23 Kasım 2012 Cuma

Barış Pehlivan: İhbar mailinde soyadları neden büyük

Tarih: 17 Mart 2012. Sabah saat 06.30. Antakya’da bulunan Salkım Sokak olağanüstü bir hareketlilik içindeydi. Polis panzerinin de girdiği sokakta, 4 No’lu binaya Terörle Mücadele Şubesi’nden kar maskeli onlarca polis operasyon düzenledi.  
Tarih: 14 Kasım 2012. Günlerden Çarşamba, yani görüş günü. Ankara Kadın Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda tutuklu bulunan kızlarının doğum günü o gün. Bir çift gül vermek istediler aylardır tutuklu olan kızlarına, ama “eşya yönetmeliğine uymadığı” gerekçesiyle geri çevrildi.
Adı Duygu Kerimoğlu. 26 Kasım Pazartesi günü ilk duruşması görülecek RedHack davasının üç tutuklusundan biri. Tutukluluğunda 9’uncu aya girdi, 23’üncü yaşına cezaevinde adım attı, 21,5 yıl hapsi isteniyor.
Savcıya göre Duygu Kerimoğlu, silahlı terör örgütüne üye değil ama örgüt adına suç işlemiş. Bir bilişim sisteminin bütününe veya bir kısmına hukuka aykırı olarak girmiş, bilişim sisteminin işleyişini engellemiş, sonra bozmuş, yetmemiş kişisel verileri ele geçirmiş ve yayınlamış. Ha bir de gizli bilgileri temin etmiş.   

Böyle diyor savcı. Ne korkutucu değil mi?
MERCEDES’Lİ İHBAR MAILİ
Peki bu suçlamaların iddianamedeki somut delilleri nelermiş, bakalım.
Her şey RedHack grubunun, 26 Şubat’ta Ankara Emniyet Müdürlüğü’nün sitesine siber saldırı düzenlemesi ve ele geçirdiği bilgileri internette yayınlamasıyla başladı. Öyle ya; bunun “hesabının” sorulması gerekiyordu ve bu saldırıyı gerçekleştirenler her kimse hemen yakalanmalıydı! Öyle mi oldu? Devam edelim...
İhbar maili olmadan olur mu, olmaz tabi. Önce 6 Mart’ta, sonra ardı ardına mailler akmaya başladı polise. Duygu Kerimoğlu’nun adı 15 Mart tarihinde “QUOTQUOT QUOTQUOT” rumuzuyla gönderilen bir ihbar mailinde geçiyordu. İhbarcı “Redhackçiler ile ilgili bunları not edin. Sizin için önemli itibar meseleniz” diyerek başlıyordu isim isim saymaya.
İhbarcı 15 kişilik listede Duygu Kerimoğlu’yla ilgili oldukça “bilgili” görünüyordu. Öyle ki; telefon numarası, mail adresleri bir yana plakasına kadar vererek “Mersedese biner” diye yazmıştı Kerimoğlu için. İşin ilginç yanı; evet ortada bir Mercedes vardı. Ama o araba, aslında Duygu Kerimoğlu’nun değil babasının arabasıydı. Avukatı Yusuf Gözel’den öğreniyoruz ki; Duygu Kerimoğlu’nun ehliyeti dahi yoktu. Bu nedenle Mercedes’e de binmiyordu. Sadece üzerinde kayıtlı olan ama babasının kullandığı bir araba bahis konusuydu. O halde, Duygu Kerimoğlu adına kayıtlı bir Mercedes arabanın, plakasına kadar bilgisine sahip nitelikte bir ihbarcıyla karşı karşıyayız.
SOYADLARI NEDEN BÜYÜK
İhbarcı böylesine “istihbari” bilgileri nereden biliyor?” sorusu akıllara takılırken, samimi bir yazım üslubu barındıran ihbar mailinde oldukça ilginç bir ayrıntı göze çarpıyordu. Buna göre ihbarcı, RedHack üyesi olduğunu söylediği isimlerin çoğunun soyadlarını büyük harfle yazmıştı. “PINAROĞLU”, “YASAK”, “YILDIZ”, “DEMİRKIRAN” gibi... Bu, polisin de uyduğu ve adli işlemlerde uygulanan bir kuraldı. Bir ihbarcı, böylesi bir özel kuralı bilir miydi? Samimi ve imla / yazım hatalarıyla dolu bir mailde, nereden çıkıyordu bu titizlik? “El alışkanlığı mı acaba” diye sorsak yanlış bir soru mu olur?
Bu arada; ihbarcının 15 kişilik “RedHack üyesi” listesindeki 5 kişi hakkında hiçbir işlem yapılmıyor. O 5 kişinin ismi iddianamede ve ek klasörlerde hiç yer almıyor. Peki Duygu Kerimoğlu ve diğer 9 “ihbar edilen” isim nasıl seçiliyor da soruşturmaya dahil ediliyor, belli değil. Yanıtı yok. “İlginç” deyip, devam edelim...
GÜNEY, GEZMİŞ VE ÇAYAN FOTOĞRAFLARI
Genel bir değerlendirme yaparsak; 58 sayfalık RedHack iddianamesinde hiç de şaşırtmayan bir şekilde sol düşmanı bir dil göze çarpıyor. Örneğin; “terör örgütü kurucusu Deniz Gezmiş, Yusuf Arslan ve Hüseyin İnan” benzeri ibarelerle çok sık karşılaşıyorsunuz. Savcının iddiasına göre; “RedHack bir örgüt” ve RedHack üyeleri “THKP/C (Acilciler), TKP/ML, DHKP/C, MLKP, PKK gibi Marksist-Leninist-Maoist Sol ve Bölücü terör örgütlerine mensup olmasalar dahi o örgütler adına suç işlemişler.
Gelelim Duygu Kerimoğlu’yla ilgili “suç delillerine”:
- Kerimoğlu’nun Facebook sayfasında “sol örgütlere üye olan şahısların resimleri” varmış. Peki kim o şahıslar, biz söyleyelim: Yılmaz Güney, Deniz Gezmiş ve Mahir Çayan. Bu üç isim de bugün hayatta değil, ama 2012 Türkiye’sinde Facebook sayfanda fotoğrafları varsa, al sana “suç delili”!
8 KELİMEDEN ÜYELİK ÇIKTI
- Kerimoğlu “RedHack Sempatizanları” isimli gruba hitaben “ÜSTLENDİĞİNİZ GÖREVİ MÜKEMMEL YERİNE GETİRİYORSUNUZ BİZLER SİZLERİ SEVİYORUZ” ifadelerini kullanmış. Savcı 8 kelimelik işte bu cümleden şu anlamı çıkarmış: “Bu ifadelerden şahısları tanıdığı, yazının içeriğinden REDHACK in kendi internet sitesinde yayınladığı tüzüklerinde belirtilen görevler çerçevesinde çalıştığı anlaşılmıştır.
Şaşırmayın; evet bu cümleye, bu yorum! Peki savcının yazmadığı ne?
Kerimoğlu’nun avukatı Yusuf Gözel’den öğreniyoruz ki; RedHack Sempatizanları adlı Facebook grubunda bir içerik paylaşılıyor ve bunu paylaşan kişi kendisinin RedHack sempatizanı olduğunu belirtip, RedHack’i sevdirmeyi görev saydığına dair satırlar yayınlıyor. Duygu Kerimoğlu işte bu kişiye hitaben, savcı açısından kritik o cümleyi yazıyor. Peki, bundan yola çıkarak Duygu Kerimoğlu’nun RedHack’in tüzüğünde belirtilen görevler çerçevesinde çalıştığı yorumu nasıl yapılabiliyor? Yapılıyor işte! Duygu Kerimoğlu’nun bilgisayarlarında RedHack’in tüzüğü bulunuyor mu? Yok!
HANGİ ÖRGÜT
- Bitmedi, Türk polisi yakalardı elbet. Duygu Kerimoğlu’nun bilgisayarındaki chat kayıtlarında “hack konusunda yazışmalar” varmış. Peki, neymiş o yazışmalar; iddianamede yok. Emniyet’in sitesine yapılan saldırıyı mı planlamışlar ya da saldırıyı mı üstlenmişler? Yok!
Bu kadar! Evet, Duygu Kerimoğlu’nun yaklaşık 9 aydır tutuklu olup 21,5 yıl hapsinin istenmesine “gerekçe” gösterilen “somut deliller” bunlar!
Soru şu: Duygu Kerimoğlu, savcının tüm sanıklar için saydığı ve “onların adına suç işledikleri terör örgütlerinden” hangisi adına suç işlemiş?
Bu sorunun da yanıtı yok. Yani evrensel hukukta yer alan “suç isnatının somut olması”, “suçun şahsiliği” gibi ilkeler gözardı edilmiş. Edilince de elinizde kalan bir iddianame çıkmış ortaya.  
REDHACK NE DİYOR
Peki RedHack bu davaya dair neler söylüyor? Sorduk, onlar da yanıtladı. İşte RedHack’in sorularımıza verdiği yanıtlardan satırbaşları:
- Ankara Emniyeti'nin hacklenmesi aynı dönem ülke genelinde ve Ankara özelinde yapılan; "polisiye tedbir" diye adlandırılan kötü muamelelere bir tepkiydi.İnsan hakları uygulamalarında ve BM İnsani Gelişmişlik Endeksine konu olan diğer tüm kriterlerde dünyanın en kötüleri arasında yer almakta olan bir ülkede bu tarz bir hack eylemi suç teşkil etmekten çok nefsi müdafaa çerçevesinde ele alınması gereken bir savunma eylemidir.Gerek halk üzerindeki baskılar, gerek ifade özgürlüğü, gerekse keyfi uygulamaları ile yaralamalara, ölümlere sebebiyet veren polis teşkilatına açık bir tepki idi.
BEN DE YAZIŞTIM, ÜYE Mİ OLDUM
- Redhack davasında gözaltına alınan, tutuklu, tutuksuz yargılanan hiç kimse REDHACK üyesi değil. Bunu açıkça, bizlere ifade fırsatı veren tüm platformlarda dile getirmemize rağmen ısrarla "madem yazışma yapmış, iletişim kurmuş RedHack üyesidir" denilmekte. Korkarım bu mantık dizgesinde şu andan itibaren sizin RedHack rozetinizi sipariş etmeliyiz. Diğer yandan tutuklu gençlere yöneltilen 2. suçlama yaptıkları alıntılar. “Redhack üzerinden alıntı yaptıkları için bu şahıslar Redhack üyesidir” bakış açısı son derece gülünçtür. Kendi dünya görüşleri çerçevesinde hükümet üyelerinin yaptıkları paylaşımların içeriğinde Peygamber sözleri olması (hadis-i şerif) kendilerini nasıl Sahabe yapmıyorsa, bu gençlerin yaptıkları paylaşımlar da onları Redhack'li yapmaz. Bu bakış açısıyla bugün tiran, diktatör, gaddar sıfatıyla anılan devlet başkanları ile geçmişte görüşme yapan, hediye alışverişine girmiş olanlar da dikatör, terörist, gaddar vs. dir.
MAHİR ÇAYAN’I HANGİNİZ SAKLIYOR
- İddianamenin geneline yansıyan çok net bir hava var. Orak / Çekiç var ise; büyük devrimci önderlerin görsellerini bulunduruyor / asıyor / kullanıyor ise; Marks / Lenin diyorsa bir şekilde; özgürlük ve adalet talep ediyorsa, bizim düşmanımızdır diyor her satırında. Böyle bir iz sürmek tarihte görülmemiştir herhalde bugüne değin. Bugün fiili olarak varolmayan, ödedikleri bedeller ve devrimci mücadeleye katkılarıyla anılan örgütler yer alıyor iddianamede. Savcının düşmanca tavrı öylesine kör etmiş ki kendisini; utanmasa Mahir Çayan'ı hanginiz saklıyor diye soracak. 
KİM TERÖRİST, ONA KAZANANLAR KARAR VERİR
- Bizler açıkça söylüyoruz: Bu gençlerle, bu davaya konu edilen bilcümle kişilerle duydukları sempati ve devrimci hareketin yükselmesini arzulamaları dışında bir ortak paydamız yoktur. Zaten bizlerden biri, gerçek manada REDHACK eylemlerinin bir parçası olmuş bir üyemiz ele geçirilse emin olun söylemi bu gençlerin söyleminden çok farklı olur. Onlar kendi masumiyetleri içerisinde bir gerçeği dile getiriyorlar. Bu cümleden bizlerin suç işlediği yargısına varılmasını istemeyiz. Söylediğimiz gibi bu faşizan uygulamalar, düşünce ve ifade özgürlüğü kısıtlamaları, inanç özgürlüğü üzerindeki baskılar, ayrımcılık ve devlet/hükümet kanadının işlemiş olduğu nefret suçları karşısında bir nefs-i müdafadır. Kendinize sadece şunu sorun: Kamerun Milli takımı ile İngiltere Milli takımları arasında oynanmakta olan bir spor müsabakasında Kamerun'un kazanmasını istemek ile ilk 11'de sahaya çıkmak aynı şey midir?
- Son söz olarak şunu da eklemek isteriz: “Kimlerin terörist olduğuna kazananlar karar verir ve bu kavgada halkların kaybettiği hiç görülmemiştir
Barış Pehlivan, Odatv.com

Hiç yorum yok: