21 Ekim 2012 Pazar

Sosyalistler 'AKP’nin Türkiye ve Suriye’deki savaş politikalarını' masaya yatırdı

Sosyalist örgütler, AKP’nin Suriye’de ve Türkiye’de izlediği savaş politikalarını ve “Arap Baharı” adı verilen süreçte yaşananları değerlendirdi. TKP, ÖDP, Halkevleri ve HDK’nın Kartal örgütleri “Türkiye ve Suriye’de AKP’nin Savaş Politikaları" başlıklı bir panel düzenledi.

Yoğun bir katılımın olduğu panele TKP Merkez Komite üyesi Kurtuluş Kılçer, Birgün Gazetesi yazarı İbrahim Varlı, Sendika.org yazarı Ali Ergin Demirhan ve EMEP Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Yalçıner katıldı.

“Halkların ayağa kalktığı bir döneme tanık olduk”
Panelde ilk sözü EMEP Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Yalçıner aldı. Halkların ayağa kalktığı bir döneme tanık olduklarını belirten Yalçıner, sonuçta eski otokratik iktidarlar yerine bizdeki benzer “demokrasiye gidiyoruz” diyen Sünni İslamcıların iktidara geldiğini söyledi.

Halkların ayağa kalkışını fırsat bilen emperyalistlerin, otokratik rejimlere karşı halkların ayağa kalkmasıyla birlikte kendi egemenliklerini pekiştirmeye çalıştıklarını belirten Yalçıner, ABD’nin Tunus’ta hazırlıksız yakalandığını buna karşın Mısır’da daha hazırlıklı olduğunu, Libya’da ise NATO ile ülkeyi bombalamaya gittiğini söyledi.

“Türkiye, Suriye’deki ‘muhalifleri’ örgütleyen ülke”
Suriye’nin hedefte olduğunu belirten Yalçıner, Suriye’de de sürecin başında halk hareketleri olduğunu daha sonra dışarıdan silahlandırılan “muhalifler” eliyle başka bir operasyona gidildiğini ifade etti. Türkiye’nin bu süreçte batının verdiği görevlerini yerine getirdiğini vurgulayan Yalçıner, sürecin tatile çıkılan kardeş Esad’dan, yine batının talimatıyla katliamcı Esed’e dönüştüğünü dile getirdi. 

Yeni Osmanlıcı Türkiye’nin eski Osmanlı ülkelerine sahip olma isteğiyle büyük bir gönüllülükle hareket ettiğine dikkat çeken Yalçıner, Suriye’de açık savaş yerine dışardan silahlandırılan gruplarla mücadele edildiğini ve Türkiye’nin de bu süreçte bu grupları örgütleyen ülke pozisyonunda olduğunu söyledi.

Apaydın Karargâhı’nın bunun bir örneği olduğunu belirten Yalçıner, 1,5 sene önce Suriye halkının ayağa kalktığını ama silahlandırılan besleme gruplarla birlikte bu halk hareketinden eser kalmadığını, Suriye’de şuan dışarıdan besleme muhalefetin "Aleviler tabuta, Hıristiyanlar Beyrut"a sloganına sahip olduğunu dile getirdi.

“Zafer kazanan emekçi halklar değil emperyalislerdir”
Konuşmasına 13. Uluslararası Komünist ve İşçi Partileri Toplantısı’nın sonuç bildirgesinden bir bölüm okuyarak başlayan Türkiye Komünist Partisi Merkez Komite üyesi Kurtuluş Kılçer, burada Tunus ve Mısır’daki halk harekelerinin selamlandığını, tüm çelişkilere rağmen bu ülkelerdeki gelişmelerin incelenmesi gerektiğinin belirtildiğini ve Libya, Suriye ve İran’a karşı emperyalist saldırganlığın ise şiddetle kınandığını hatırlattı.

Burada Tunus ve Mısır’ın, Libya ve Suriye’den ayrı tutulduğuna dikkat çeken Kılçer, “Bu bildirge bizi gözden kaçmaması gereken bir değerlendirmeyi yapmaktan alıkoymamalı. Mısır’da ve Tunus’ta zafer kazanan emekçi halklar değil, emperyalizmdir. Gericiler, emperyalizmin iş birlikçileri iktidara gelmiştir. Mısır’da, Tunus’ta, Libya’da emperyalizmin kazandığı bir süreç vardır.”

“Tunus’ta ve Mısır’da emekçiler sokağa çıkmıştır ama buradan bir iktidar çıkmamıştır” diyen Kılçer, Mısır’da ve Tunus’ta yönetimin Amerikancı Müslüman Kardeşler tarafından alındığını ifade etti. Libya’nın bu iki ülkeden farklı olduğunu ve burada bir halk hareketi oluşmadığını belirten Kılçer, süreç sonunda Libya’nın emperyalizm tarafından bombalandığını hatırlattı.

Yemen’de, Fas’ta, Ürdün’deki halk hareketlerinin bizzat ABD desteğiyle bastırıldığını belirten Kılçer, bir bahardan söz edilemeyeceğini, ortada ABD restorasyonu olduğunu dile getirdi.

“Emperyalist restorasyon”
Suriye’ye müdahalenin bir nedenin de İsrail güvenliği olduğunu belirten Kılçer, Filistin mücadelesine destek veren Suriye’nin düşürülmek istendiğine dikkat çekti.

Suriye Ordusu’nun katliam yaptığının söylendiğini ancak bu katliamların Müslüman Kardeşler tarafından yapıldığının ortaya çıktığını belirten Kılçer, yaşanan tüm süreçte büyük fotoğrafa bakılması çağrısında bulundu. Sovyetler Birliği sonrası dünyada emperyalizmin restorasyon yapmak istediğine dikkat çeken Kılçer, Yugoslavya’da, Afganistan’da, Irak’ta, Mısır’da, Libya’da, Tunus’ta ve Suriye’de bu sürecin sonuçlarının görüldüğünü söyledi.

“Emperyalizm Suriye’de duvara tosladı”
Süreç ilerledikçe emperyalizmin çok da güçlü olmadığının ortaya çıktığına da vurgu yapan Kılçer, Suriye’de emperyalizmin duvara tosladığını dile getirdi. TKP’nin bu süreçte iki büyük siyasi gücün alacağı konumu yakından takip ettiğini belirten Kılçer, bu güçlerin Hizbullah ve PKK olduğunu söyledi.

Sosyalistler olarak bu süreçte anti-emperyalist bir programı öne çıkarmaları gerektiğini vurgulayan Kılçer, bölgede böyle bir cephenin ortaya çıkarılması gerektiğini ifade etti.
“Şuan ki süreçte şimdilik emperyalizm kazandı”

Şuan ki süreçte şimdilik emperyalizmin galip görüldüğünü belirten Sendika.org yazarı Ali Ergin Demirhan, halk hareketlerinin emperyalizm tarafından ayağa kaldırılmadığını, Bahreyn’de böyle olmadığını, Mısır’da Tahrir’in halk tarafından doldurulduğunu söyledi.

Bahreyn’de Suudi askerlerinin halk hareketini ezdiğini belirten Demirhan, Katar’da Türk askerlerin eğitim verdiğini ve bunun Zaman gazetesine haber olduğunu söyledi. Türkiye’nin aktif ABD taşeronluğu yaptığını belirten Demirhan, aktif taşeronluğunu belirleyen şeyin durumdan vazife çıkararak hareket etmek olduğunu dile getirdi.

“Türkiye savaşın içinde”
AKP’nin taşeronluğunu meşrulaştırmak için Alevi ve Kürt düşmanı bir siyaset yaptığını vurgulayan Demirhan, savaşa karşı çıkanların Alevi ve Esadcı olarak tarif edildiğini, bunun sonucunda Alevilere yönelik artan bir saldırı olduğunu benzer şekilde Kürtlerin de hedef alındığını ifade etti.

Türkiye’nin savaşın içinde olduğunu bunu canıyla, parasıyla ödediğini belirten Demirhan, bu sürecin ülkede bir muhalefet potansiyelini ortaya çıkardığını söyledi.

“Laisist iktidarlar yerine Sünni eksen öne çıkarılıyor”
İki yıl önce Tunus’ta başlayan olayların Kuzey Afrika’dan başlayarak Ortadoğu’ya kadar bulunan ülkelerde Arap milliyetçisi ve laisist iktidarları alaşağı ettiğini belirten Varlı, bu süreçte Sünni bir eksenin öne çıkarıldığını ifade etti.

Bölgede yaratılmak istenen Sünni ekseni için Suriye’nin düşürülmek istendiğine dikkat çeken Varlı, burada bir dirençler karşılaşıldığını, benzer şekilde Kuveyt’teki direnişin ise görünür kılınmaması için çaba gösterildiğini söyledi.

“Arap Baharı değil Sünni egemenlerin baharı”
Bu süreçte Arap Baharı denilen sürecin Sünni Arap egemenlerin baharı olduğunu belirten Varlı, bu sürecin son halkasının Suriye olduğunu söyledi.

Suriye’nin diğer Arap ülkelerine göre çok daha kozmopolit bir yapısı olduğunu belirten Varlı, Yahudiler, Hıristiyanlar, Aleviler, Sünnilerin yaşadığı bu coğrafyada insanların dini anlamda bir baskıyla karşılaşmadığını dile getirdi.

“Türkiye teknik olarak savaşın içinde”
Türkiye’nin teknik olarak savaşın içinde olduğuna da değinen Varlı, meclisten geçen Osmanlı tezkeresinin, Hatay’dan atılan topların bunun ispatı olduğunu söyledi.
AKP’nin savaş sürecini içerde ikna etmek için Akçakale benzeri olaylara neden olabileceğini belirten Varlı, son süreçte cemaat basının dahi frene bastığının görüldüğünü ve bu konuda da AKP ve cemaat arasında bir ayrışma olduğunun görüldüğünü ifade etti.

“Halk kazanımları var”
Konuşmaların ilk bölümü bittikten sonra ikinci tur bir konuşma daha yapılırken, ilk konuşmayı Mustafa Yalçıner gerçekleştirdi. Tüm eksikliklerine rağmen bu süreçte kazanımın halkın kazanımı olduğunu ileri süren Yalçıner, halkların mücadele sırasında edindiği deneyimin kazanım olduğunu, emperyalizm kazanmıştır denilemeyeceğini çünkü zaten emperyalizmin bu bölgede önceden de kazanmış olduğunu söyledi.

“Korkunç bir yalanla karşı karşıyayız”
“Mısır’dan örnek vererek başlayayım iktidara gelen Müslüman Kardeşler ikinci olan Selefiler işten tablo bu” diyerek ikinci bölüm konuşmasına başlayan Kılçer, “Mübarek’in ya da Bin Ali’nin gitmesi bir şeydir ama yerlerine gelenler iyi görülmelidir” dedi.

Türkiye’nin savaşa girip girmeyeceği tartışmasının anlamsız olduğunu belirten Kılçer, Türkiye’nin savaşta olduğunu söyledi.

Bugün basın dâhil olmak için korkunç bir yalanla karşı karşıya olunduğunu belirten Kılçer, televizyonda sürekli yalan olduğunu, Alevilere karşı kışkırtıcılık yaratıldığını, toplumun bu süreçle birlikte gerileştirilme operasyonuna tabi tutulduğunu, savaş ordusu yaratıldığını, binlerce Kürt siyasetçinin savaş politikası gereği hapislere atıldığını, gazetecilere müdahale edildiğini söyledi.
Kılçer konuşmasını “savaşa karşı sosyalist hareket güçlü bir ses vermelidir” diyerek noktaladı.

“Solun ciddi bir mücadele vermesi gerekiyor”
Ali Ergin Demirhan ise, Türkiye’nin çok ciddi bir ekonomik sıkıntı ile karşı karşıya olduğunu savaş politikaları gereği örtülü ödenekten 1 milyar lira harcandığını söyledi.

Türkiye’de solun bu yaşanan süreçte ciddi bir mücadele vermesi gerektiğini belirten Demirhan, Hatay’da halkın mücadelesine dikkat çekerken, Akçakale’de kimsenin kahrolsun Esad diye yürümediğini, hükümet binasına yürüdüğünü söyledi.

“Gelenler, gideni aratıyor”
Yaşanan sözde “Arap Baharı” süreci sonunda halkların çok ciddi bir baskıyla karşı karşıya olduğunu, neo-libaral saldırıların arttığını, kadınlara, emekçilere ve azınlıklara yönelik ciddi bir saldırının yaşandığını belirten Varlı, savaş çığırtkanlığı yapan Milliyet gazetesi yazarı Aslı Aydıntaşbaş’ın Suriyeli muhaliflerin yanında yaptığı haberleri başını kapatmak zorunda kalarak yaptığını hatırlattı.

Şuan ki tabloda gelenlerin gidenleri arattığını belirten Varlı, Suriye krizinin faturalarını ise hayatın her alanında gördüklerini söyledi.

(soL)

Hiç yorum yok: