9 Kasım 2012 Cuma

Ulrike: ‘Dünyanın üzerine bırakılmış bir molotof kokteyli’

7 Ekim. İyi ki doğdun Ulrike.

İnsanların bir tarihi vardır. Gerillaların ise başka tarihleri… Başka zaman tanımları vardır onların. Kentlerin devasa uğultusunu çığlıklarıyla yırtanların bambaşka bir tarihleri olur.

İyi ki doğdun Ulrike. Bir asrın orta yerine kurulmuş bir saat gibi, hoş geldin. Kalem ve kabza arasında bir med cezir. Senin dalgın ve kırık fotoğraflarına bakıyoruz uzun. Alışveriş mabetleri yükseliyor. Büyüyor düzenin küstah yapıları, ışıltılı binaları büyüyor.

İyi ki Ulrike. Sen savaştın. Bizimkiler gibi soluksuzca savaştın, bizimkiler gibi yepyeni bir insanı müjdeleyerek savaştın. Bizim metropol kıyılarında ıssız ve geçimsiz solgunluğumuza bir yanıt verdin. İşte mülteciydik, işte göçmen işçiydik, işçi yetimhane çocuğuyduk, işte masa başı işlerde solmuş genç kızlardık. Sen bize bir yanıt verebileceğimizi müjdeledin. İyi ki. Sen Ulrike.

Ulrike. Dünyanın üzerine bırakılmış bir molotof kokteyli. Düşürülmüş bir tetik, kasılmış bir kol, dikilmiş bir göz. Milyonlarca asinin kan damarlarının demirden ağır nabzı. Seninle atan, seninle yırtılan, seninle kan olup atlaslara boşalan… Bizdik Ulrike. Yoldaşındık. Aşk olsun.

İnce bir sızı gibiydin. Ulrike iyi ki. Senin soluk verdiğin öyküyü biz mayamıza kattık. Bir serüven, bir ateşli heves değil… Bir iman. Bir kara imandır bizim bu yaşadıklarımız. Biz şimdi işçilikte, işsizlikte, çarşılarda, okullarda, tımarhanelerde, yetimhanelerde bir ülkeyiz. Bir tanımız biz. Bir aşk, bir kahır, bir ömür parçalanmasıyız Ulrike.

Boğucu masalar, geveze entelektüeller, kalın kitaplar… Yok Ulrike. Bize bir lanet gerekli… Bize delice sebepler gerekli Ulrike.

Dik durmak için. Dimdik. Bir çağın yüzüne tükürebilmek için… Ulrike, senin vazgeçişin gerek bize, senin kadim sabrın, delice sabırsızlığın, yüzünü bir dağlı akşama bırakışın lazım bize.

Ulrike. Biz kuyuların dibine doğduk.

Savaşa doğduk, iç.

İtilip kakılmaya doğduk, aç.

Uzun yollara doğduk, karlı.

Ölmüş babalara doğduk, genç.

Dövülmüş ablalara doğduk, narin.

Doğduk intikamlara, doğduk isyanın kırık sesine, yıkılan duvarlara, yenilen dostlara, dünyanın en esmer halkının açılmış göğsüne doğduk… Açılmış göğsüne!

Ulrike sen doğdun. Senin doğum gününü kutluyoruz, zindanlarımız dolu, sokaklarımız pusu, evlerimiz dağınık, kuşlarımız fırtınada. Bu nasıl bir dem, bu nasıl devrandır Ulrike. Senin elinden tutup yürüdüğümüz bu büyük kentlerin canını yakacak şeyi bulduk. Bu kentleri, bu düzenleri, bu dirlikleri… Bu kahredici yalan ve alçaklık düzenlerine yanıt verecek iksiri seninle bulduk. Doğdun bize bir hediye. Bize bir imla vererek… İyi ki.

Silahlara veda. Silahlar bize veda etmezken. Ulrike. İyi ki doğdun. Sen bizi ellerinle örttün. Silahın bırakılacağı zamanlardan söz ediyorlar. Oysa silahların üzerinde ayakta duruyor bu dünya. Sorun silahların demiri değil, barutu değil, ateşi değil, mermi değil, çekirdek değil, tetik değil! Bilmiyorlar Ulrike.

İnsanın yarattığı o vuruş gücünü bilmiyorlar Ulrike. Cümle silahtan daha tahrip edici, bilinen en saklı, en sayılmaz silah. İnsan. İnsanlaşmak isteyen o sızı dervişi. Sızısını, tanıklığını, adaletini, biriktirdiklerini zerresiyle damıtan, insan… İsyan.

“Kinleri henüz tüfek biçimini bulamamış olmakla…” demişti Ece Baba. Buldu. Şimdi o silahları kim bırakır Ulrike, kasılmış bir beden, tüfekleşen bir öfke nasıl bırakılır, ateşten bir silahı kim tutabilir ki bıraksın…
İnsanların tarihleri vardır; üç kuruşlar, iki koltukları, birkaç anahtarları, yağlı tabakları, ütülü giysileri, direnmesiz bakışları vardır.

Gerillaların tarihleri vardır; kuş lokmaları, kuru ekmekleri, uyudukları kardeş omuzları, onları öperek uyandıran rüzgârları vardır.

Ulrike vardır.

İyi ki.

Doğdu.
“Nereden geliyoruz? Ayrı ayrı bitişik evlerde izole olmaktan, beton varoş şehirlerden, hapishane hücrelerinden, yetimhanelerden ve özel ünitelerden, medyanın beyin yıkamasından, tüketicilikten, bedeni cezadan, şiddeti reddeden ideolojiden, depresyondan, hastalıktan, rezaletten, utançtan, insanların alçalmasından, emperyalizm tarafından sömürülen bütün bir halktan geliyoruz.” Ulrike Marie Meinhof
Evren Barış Yavuz

Hiç yorum yok: