11 Ocak 2013 Cuma

Nâzım 111 yaşında!

Nâzım 111 yaşında! Nâzım’ın Sanatı, Sanatçıların Nâzım’ı Sergisi, 12 Ocak – 7 Şubat tarihleri arasında Caddebostan Kültür Merkezi Sanat Galerisi’nde ziyaret edilebilir.

Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık ve Kadıköy Belediyesi Caddebostan Kültür Merkezi Sanat Galerisi işbirliği ile düzenlenen Nâzım 111 yaşında – Nâzım’ın Sanatı, Sanatçıların Nâzım’ı Sergisi’nde Nâzım Hikmet’in sanatçı kişiliği ve eserleri ile sanatçıların Nâzım’a bakışı irdeleniyor. Sergide ayrıca hepimizin gönlünde şiirleriyle taht kurmuş olan büyük şair Nâzım Hikmet’in az bilinen ressam yönüne ve sanat dünyasında şiirleriyle olduğu kadar, resimleriyle de yeri olduğuna vurgu yapılıyor.

Sergide İbrahim Balaban, Ömer Uluç, Mehmet Güleryüz, Tankut Öktem, Mehmet Aksoy Yalçın Karayağız ve Memet Güreli’nin de aralarında bulunduğu 36 sanatçının resim ve heykelleri bulunuyor.

Sergiyle aynı adı taşıyan ve Yapı Kredi Yayınları tarafından hazırlanan sergi kataloğunda yazısı bulunan Turgay Fişekçi, Nâzım Hikmet’in resim sanatına yakınlığının kökeninde annesi Celile Hanım’ı izleyerek büyümüş olmasının yattığını belirtiyor. Nâzım Hikmet’in bir resim konusu olarak başka ressamlarca tuvallere aktarılması ise, ilkin annesi Celile Hanım’ın çalışmalarıyla başlar. Celile Hanım, oğlu Nâzım Hikmet’in epeyce portresini yapmıştır. 1930’lar Nâzım Hikmet’in şiirleri ve tartışmalarıyla ülke gündeminin baş sıralarında olduğu yıllardır. Basın ve sanat dünyasında çok sevilmekte, fotoğrafları, karikatürleri yayımlanmakta, ressam arkadaşları tarafından resimleri yapılmaktadır.

Nâzım Hikmet’i tuvallerinde en çok konu edinen ressamlardan biri İbrahim Balaban’dır. Nâzım ile Balaban Bursa cezaevinde tanışırlar. Balaban, adam öldürmekten hükümlü, yirmi yaşında, üç yıllık ilkokul mezunu bir köylüdür. Nâzım’ın resim yapmasını izleyerek resme ilgi duymuş, yine Nâzım’ın yeteneğini anlaması ve özendirmesiyle ressam olmuştur. Günümüze dek aralıksız sürdürdüğü ressamlığı boyunca, çok sayıda Nâzım portresi yanında, temalarını Nâzım şiirlerinden alan tablolar da yapmıştır.

Nâzım Hikmet’i kişisel olarak tanımamış ama yapıtlarından ve kişiliğinden etkilenerek tuvallerinde yansıtan Ömer Uluç, Sezai Özdemir, İrfan Önürmen, İrfan Okan ve Caner Karavit gibi ressamlar, Nâzım Hikmet’in hapislik, sürgün gibi hayatının trajik yanlarını konu edinip yapıtlarına taşımışlar. Günümüzün büyük heykel sanatçısı Mehmet Aksoy’un Nâzım Hikmet’i konu edindiği heykelleri de bu sergide bulunan eserler arasında yer alıyor.

Nâzım’ın esinlendirici gücü, yalnızca kendi ülkesinin insanları ya da uzun yıllar yaşadığı Sovyetler Birliği’yle sınırlı kalmadı. Japonya’dan Afrika’ya, Küba’dan Arjantin’e, güçlü bir vericinin sinyalleri gibi tüm yeryüzüne dağıldı.

Çağın büyük devrimcisi Che Guevara, 6 Temmuz 1958 günü, Meksika’da hapisteyken, ailesine yazdığı mektupta, Kübalı devrimcilere katılmaya karar verdiğini, belki de bu uğurda hayatını kaybedebileceğini açıkladıktan sonra şöyle der: “Şimdiden ölümümü bir başarısızlık olarak görmüyorum. Hatta Hikmet’in de dediği gibi, ‘Yalnız yarım kalmış bir şarkının acısını toprağa götüreceğim.’”

Hiç yorum yok: