21 Ocak 2013 Pazartesi

Kanuni oğullarına da torunlarına da acımadı - Rıza Zelyurt

Osmanlılar çağında; Osmanlı Devleti'nin adı Devlet-i Aliyye, yani Yüce Devlet idi.  Bu devlette tek hanedan vardı: Al-İ Osman denilen Osmanlı Ailesi.

Bu aile; yönetime o kadar sıkı tutunmuştu ki koskoca imparatorlukta ikinci bir ailenin ortaya çıkmasına izin vermedi. Dış ülkelere yapılan yağma savaşlarından elde edilen gelirle Top Kapısı Sarayı'nda müthiş bir gösteriş içinde yaşıyordu bu hanedan.

Ama hanedan içinde ikinci bir başa asla izin yoktu. Padişahlar; bu konuda çok zalimce davrandılar. Muhteşem Süleyman'ın babası Yavuz Sultan Selim, saltanat uğruna babası ile savaştı; ilkinde bozguna uğradı, kaçtı. Sonra babası tahtı ona bıraktı. Ama bu oğul; babasını zehirleterek onun gölgesinden kurtulmuş oldu. Elbette ki diğer kadeşlerini de bu arada boğazlatmıştı. Bu Osmanlı politikasını; Esirciler Hanı isimli romanımda İstanbul Kadısı'nın konuşmalarında çok derinlemesine gösterdim.

MUSTAFA BOĞULUYOR
Kanuni Sultan Süleyman, babasından bu kan dökücülüğü miras olarak almıştı. Onun bu saltanat tutkusunu bilen Hurrem Sultan; amacına bu duyguyu kışkırtarak gitmeye karar verdi. Dört oğlunun (Cihangir, Mehmed, Beyazıd, Selim) karşısındaki en büyük rakip olan Şehzade Mustafa'yı artık ortadan kaldırtabilirdi.

Batı'da Roxalana  ismiyle bilinen Hürrem Sultan;  bu amaçla damadı Rüstem Paşa ile işbirliği yaptı. Bunlar; 'Ordu, Şehzade Mustafa'yı istiyor!' diyerek padişahı korkuttular. Sultan Süleyman,1553'te  İran seferine çıkmıştı.  Şehzade Mustafa'yı Konya'daki ordugahına çağırttı.

Mustafa, babasının otağına girip selam verince Sultan Süleyman; 'Ah köpek, sende hala beni selamlayacak cesaret var mı?' deyip arkasını döndü. Bu işareti alan Zal Mahmud'un başkanlığındaki cellatlar  büyük çabalardan sonra Mustafa'yı yıktılar; boğdular. 39 yaşındaki bu yiğit ve sevilen şehzadenin başına gelenler çok tepki çekti. Yeniçeri ordusunun ayaklanmasından korkan Sultan Süleyman,  Rüstem Paşa'yı Veziriazam'lıktan almak zorunda kaldı. Halk; Rüstem Paşa'nın arkasından 'Domuz Çobanı!' diye küfrediyordu. Buna karşın o bir buçuk yıl sonra  geri gelecektir.

Mustafa'nın karısını Bursa'ya sürdüler ama Hurrem durmadı.  Mustafa'nın küçük bir oğlu vardı. Kocasına, 'O çocuk ileride büyür; saltanatı tehdit eder. Saltanat; dinin korunması için vardır. Bu yüzden dini korumak uğruna o çocuğu öldürmek gerekiyor.' diye fit verdi. Oraya bir vezir yolladılar; bu vezir kadını kandırıp çocuğunu boğdu; hemen kaçıp İstanbul'a geldi.

ŞEHZADE BAYAZİD DE!
Hurrem Sultan 1558'de ölünce bu kez onun oğulları arasında saltanat mücadelesi başladı. Şehzade Bayezid; Şehzade Selim ile 1559'da savaştı, yenildi; İran'a sığındı. Sultan Süleyman;  İran Şahı Tahmasb'ı tehdit etti; olmayınca büyük paralar verdi. Bu baskılara dayanamayan Şah; 1562 yılında Şehzade Bayezid'i Osmanlı tarafına teslim etti. Şehzade Selim; hemen onun kellesini kestirdi.

Şehzade Bayezid'in yanında 4 oğlu vardı. Osmanlı tarafına verilen bu dört şehzadenin başı da Sivas'ta kesildi. Cesedleri de sur dışına gömüldü.

Bayezid'in bir de küçük oğlu vardı. O'nu da anasıyla birlikte Bursa'ya sürmüşlerdi. Muhteşem Süleyman güvendiği hadımağalarından birini Bursa’ya gönderdi ve küçük torununu da boğdurdu. Cellat; çocuğun yanına vardığında; çocuk onun boynuna sarılıp kucaklamış, öpmüştü. Buna dayanamayan cellat bayılmış, ama yardımcısı gelerek o ufak yavrunun işini bitirmişti.

Böylece Sultan Süleyman'ın 5 oğlundan Mehmet hastalıktan, Cihangir ise ağabeyinin katledilmesinden duyduğu dehşetli korkudan ölmüştü. Mustafa ile Bayezid da idam edildiğinden meydan Sarı Selim veya Sarhoş Selim denilen 2. Selim'e kalmış oldu.    

'VALİDE SULTAN' OLAMADAN ÖLDÜ
Entrikalarla oğullarını tahta varis yapmayı başaran Hürrem Sultan, Valide Sultan olamadan 15 Nisan 1558'de (Sultan Süleyman'dan yaklaşık 8 yıl önce) İstanbul'da hayatını kaybetti. Hürrem Sultan'ın zehirlenerek ya da kadın hastalığı sonucu öldüğü düşünülür. Son senelerini kulunç hastalığı sebebiyle rahatsız geçiren Hürrem Sultan, son kışını Kanuni ile birlikte Edirne'de geçirmiş; rahatsızlığı artınca İstanbul'a dönmüştü. Büyük bir cenaze töreninin ardından Süleymaniye Camisi avlusuna gömüldü. Mezarı üzerine türbesi eşi Kanuni Sultan Süleyman tarafından yaptırıldı.

ÖLÜMÜ AYRI BİR ROMAN
Kanuni Sultan Süleyman 1565'te dönemin en becerikli veziri olan Sokullu Mehmet Paşa'yı veziriazam yaptı. Ertesi sene de onunla birlikte Zigatver seferine çıktı. Çünkü Akdeniz'den başarısızlık haberleri gelmiş; halk homurdanmaya başlamıştı. Sultan; bu son sefere giderken hastaydı. Nikristen acı çekiyordu. Kanuni Sultan Süleyman; kapalı araba içindeydi. Ancak şehirler geçilirken ata bindiriyorlardı. Bu sırada, Kanuni'nin atın eyerine çakılan bir tahta parçasına bağlandığı söyleniyor. Ordu Komutanı Sokullu Mehmet Paşa, padişahın hasta olduğunu belli etmemek için her şeyi yapıyordu.

Kuşatılan Zigatver kalesinin bir türlü alınamaması hasta padişahın daha da kötüleşmesine yol açmıştı. Son günü, 'Şu ocağı yanası yer daha alınmadı mı?' diye inlemişti. Ve gece yarısı ölmüştü.

Veziriazam Sokullu Mehmet Paşa padişahın öldüğü duyulur ise askerin moralinin bozulacağını düşündüğünden haberi gizledi. Öyle ki çadırda bulunan Hekimbaşı'nı bile boğdurdu. Hemen, güvendiği bir ulakla Kütahya’da vali olan Şehzade Selim'e haber yolladı.

Ertesi gün çok kuvvetli bir saldırı ile Zigatver kalesi ele geçirildi. Veziriazam Sokullu; ancak fethedildikten sonra ölüm haberini sadece vezirlere söyledi.

YERİNE TAKLİDİ GEÇİRİLDİ
Sokullu Mehmed Paşa; asker durumu öğrenirse kargaşa çıkar diye düşündü. Padişah'a çok benzeyen birisini buldurdu. Dönüşte; padişahın arabasına onu yerleştirdi. Kendisi ve diğer vezirler ara sıra arabaya yanaşıp padişahla konuşuyormuş gibi yaptılar. Sahte Süleyman da ikide bir elini örtülü pencereden çıkartıp askeri selamlar gibi yaptı.

Bu arada Şehzade Selim İstanbul'a dönmüş, cülus töreni yapılmış; sonra da gidip Eyüb Sultan'da kılıç kuşanmıştı. Peşinden de alayla yola çıkmış Belgrad'a gelmişti.

Kanuni'nin cenazesi Belgrad'a ulaştırılınca durum halka açıklandı. Burada cenaze namazı kılındı. Bir tabur eşliğinde cenaze İstanbul'a gönderildi. Padişah'ın naaşı Süleymaniye Camii yanındaki mezarına defnedildi. Burada da Hürrem ile yan yana yatıyordu artık.

Evet; Muhteşem Süleyman da ölmüştü. Diğer padişahlar gibi... Bu süreçte o kadar çok olay, o kadar çok insan var ki hangisini ele alsanız yıllarca süren diziler yapabilirsiniz...

Hiç yorum yok: