28 Kasım 2012 Çarşamba

Muhteşem Yüzyıl dizisi ve faşist şeriatçı güçlerin hezeyanları

Show TV’de (şuan Star TV’de devam eden dizi) Kanunu Sultan Süleyman’ın önderliğindeki Osmanlı’nın bir dönemini kurgular içinde dizi olarak “Muhteşem Yüzyıl” adı altında hazırlayıp-yayınlamasının ardından, o çok demokrat ve özgürlükçü geçinen faşist gerici şeriatçı Yeni Osmanlıcı güçler ayağa kalktılar. 

Başta Başbakan Erdoğan olmak üzere, Osmanlı dönemi özlemi içinde olan n öğrenilmesini önlemek için AKP’den BBP’ye, SP’den Gülen cemaatine kadar zaman faşist gerici dinci kesimler gerçeklerin toplum tarafından bilinmesinden Osmanlı döneminin tümüyle palavra olduğunu gizlemeye çalışıyorlar. Başbakan günlerdir, Kanunin dönemi ve Osmanlı ecdadının dizide anlatıldığı gibi olmadığını “söyleyerek” hem dizinin yapımcılarını ve hem de dizinin yayımlandığı TV’yi tehdit ediyor ve savcıları RTÜK’ü göreve çağırıyor. Yani O ‘ileri demokrasinin' mucibi olan başbakan yalan üzerine kurulmuş olan Osmanlı tarihinin gerçekliğinin ortaya dökülmesinden, kendi “Ilımlı İslamcı” politikalarının önünde engel olacağı kaygısıyla saldırıyor. TV yöneticilerini tehdit ederek, AKP’nin istediği temelde dizi yapılmasını salık veriliyor.

Osmanlı İmparatorluğu dönemini irdeleyen “Muhteşem Yüzyıl” dizisinin başlamasının ardından Kanuni Sultan Süleyman nezdinde Osmanlı döneminin yanlış anlatıldığı ve ecdatların gençliğe yanlış tanıtıldığı gerekçesiyle AKP’den MHP’ye, BBP’den SP’ye dek tüm faşist şeriatçı güçler ayağa kalkarak dizinin durdurulmasını isteyen çağrılar yapıp gösterilere kalkıştılar.

Muhteşem Yüzyıl dizisinde kanuninin içki içtiği ve kadınlara düşkün olarak gösterilerek Osmanlı dönemi ve şeriatın gözden düşürülmeye çalıştığı iddia edilerek AKP’nin ağır toplarından Arınç “gereği yapılacaktır” derken, başbakan “kurumlar gereğini yapmalıdır” diyerek ne kadar demokrat ve özgürlükçü olduklarını ortay koymuş oldular.

Peki, faşist şeriatçı gerici güçlerin iddia etmiş olduğu gibi Osmanlı İmparatorluğu ve onun baş yöneticisi olan padişahlar gerçekten de halka olumlu yaklaşan, debdebeli yaşamdan uzak duran demokratik ve özgürlükçü kişilerin miydi?

Kanuni Sultan Süleyman içkiden uzak, kadınlardan azade edilmiş ve her bakımından halkın istem ve çıkarlarını hedefleyen bir padişah mıydı? Tarihi resmi devlet tarihi olarak yargılayan ve kişileri yaşam ve yaptıklarından soyutlayarak eleştiriden azade tabu olarak görülmesi tarihin gerçek yaşanmış ve kendi yolundan yürümesinin anlaşılmaması anlamına gelir. Türkiye de faşist şeriatçı kesim Osmanlı İmparatorluğunu gözü kapalı bir şekilde savunmakta ve yaşanmış gerçekliği görmezden gelmektedirler.

Mehter Marşı nidalarıyla Osmanlı tarihe körü körüne sahip çıkmaya çalışan faşist gerici güçler orada kalsınlar aslında bu protesto ve tartışmalar birçok kesim tarafından Osmanlı tarihinin ve padişahların kendi aralarındaki iktidar mücadelesinin nasıl bir hal aldığını bilmek bakımından oldukça yararlı olacaktır. Böylece üzerine toz kondurulmayan Osmanlı tarihi ve padişahların, aynı zamanda İslamiyet’in egemenliği atındaki devletin nasıl bir halktan kopuk ve ona düşman bir konumda durduklarını da açığa çıkarıcı bir rol oynayacaktır.

Neo-Osmanlıcılar ne yapsınlar, Haremi saya sokan, 2 oğlunu, 2 vezirini öldürten, içki içen ve birçok kadını kapatması yapan Kanuni Sultan Süleyman olgunu gizleyemeyeceklerdir.

Yavuz Sultan Süleyman’ın oğlu olan ve babasının ölümü üzerin 1520’de tahta çıkan ve 46 yıl iktidarda kalan 1. Süleyman için “Muazzam ve adil bir devlet yapılanması yarattı” diye yazan resmi Osmanlı tarihçileri 1. Süleyman -Kanuni Süleyman- döneminin Müslüman Türklerle bütün bu İslam âleminin en bahtiyar yılları olarak” gösterirler.

Gerçekten de iddia edildiği gibi uzun yıllar Osmanlıyı yöneten ve sınırlarını sürekli genişleten Kanuni Sultan Süleyman, “Halka adaletli bir yönetimini” göstermiş. Aslında yapılan ve yaşananlara bakıldığında Kanuni Sultan Süleyman bası Yavuz Sultan Selimden almış olduğu zulüm mirasının devamcısı olmuştur.

Osmanlı Miri arazilerinin yeniden yazılması, öncesinden tımar sahibi kimi Sipahilerin topraklarının elinde alınmasına neden olur, toprak dağıtımını tam bir keyfilik ve kayırmacılık üzerine kuruldur. İtiraz edenler cezalandırılır, saçları ve sakalları kesilir.

Dönem aynı zamanda Yavuz Sultan Selim sonrası ağır baskı altında tutulan Alevilerin baskı ve zulümlere karşı başkaldırdıkları dönemdir. Çünkü “Muhteşem Yüzyıl” denen yüzyıl, aynı zamanda Anadolu’nun Sünnileştirme operasyonun dönemidir.

Bu nedenle bu yüzyıl 17. yüzyılın başındaki Kuyucu Murat paşaya kadar Aleviler açısından da bir ayaklanma yüz yılıdır.

Hatırlanacağı gibi Yavuz Sultan Selim döneminde 1510 da Şah Kulu ile başlayan ayaklanmalar, Kanuni döneminde 1525’te Sivas, Tokat ve Çorum bölgelerinde Zünnü babanın Alevilerin ayaklanması ile devam eder. 1527’de Hacı Bektaş-i Dergâh Postnişini Kalender Çelebi öncülüğünde bir başka ayaklanma başlar. Bu dönem de Alevilerin önemli bir bölümünün toplandığı Hacı Bektaş-i Dergâhı kapatılır. Yozgat, Sivas, Maraş ve Adana yörelerinde Türkmen Aleviler başta olmak üzere Türkmen olmayan sipahi ve köylülerde katılır. Sivas’ın karaçayır merkezinde yapılan savaşta Kalender Çelebi Osmanlıyı yener. Bunu üzerine Osmanlı tımar sahipleriyle yeni bir ilişki kurarak, tımar sahiplerinin arazilerini geri verir. Kalender Çelebi’nin süreç içinde güçleri zayıflar ve ayaklanma kanlı bir şekilde bastırılır ve kalende Çelebi öldürülür.

Osmanlı imparatorluğu haksızlığa ve zulme başkaldıran Alevilere ve emekçilere karşı acımasız davranır. Yavuz Sultan Selim döneminde yayınlanan fetvalar kanuni Süleyman döneminde de devam eder. Yavuz Sultan Selim ile birlikte halifeliği de İstanbul’a getiren, Sünniliği resmi dine dönüştüren Osmanlı yönetimi, kendinse benzemeyen Alevilere karşı saldırgan ve katliamcı bir çizgide hareket etti.1. Süleyman’ı “adil bir yasa yapıcı” gibi gösterilerek ona “Kanuni” adını Verne Osmanlı tarihi, Aleviler için “katli vacip” fetvaları veren Şeyhülislamları da “insancıl ve şirin" göstermekten geri durmuyorlar.

Kanuninin en önemli din ulemalarından Şeyhülislamlarından birisi olan Ebu Suud, Osmanlı resmi tarihi tarafından 16. yüzyılın en büyük önderlerinden birsi olarak gösterilir.

Kanunu nameleri ile “Kanuni” adının verilmesini ağlayan meşhur Ebu Suud efendidir. Kanuni döneminde 30 yıla yakın yürüttüğü Şeyhülislamlık görevi ile Osmanlı devrinin en uzun süreli Şeyhülislamı olan Ebu Suud efendiyi Osmanlı kaynakları: “nurani yüzlü, vakur, mebih, gayet sade giyinir, etrafındakileri muhabbetinden, meclisinde kimse ağır açılmaz, sözleri hürmetle dinlenir abid ve zahit bir zat” olarak tarif eder ve Ebu Suud efendi; “Sultanı Kanuni Sadrazam Sokullu kaptanıderyası Barbaros, Mimar Sinan ve Şair Baki olan ebet müddet bir devletin kendine layık Şeyhülislamı” ilan edilir.

Bu “nur yüzlü vakur ve muhteşem” şeyhülislam devletine sıkıca bağlı olan Ebu Suud, Kızılbaşlar yani Aleviler için, "anaları, malları, namusları size helaldir" biçiminde fetvalar vermiş ve Alevi katliamlarının yolunu açmıştır. Ebu Suud efendinin, Aleviler için, Kızılbaş topluğunun dine göre topluca öldürülmesi helal midir? Bunları öldürenler gazi, öldürme sırasında ölenlerde şehit olur mu? Sorusuna v cevabı nettir: "Bu en büyük, en kutsal savaştır. Bu yolda ölmekte şehitliğin en ulusudur.”

Bununla da yetinemez Ebu Suud Efendi. Aleviler için kırım ve zulüm fetvasın devam eder, "bunlar hem Sultana isyan eder, hem de dinsizidirler. Kızılbaşların yaptıkları kötü işler, o temiz peygamber soyuyla bir ilgilerinin olmadığını göstermeye yeter."

Muhteşem Süleyman iktidarını pekiştirmek için toplumun her şeyine müdahale ederek dizayn etmeye çalışır. Kendisine Kanuni adını verdiren 1. Süleyman Alevilere karşı müdahalelere yalnızca fetvalarla yetinmez, toplumun dokusuna da müdahale eder. Yeniliklere kapıları kapatır. Alevilik başta olmak üzere Sünniliğin dışında kalan bütün “gayri Sünni” inançlara açıktan tavır alır, Sünniliğe, İslam’a, dine zarar veriyor diye müspet bilimlere, felsefeye ve her türlü yeniliğe karşı önlemler alır.

1537 yılında itibaren alınan bazı önlemler “Osmanlı devleti 1300-1600” adlı kitabında Prof. Dr. Sina Akşit şöyle sıralar:

1- Dini gerekler yerine getirmeyen yada dine karşı saygısızlık gösterdiği ileri sürenlere ağır cezalar verilmesi öngörülmüştür. Örneğin peygamberlerin sözlerine şüphe ile bakanlar inançsız sayılacak ve öldürüleceklerdir.

2- Her köye bir cami yaptırılması ve halkın Cuma namazlarına katılmalarının sağlanmaları istenmiştir.

3- Devletin benimsemiş olduğu Sünni görüşün güçlendirilmesine yardımcı olmak amacıyla bazı eğlence yerleri, özellikle meyhaneler kapatılarak, sapık inançta oldukları ileri sürülen bazı dervişler İstanbul dışına sürülmüşlerdir.

4- Bütün bu tedbirlerin önemlisi bir bakıma en korkuncu, dine zarar verdiği gerekçesi ile matematik, felsefe ve kelam gibi müspet bilim ve düşünce hayatı ilgili dersler medrese programından çıkarılmış.

5- Ve nihayet, daha da acı olarak belirtmek gerekir ki, ileri sürdükleri bazı düşünceleri yüzünden, bu düşünceler halkın dini inançlarını sarsıcı kabul ederek 1527 yılında öldürülmüş olan Molla Kabız’dan sonra 1529 yılında Şeyh İsmail Masuki, 1550’de Şeyh Muhittin Karamani ve 1561 yılında da Şeyh Hamza Bali gibi tarikat ileri gelenleri mutasavvıfalar, Kemal Paşa Zade ve Ebu Suud efendi gibi Şeyhülislamların fetvaları ile öldürülmüştürler. Yine ünlü tarihçi Prof. Dr. Mustafa Akdağ’da Kanuni Sultan Süleyman dönemini şöyle özetliyor, "1537 fermanı ile başlayan sıkı dinsel kovuşturmalar halk için dayanılması güç, bir baskı biçimine dönüştü. Hele 1548’de Ebu Suud’un Şeyhülislamlığın getirilmesi, toplum hayatını dinsel baskı ideolojisine sokma görüşünü sanki kanunlaştırdı. Başka dinde olanlar için, kendi inançlarına göre hareket özgürlüğü diye bir şey kalmadı.”

Başka bir araştırmacı Elise Massicard ise dönemi şöyle özetliyor: "Kanuni Sultan Süleyman, Şeyhülislam yönetimden katı bir ulema hiyerarşisini kurumlaştırır. Bu son derece katı bir biçimde örgütlenmiş, devlete bağlanmış ve maaşları onun tarafından ödenen, bir tür "Müslüman kilisesi” benzeri yapının, bir başka örneğine Müslüman geleneğine yönelişinde Kızılbaş olgusu ana etkenlerden birini oluşturur.”

Evet, Osmanlının o çok övülerek sahip çıkılmaya, örnek alınmaya çalışılan Kanuninin önderliğindeki yaşanmış gerçekler bunlardır. Bunlara daha eklenmesi gereken oldukça fazla örnekler vardır.

Resmi Osmanlı Tarihinin dışına çıkılarak gerçek tarihe bakıldığında Osmanlı İmparatorluğu döneminde iktidar katında yaşanan kirli ayak oyunları, komplolar, belki de başka ülkelerin geçmişlerinden yaşanmamıştır. Yıllardan bu yana Osmanlı dönemi tarih kitaplarında tek yanlı ve abartılarak, gerçeklerden kopuk olarak anlatılmıştır.

Türk Tarihçileri Osmanlı dönemini her bakımdan mükemmel bir dönem olarak lanse etmişler ve ecdatlarımız diyerek çocuklarını, kardeşlerini ve en yakınlarını iktidar hırsı nedeniyle öldüren padişahlar gizlenmiş ve topluma halka hizmette kusur etmeyen yöneticiler olarak tanıtılmışlardır. Şeriatçı gerici güçler Osmanlı imparatorluğu döneminin baskı, zulüm ve katliamlara tanıklık ettiğini unutturmaya ve eli kanlı katliamcı padişahları ne kadar demokrat ve halkı sever göstermeye çalışıyorlar.

Resmi tarih dışında Osmanlı döneminin irdelenmesine yönlendiği Kanuni’nin yüzlerce kadını kendine ve ailesine hizmet için saraya kapattığı, hoşuna gidenlerle yatıp kalktığı, başta Hürrem Sultan olmak üzere, Gülfem Hatun, Mahi Devran Sultan ve adı bilinmeyen ama Kanuniden çocuk doğurmuş iki eşinin daha olduğu bir sır değildir.

Elbette bunların haricinden çocuk doğurmayan ama yattığı başka kadınlarda olmuştur. Faşist şeriatçı çevreler “Ecdadımız yanlış tanıtılıyor, Osmanlı gözden düşürülüyor” vb. denerek savcılar, yargıçlar göreve çağırılıp Osmanlıya kakan eller kırılır” sloganı atmadan önce Osmanlının nasıl çürümüş ve yozlaşmış halka zulüm kusan  bir sistem olduğunu ve padişahların ahlaksız ve düşkün, debdebeli bir yaşam içinde olduklarını görmeleri ve gerçekleri teslim etmeleri gerekiyor.

Kaynak: halkinbirligi.net

2 yorum:

Hikmet Keskin dedi ki...

Halkinbirligi.net sayfasına üye olmadığım için yorumu oraya yazamadım.

Öncelikle ifade etmek gerekirki padişahlık ile yönetilen bir devletin demokratik olmasını beklemek yanlıştır. Aynı şekilde Krallık ile yönetilen bir devletinde. O yüzden Osmanlı Padişahları demokratik değildi cümlesi doğrudur ve herkes tarafından bilinir.

İkinci olarak yazıda yazılanların bir kısmı doğrudur. Özellikle taht kavgaları, ayaklanmalar ve harem üzerine yazılanlar. Bunlar yaşanmış gerçeklerdir ve birçok tarihçi kitaplarında bunu ifade etmiştir. Yani gizli ve resmi olmayan bir tarih bilgisi değil.

Kanuni veya bir başka padişahın kaç tane karısının olduğu, kaç kadın ile "yattığı" beni ilgilendirmeyen bir konu. İçki içmesi, alem yapması da beni pek ilgilendirmiyor. Kadınları kendisine ve ailesine hizmet etmek için sadece Kanuni kapatmadı sarayına. Günümüzde dahi ortalamanın biraz üzerinde geliri olan bir aile bile kendisine ve ailesine hizmet etmek için kadınları evlerine kapatıyor. Gerçi onlara "kapatma" değilde daha yumuşak olan "Temizlikçi, hizmetçi, çocuk bakıcısı vb..." isimler kullanıyorlar. Kanuni bu kapatmalardan istediği ile "yatıyor" muydu sorusu muamma. Bunu kimse bilmiyor. Bilmeden "yatıyordu" demek yazının bütün güvenilirliğini düşürür.

Yazıdaki en büyük eleştiri Alevilere yapılan baskılar. Bu konuda benimde pek bir bilgim yok açıkçası. Yapıldı mı, yapıdı ise ne şekilde yapıldı vb... konularını araştırmak lazım. Gerçi hepimiz yapılmadığına inanmak istesek ve buna inansak dahi Ermeni soykırımının yapılıp yapılmadığını bile net bir şekilde kanıtlayamadık hala. Çok daha önce yaşanmış olan bu olayların kanıtlanması imkansız gibi geliyor bana.

Son söz olarak yazının içerisindeki bazı kelimeler gerçekten çok itici. Yazılanlar doğru olsa dahi insanda itiraz etme isteği uyandırıyor. Akademik bir makale olmadığı, yazarın kendi düşünceleri olduğu açık fakat yinede inandırıcılığı arttırmak adına daha özenli kelimeler ve üslup seçilmeliydi kanaatimce.

Sevgi ve Saygılarımla.

FKBC!' dedi ki...

Yorumunuz için teşekkür ederiz.