14 Ekim 2012 Pazar

Nâzım Hikmet memleket, memleket Nâzım Hikmet

AKP’li vekilimiz, pardon benim vekilim değil, AKP’lilerin vekili Selçuk Özdağ, Nâzım Hikmet’in naaşının, Kurtuluş Savaşı vermiş Türkiye’nin topraklarını kirleteceğini buyurmuş. Bütün ülkelerin bir şeylerden kurtuluş savaşı verdiği malumdur, burasını geçiyorum.

Toprakların kirlenmesi bahsine gelelim.

Aynı kirli ağızların yüz yıldır kullandığı toprak yine karşımızda… Ne derler bilirsiniz: “Bu toprağın ekmeğini yiyorsun, buraya ihanet ediyorsun” (e tabii, Nâzım Hikmet söz konusu insanların yanında vatan hainliğine devam ediyor hâlâ). Vekilin andığı toprak da bu toprak galiba. Zira o ve onun gibilerin işi gücü toprakladır. Bilmezler ki kimse vatanın, toprağın ekmeğini yemez. Toprak kimseye bedava ekmek dağıtmaz. Herkes kendi çalıştığını, kendi çalıştığı ve yiyebildiği kadarını yer. Vekil bey, bu aralar partili arkadaşları gibi Suriye’ye demokrasi götürmekle, tezkere çıkarmakla meşgul olduğundan bunları unutuyor.

"ÖLÜLERİMİZDEN BİLE KORKUYORLAR"
Özdağ, herkesin kitap yazma özgürlüğü bulunduğundan dolayı bu Nâzım mevzusuna Vakitsiz Yazılar adlı veciz eserinde değinmiş. İyi! Demek ki bunların korkuları halen sürüyor. Sol, evet, belki bugün Türkiye’de oldukça az bir kalabalığa hitap ediyor fakat üzerine bina edildiği miras öyle büyük ki devletin ilk sıralarında denebilecek bir vekili bile korkudan titretebiliyor. Ölülerimizden bile korkuyorlar! Onlar zamirini kullanıyorum, yabancı belleme ey okur, sen tanıyorsun onları; Nâzım usta (ben usta derim Nâzım’a, alınmam bundan, şu güzelim Türkçeye üç beş kitap yazmış biri olarak dilimin mirası varsa onu korumakla görevli sayarım kendimi, edebiyat biraz da görevdir) bir şiirinde şöyle anlatır onları: “Onlar umudun düşmanıdır sevgilim / Akarsuyun / Meyve çağında ağacın / Serpilip gelişen hayatın düşmanı / Çünkü ölüm vurdu damgasını alınlarına / -Çürüyen diş, dökülen et- / Bir daha geri dönmemek üzere yıkılıp gidecekler…”

Neymiş, Nâzım ne diyormuş onlar için, umudun, hayatın düşmanıdırlar diyormuş. Yanılıyor mu acaba? Bakalım.

PEKİ KİMDİR BU SELÇUK ÖZDAĞ
Nâzım’ı bütün dünya bilir de bakalım vekil bey kimmiş. Tanımayanlar çıkacaktır elbet. Selçuk Özdağ’a bakalım, geçmişine. Bir Baransu gazeteciliği söz konusu değil; internet var, arşiv var…. Ben kimseyle bir arada oturup maklube falan da yemiyorum; balık ve domatesli peynirli roka salatasını tercih ederim. Henüz tümden yasaklanmadan bir kadeh rakı da iyi gider yanında. Üzüm üzüm, şiir şiir kokar, aşka gelir Nâzım’dan şiir okurum. Haziran 1957’de Varna’da memleket hasretiyle ne yazmıştı usta: “Şu Varna deli etti beni, / divâne etti./ Sofrada domates, yeşil biber, kalkan tavası, / radyoda ‘Ha uşaklar!’ Karadeniz havası, / rakı kadehte aslan sütü, anason, / uy anason kokusu! / Ahbapça, kardeşçe konuşulan dilim… / A be islâh be, islâh be hâlim… / Şu varna deli etti beni / divâne etti…”

Özdağ epeydir okumayı midemin kaldırmadığı Habervaktim denen yayın organının yazarlardanmış zamanında. Habervaktim’in ünü malum. Misyonerdir! Vekil bey, eski ülkü ocakları yöneticisiymiş. Olur a, neden olmasın, mümkündür. Demokrat Mümtaz’er Türköne bile oralardan yetişme, geçenlerde yine bir yayın “organ”ında kendisi için ne diyorlardı: Değerli fikir adamı… Bu ekipten de neyse ki değerli fikir adamları çıkmış. Değerleri de bu kadardır, daha fazla beklemeyin. Öldükten sonra kimlerle birlikte anılacakları malumdur. Tarihe gömülüp giderler.

Özdağ hakkında yine önemli bir bilgi: Ökkeş Kenger ismini Maraş Katliamı’ndan hatırlayacaksınız. Ökkeş Şendiller yani. Sayın vekil bey, Kenger’in zamanında AKP’nin alevi çalıştayına katılması gerektiğini öneren isimdir! Nâzım’ın ölüsünün bu toprakları kirleteceğini düşünen adam, bakınız Ökkeş Kenger Şendiller için ne yazmış zamanında[i]:

“Ökkeş Şendiller 1980’den bugüne kadar tüm illegal sol örgütlerin, Ermeni Diasporasının hedefindeki; yerli, dürüst ve yiğit bir Müslüman Türk’tür. Demokrattır, insancıldır, sert görünümün altında esprili bir şair ve yazardır. Bağlamasıyla çok güzel alevi deyişleri çalar ve söyler.”

Söz ettiğim yazı hazine değerinde. Bakınız daha neler var:

“Ökkeş Şendiller, K.Maraş olaylarını TRT 1 ‘e anlatırken; Kahraman Maraş olaylarının gerçek failininin Garbis Altınyan olduğunu belirtirken Hrant Dink’ in de bir zamanlar Garbis Altınyan’la birlikte (asker ve polis öldüren) TİKKO adlı illegal örgütün kurucusu olduğunu tarihe not düşmek babından dile getirmişti.”

12 EYLÜL DE YARGILANAN ÖZDAĞ'IN AVUKATI TANIDIK BİR İSİM
Yine sayın vekilin, 12 Eylül 1980’den sonra açılan Manisa MHP davasının bir numaralı sanığı olarak idamla yargılandığını hatırlatalım. (Neyse ki sayın Özdağ’ın partisi harika demokrat AKP, bu 12 Eylül işini çözdü de Kenan Evren falan hep yargılandı!) Peki Özdağ’ın bu yargılama sırasındaki avukatının kim olduğunu biliyor muydunuz? Tabii ki Bülent Arınç.

Özdağ’ın aynı zamanda Bahçelievler Katliamını eyleyen kişilerin serbest bırakılmasında baş mimar olduğunu hatırlatalım.[ii]

Puslu da olsa manzara belirdi galiba. Fakat yeni değil bu işler sayın okur. Bu toprakların faşistinden solcusuna her birinin düşmanlığını kazanabilmiş biridir Nâzım. Şu metni kim hatırlar: “Bu tavsiye resmini teksir edip dağıt ki millet doya doya yüzüne tükürsün mealindedir. Biz de yukarıki resmi Nâzım hesabına aynı gaye ile basmış bulunuyoruz.” 1951 tarihli bir Cumhuriyet gazetesi haberidir bu. [iii] Şairin fotoğrafını basıp suratına tükürün diye dağıtmışlardır. Yıldıray, Melih; bakın da kıskanın!

BABADAN OĞULA MİRAS KALAN "GAZETECİLİK" ANLAYIŞI
Hem bu da ne ki! Nâzım 17 Haziran 1951 günü, Pazar sabahı Tarabya’dan küçücük bir motora atlayıp nice sevdiği memleketini terk ettikten on iki gün sonra Ahmet Muhip Dıranas, Zafer Gazetesi’nde şair için “Canı Cehenneme” başlıklı bir yazı yazabilmiştir. O yüzden “Ahmet Muhip memleket, memleket Ahmet Muhip” diye bir dize yoktur şanlı edebiyat tarihimizde.

Sonraki günlerde mecliste Nâzım’ın affı tartışılırken (kim, kimi, nasıl affedecekse!) al buyur buradan, Tokat milletvekili Ahmet Gürkan şöyle konuşur: “Bu uğursuz kızıl kuduz, Türk milletini ısırmak için hırlarken, onun ağzından sızan salyaları yalayanları elbette tecziye edeceğiz…”[iv] Farkındasınızdır, o salya, ağız değiştirerek bugün de devam ediyor!

Buradan yakın: Değerli yazar, büyük insan, her devrin kalemi Mehmet Barlas’ın babası Cemil Sait Barlas (böyle baba oğul lekeleri vardır Türkiye’nin, Taha Akyol – Mustafa Akyol mesela) Son Havadis’te, 30 Haziran 1951 tarihinde Nâzım’ın kaçışıyla ilgili hükümeti kınar:

“Geçen hafta komünist şair Nâzım Hikmet kaçtı. Aradan bu kadar zaman geçti, hangi yoldan, ne vasıta ile, kimin tarafından kaçırıldığına dair hükümetin bir açıklamasını görmedik. Gerçi her gün Türkiye dışına adam kaçırmak imkânı mevcuttur. Fakat (…) Nâzım Hikmet herhangi bir vatandaş vaziyetinde değildi. Zabıtanın onun üzerinde murakabesini eksik etmemesi lazımdı. Halbuki bu eski komünist elini kolunu sallayarak daha bugüne kadar tesbit edilmeyen vasıta tedarik ediyor ve bununla da memleketten kaçmak imkânını sağlıyor” [v]

Barlaslar için de bugüne bakmak mümkün. Kimin yerini nasıl koruduğu, kimin nasıl anılacağı; kimin eğildiği kimin dimdik durduğu; kimin müdanasız kimin itaatkâr olduğu ortada.

NÂZIM HİKMET HAKKINDA YAZAMAYIP KUSANLAR
Görüldüğü üzere, Nâzım konusunda değişen hiçbir şey yok. Daha şunun şurasında bir iki yıl oldu, İslamcı cenahın mümtaz ismi Yavuz Bülent Bakiler, köşesinde neler kusmuştu Nâzım ile ilgili. Kim hatırlıyor. 28 Haziran 2005 tarihli Nâzım Hikmet’in Ruh Fotoğrafı adlı yazı. Bir parça alıntılıyorum, tamamı için dipnottaki adrese tıklarsınız[vi]: “Nâzım Vera´ya çok ısrarla, birlikte yaşamayı teklif ediyordu. Yazlığı, kışlığı, özel otomobili vardı. Geliri yerindeydi. Araya Vera´nın kocası girdi. Gelip Nâzım ile konuştu: ‘İki şartım var. Onları kabul etmezsen Vera´yı kat´iyyen boşamam, evlenemezsiniz! Vera´yı resmi nikâhla alacaksın ve haftada bir defa da benim evime gelmesine izin vereceksin!’”

Finali yine AKP’nin flaş ismi, Melih Gökçek ile yapacağım, yoksa Türk İslam sentezinin, anlı şanlı faşistlerimizin, Türk sağının Nâzım’ı yerden yere vuruşları, üzerine kusmaya çalışmalarının tarafımda çokça örneği saklı. Zaman zaman orada burada yazdım. Ama Melih Gökçek gerçekten bambaşkadır. Nâzım’ın adının Ankara’da bir caddeye verilmesin binaen büyük başkan ne diyordu geçenlerde hatırlıyor musunuz: “Nâzım Hikmet adı ağırıma gidiyor arkadaş!”[vii]

Gider tabii, normal değil mi? Bunların topunun tarihini, birikimini toplasınız içinden çeyrek Nâzım Hikmet, çeyrek Memleketimden İnsan Manzaraları, çeyrek Kuvayı Milliye Destanı çıkar mı? Şüphelidir. Nâzım’ın halen içlerinde nasıl yara olduğunu nasıl anlarsınız biliyor musunuz? Şu koskoca Türkiye Cumhuriyeti’nde bir Nâzım Hikmet İlköğretim okulu yoktur mesela! Şu koskoca T.C.’nin dünyaca meşhur Haydarpaşa Garı’nda bir Nâzım Hikmet heykeli bile bulamazsınız. Zaten yakında garı da bulamayacaksınız ya, o da ayrı mesele!

Son olarak şunları ekleyeyim. Sayın AKP’li vekil Selçuk Bozdağ bence boşa korkuyor. Nâzım’ın naaşı değil, kendisi buradadır. Bursa kalesinde usulca yatmaya devam eder Nâzım. Nâzım Hikmet memlekettir, rahat olsun sayın vekil!

“Yüreği delinip batmadan / Şarkısı tükenip bitmeden / Cennetini kaybetmeden / Yatar Bursa kalesinde.”

Onur Caymaz

Kaynakça:
[i] http://www.habervaktim.com/yazaryazdir.php?id=20431
[ii] http://www.ntvmsnbc.com/id/25365896
[iii] http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=209371
[iv] http://www.sabah.com.tr/Yazarlar/refik_erduran/2011/06/17/cehennemde-tokalasilmisti
[v] Nâzım Hikmet, Memet Fuat, Adam Yayınları, 2000
[vi] http://www.haber7.com/haber/20050628/Verayi-kocasindan-iki-sartla-aldi.php?gID=99712
[vii] http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetayV3&ArticleID=1046378&Date=16.04.2011&CategoryID=78

Hiç yorum yok: