle süreçler yaşandı. Yeni bir ordu yapılanması amaçlandı. Ordu kademesi içerisinde AKP kendine bağlı yeni bir komuta kademesi oluşturmak, yeni bir rejim inşa etmek için bu davaları kullandı. Yeni bir rejimin inşası doğrultusunda özellikle Türkiye'nin yeni yerinin Avrasyacı bir yerde mi batıcı bir yerde mi olması gerektiği tartışmasında, Türkiye'nin yerinin Çin, Rusya hattı olmasını isteyen tüm kesimler tasfiye edildi. Türkiye'nin batıcı, emperyalist, kapitalist blokla yeniden tahkimatını sağlayan bir pratik yaşandı. Ilımlı İslam rejiminin de oluşturulması amaçlandı. Dolayısıyla bu davalar, hukuki davalar olmaktan çok, yeni bir ordunun ve yeni bir rejimin inşasına dönük davalardır.

Bu operasyonlar, devletin kontrgerilla özelliğine dönük operasyonlar da değildir. Devlet aygıtı el değiştirdi. Devletin yeni kanadı eski kanadı tasfiye etti. Eski kanat da eski tarzlarla direnmeye çalıştı.

Biz nerede durduk, biz ne eski devlet düzeninin ne de yenisinin yanında yer aldık. AKP rejimine karşı mücadele temel önemdedir ama AKP rejimine karşı mücadeleyi eski devleti savunma formatına sokmak doğru değildir, devrimci bir tarz değildir. Yeni bir rejim inşa etmemiz, eşitlikçi ve özgürlükçü bir temelde Türkiye'yi yeniden kurmamız gerekliliği önümüzde görevdir.

BDP Milletvekili Ertuğrul Kürkçü:
Bu davada iki şeyden şüphe etmiyorum. Birincisi darbe teşebbüsü olduğundan hiç şüphe etmiyorum. İkincisi de bu mahkemede adil bir yargılama olmadığından hiç şüphe etmiyorum. Bu süreç, egemenler arasında yaşanan bir deve güreşi olarak gerçekleşti. Özel yetkili ağır ceza mahkemelerinde görülen bu davalarda düşman ceza hukuku prensipleri uygulandı. Adil yargılama olmadığı iddialarının şüphe edilecek bir tarafının olmadığı kanaatindeyim. Ancak darbe teşebbüsü olduğu da en az bunun kadar şüphe götürmez. 2000'den başlayarak bu tutuklanmaların olduğu ana kadar, bir hükümet darbesi, askeri zorlama yoluyla idareyi ele geçirme konusunda pek çok birbirini besleyen girişimler oldu. Bu girişimlerin uluslar arası ve iç koşullar açısından başarıya ulaşamadığını görüyoruz.

Bizim konuşmamız gereken şey şu: yaşananlar bir darbe girişimiyle hesaplaşmak bakımından, kendisi başka bir vesayet peşinde koşan bir rejimin bir işe yaramadığını gösterdi. Askeri vesayeti tasfiye ettiğini söyleyen AKP, yargı-polis vesayeti altında başka bir rejim oluşturuyor. Bu arada pek çok suçsuz insanın da hakkının yendiğini söyleyebiliriz. Bu dava AİHM'de çok tartışılacak.

Burada, faili meçhuller, köy yakmalar, JİTEM faaliyetleri vb. halka karşı işlenmiş suçların cezasız bırakıldığını, ama egemenlerin birbirine karşı hamlelerinin hukuk yoluyla tasfiye konusu olduğunu da görüyoruz. Bu iki egemen kutbun dışında kalan halk kesimleri ve onların siyasi sözcüleri olarak, adil bir yargı, demokratik bir rejim için siyasi mücadelemizi sürdürmemiz, bu çatışan tarafların yanında siyaseten asla yer almadan kendi yolumuzu açmamız gerekir. Bizler, halkın kendi iktidarını ve adaletini kurma mücadelesine devam edeceğiz.

EMEP Genel Başkanı Selma Gürkan:
Balyoz davası ya da buna benzer darbe girişimlerinin yargılandığı davalar, bugün açısından sembolik bir duruma gelmiştir. Sonuç itibariyle AKP iktidarı, ideolojik olarak kendisine yönelik darbelere ilişkin, bundan sorumlu tutulan kişilere ilişkin bir yargılama süreci, ya da yargılamadan öte bir hesaplaşma süreci yürütmektedir. Oysa demokrasiden bahsetmemiz gerekirse, halka karşı, emek ve demokrasi güçlerine karşı işlenen suçlar kapsamında bir bütün olarak darbeler sisteminin yargılanması gerekir. Ama bugün geldiğimiz noktada, Balyoz Davası, Ergenekon, tüm bunlara baktığımızda, bu davalar muhaliflere gözdağı vermenin bir aracı haline getirilmiştir.

Yargının işleyiş sürecindeki hukuksuzluklar hukukçuların değerlendireceği konulardır, ama siyaseten değerlendirilmesi gereken şey, bu yargılamaların demokrasiye bir katkı sağlayıp sağlamadığıdır. Bu açıdan baktığımızda demokrasiye bir katkı sağlamadığını görüyoruz.

Egemen olan sistemin tehlikeye girdiklerini gördükleri anda bunu tekrar yapmaya çalışacaklardır. Sonuçta bugün açısından baktığımızda AKP yargı sisteminden askeri alana kadar kendi statükosunu pekiştirmiş durumdadır. Ben bundan sonra hiçbir askerin darbe yapmaya kalkışmayacağını düşünmüyorum. Belki AKP'ye darbe yapmaya kalkışmayabilirler. Emekçi halk kitlelerine dönük, işçi sınıfına, demokrasi güçlerine dönük darbe mantığıyla antidemokratik uygulamaların bugün açısından da devam edeceğini düşünüyorum.

TKP Merkez Komite:
Balyoz Davası olarak anılan yargılama sürecinde dün açıklanan karar, ülkemizde yargının iktidarın baskı aygıtına dönüşmüş olduğunun yeni bir örneğidir. Dün Silivri'de açıklanan karar AKP eliyle ülkemizde adaletin katledildiğini bir kez daha göstermiş, Türkiye halklarının adalete olan özlemini biraz daha artırmıştır.

Ülkemiz AKP iktidarı boyunca, özellikle polis ve yargı eliyle, iktidara teslim olmayan toplumsal kesimlerin esir alındığı, bu vesileyle iktidarın uygulamalarından rahatsızlık duyan milyonlarca kişi üzerinde baskı oluşturmayı amaçlayan pek çok uygulamaya tanıklık etmiştir. AKP iktidarını korumayı ve kuvvetlendirmeyi esas alan bu kararlarla ülkemizde hukuk ve adalet katledilmektedir.

Ergenekon, KCK, Devrimci Karargah, Balyoz ve Oda TV davaları isimleriyle anılanlar başta olmak üzere AKP iktidarı süresince devam eden pek çok yargılamanın hukuki değil siyasal davalar olduğu açıktır. En temel evrensel hukuk kurallarının bile uygulanmadığı özel mahkemelerde süren bu davaların hukuki meşruiyetleri yoktur.

Dün açıklanan kararla, AKP’nin, iktidarı boyunca süreklileştirdiği, yargı eliyle toplumu baskı altında tutma stratejisinde yeni bir aşamaya geçilmiştir. Bu kararın yakın geleceğimizde önemli siyasal sonuçları olacağı açıktır. Dış politikada olduğu gibi içeride de sıkışan, halk desteğini yitirmeye başlayan AKP iktidarının çıkarları gözetilerek verilen bu karar İkinci Cumhuriyet iktidarını kurtarmaya yetmeyecektir.

Evrensel hukuk ilkeleri bir yana akıl, mantık ve vicdan açısından karşılığı olmayan kararlar almak zorunda kalınması AKP iktidarının gösterilmeye çalışıldığı gibi sağlam bir zemine sahip olmadığının önemli bir işaretidir.

Türkiye Komünist Partisi, adaletin hüküm süreceği, eşit, özgür ve bağımsız bir ülke için AKP iktidarına karşı mücadelemizi kararlılıkla ve büyüterek sürdürecektir.

Ezilen halklarımızı, emekçileri, gençleri, aydınlarımızı AKP iktidarının halk düşmanı tüm uygulamalarına karşı sesimizi yükseltmeye, mücadelemizi ortaklaştırmaya çağırıyoruz.
(BirGün/Sevgim Denizaltı)

Hiç yorum yok: