2 Ocak 2013 Çarşamba

Reset - Nurettin Abacıoğlu

“Reset” yabancı kökenli bir sözcük. Yeniden ayarlamak; yeniden konumlamak gibi çok çeştli anlamları var. Bana göre “sıfırlamak”, diğerleri içinde anlama en yakışanının başında geliyor.
2013, zaman yolculuğunda neyi ifade eder? Öncelikle İsevidir. Yani egemen ideolojinin kutlu bir doğum günü anısına zamanı sıfırlamasıdır. Yoksa insanlığın icat ettiği ne ilk takvim çentiğidir ve ne de sonuncusu olacaktan başka. Uzun lâflara gerek yok. İnsanoğlu tarihin her çağında, kendi zaman algısını, günün ve zeminin üretim ilişkileriyle uyumlu bir “reset” şerhi ile hep ayarlayabilmiştir. Ayarları yeniden sıfıra getirmek; başlangıç yapmak; yeni bir sayfa açmak. Bu niyetin amacı, geçmişte kalanın tortusu, çöpü ve günahından “an itibariyle” kurtuluş düşü kurmak olsa gerek. Ya da öyle bir yeni başlangıç yapalım ki, yeniden bir “altın çağının” yolu döşensin isteği.
Düşünmesi becerilebilen en güzel dilekler; düşlenene gönderilen en güzel niyetler… Hepsi adeta içten ve hepsi adeta kocaman bir balon… Sorunlu olan bölüm, geçmişin tortusu, çöpü ve günahını yaratan ve omuzlarında taşıyanların, varlık ve kimliklerinde bir değişiklik olmamasına karşın bir gecelik de olsa bir arınma ve yalıtılma isteği… Olsun ne var yani bunda değil mi!..
2013 de böyle geldi. Kutlu bir müjdeyle…
Gazetenin biri “ABD uçurumdan döndü” başlığını atmış. Derin bir oh çektim ve kuşkusuz çok sevindim. Doğrusu neden sevindiğimi pek bilememekle beraber, ABD’nin düşmez kalkmaz bir Allah misali uçuruma yuvarlanmasının faturasını, hislerime tercüman, bizim ödeyeceğimize şüphe duymamam oluşturuyor. Yani ya tepetaklak uçuruma düşseydi. Yandı keten helvası misali, işte o zaman perişandık. Aklıselim galebe çaldı ve ABD’nin resesyona dayalı “mali uçuruma” düşmesi Demokrat, Cumhuriyetçi ittifakı ile önlenebildi.
Felaketin köşesinden dönünce işin aslı nedir diye merak gidermek daha kolay oluyor. Ben de oturdum inceledim. Hikaye Bay Başkan G.W. Bush’un piyasaları düzenleyici bir kurgusuna dayanıyor. Temelleri de 2001 de atılmış. Bush, yüksek yıllık kazanç ve gelire sahip kişi ve ailelerin harcamalarını özendirme veya koruma altına alan ve böylece tüketim piyasalarına güvence oluşturan bir vergi indirim rejimi ile yanısıra da kamu bütçe harcamalarında da bütün kısıtları kaldıran bir yasal düzenleme yapmış. Kısaca çok kazananın giderek artan bir vergi muafiyetine sahip olduğu; yanısıra kamu kaynaklarının da serbest piyasa kârlılığına daha çok fon aktaran bir düzenlemeye oturtulduğu bir serbest piyasa düzeni. Eh kapitalizmin temel mantığına hiç aykırı olmayan ve serbest girişimi daha ve daha fazla özendiren bildik bir kurgu.
Demokratlar, ABD’nin sosyal demokrat sol stepneleri ya… Obama her yıl giderek daha da fazla cari açık verilmesine tedbir arayışı içinde… Ne yapmak istiyor? Kamu harcamalarını kısıp, tasarrufa girmek ve yüksek gelir dilimlerindeki vatandaşlarının huzurunu bozacak olsa bile, vergi indirimlerini de ortadan kaldırmak. Tam da böyle olup, olmadığını bu portal ve gazetede yazan iktisatçı yazarlar sonra değerlendirsinler… Ben anladığımla devam etmek istiyorum…
Esasında Obama haklı gibi görünüyor. Hadiyse mazlumun yanındaymış gibi popülist tavırlı rolünü oynamaya hazırlanıyor. Hazırlıkların, yani işin kuvveden fiile geçmesinde son tarih tam da yıl sonu. Yani Obama’nın niyetine göre Ocak 2013 de ABD kamu harcamalarına kısıntı gelecek ve 11 yıllık vergi indirim planı da yürürlükten kalkacak. Amiyane deyimle “tabii ki yemezler” ve işler hemencecik farklı bir mecraya sarıveriyor…
İlk bakışta son derece doğal bir görüntü var. Kamu fonlarında tasarrufla, yeni bir birikim rejimi uygulanacak ve çok kazanandan da, bundan böyle daha çok vergi alınacak. Ancak kapitalizmde işin kerrakesi böyle olmadığından, film makaraya başka türlü sarılmaya başlanıyor. Sistemin iktisatçıları diyorlar ki, “vergiler yükselirken harcamaların azaltılması” ABD ekonomisini uçurumun içine çeker. Nasılmıy mış; “resesyon” yani negatif büyüme hızlı bir durgunluk ve işsizliğin de beraberinde azgınlaşması ile. Resesyonun kronikleşmesi de tepetaklak uçurum ve çöküş. Eh tam da Maya takviminin tutmayan kıyameti bu olsa gerek. ABD yıkıldımı, kağıttan kaplan kapitalist ekonomilerin tümüne de batma yolu açılır mı; hem de nasıl…
Sistemin iktisatçıları başka ne diyor; “…bu iki olayın aynı anda gerçekleşmesiyle bütçe açığının kısa vadede azalacağı öngörülebilir. Ancak, bir iki aylık olumlu bütçe verilerinin ardından yükselen vergilerin tüketim harcamalarını azaltacağı unutulmamalıdır. Kamunun da harcamaları kısmasıyla birlikte, ABD ekonomisinde zincirleme bir reaksiyon oluşması artık kaçınılmaz olur. Bu önce vergi gelirlerinde düşüşü tetikler; ardından büyüme hızında yavaşlama ve en sonunda da işsizlikte hızlı bir artış ve tümü ekonomiyi yer ile yeksan kılar.”
Felaket senaryosu bu olursa, bunun önünde kim durabilir ki. Tabii ki, Obama’da duramıyor. Duramayıp ne yaptığına geçmeden önce, senaryonun diğer parçalarına da bakmak gerekiyor.
Soru şu: “Mali uçurumun bedelini kim öder?”
Sistemin iktisatçıları zurnanın zırt dediği deliğe basıyor. Bilenemez bir keşifte bulunmuyorlar ve diyorlar ki, “…öncelikle ABD’deki herkes”. “…ABD Vergi Politikaları Merkezi, ‘Mali Uçurum’ gerçekleşirse Amerikan hanehalkının yüzde 90’ının vergi artırımlarından etkileneceğini öngörüyor. Ortalama bir Amerikalının vergi faturasının 2013 de 3 bin 500 $ artacağı öngörülüyor. Yıllık geliri yüksek olanlar için bu rakam daha yüksek olarak hesaplanıyor.”
Yani ABD’de böylece uçuruma yuvarlanmış sayılıyor. Sonra sıra dünyaya geliyor. Nefesler tutulsun ve dualara başlansın diye. Yarab; seni ehli İsevi kullarının yaşadığı Amerikanya memeleketinin abadının mabatla karışmasını engelle. Onların başına senin yolundan ayrıldılar diye bizi de faturası çıkacak olmadık cezalar ihsan eyleme ve falan filan… Neden mi? Sistemin iktisatçıları, “mali uçurumun” dünyayı nasıl etkileyeceği hakkında öngörülerini şöyle vaaz ediyorlar: “…Küresel ekonomide toparlanma zaten yavaşken ( lâfın diğer anlamı şu ki, kapitalizmin kârlılık krizi hiç bitmez iken) dünyanın en büyük ekonomisinin böyle bir krize girmesinin geniş çaplı bir resesyonu tetikleyebileceği vurgulanıyor”. “…Dünya Bankası’nın yaptığı senaryo çalışmasına göre, ‘Mali Uçurum’ gerçekleşirse, 2013 de dünya ekonomisi yüzde 1 küçülüyor ve küresel piyasalar da 2008 dekine benzer bir panik havasına kaçınılmaz olarak giriyor”. Tam da bu noktada ferahlatıcı bir öge olarak muhterem iktisat âlimleri 3. Dünya Savaşı olasılığından şimdilik bahsetmiyor.
Sermaye böyle ağlayınca, garibim Obama’ya, Cumhuriyetçilerle anlaşma yapmaktan başka bir şans da kalmıyor. Cumhuriyetçi fırkası ehli, kamu harcamaları azaltılmasına pek ses etmez görünüp, vergi indiriminin kaldırılmasını önleme strateji ve taktikleri güdüyor. Obama ve şerikleri ise kamu harcama kısıtının yanında zengine vergi artışlarını gündeme getirmek istiyor.
Sonra dilime bir şiir takılıyor…
Uygun olan tümce neydi, neydi derken…
Diziler peşpeşe sıralanıp, bilahere karışıyor.
“…Zira vahdeti mevcûda kail olan şeyhinin/ …Mustafaya bunu istisna ettirecek bir dersi hususiyet/ ... Bu işler duyulur da durmak olur mu?”
Hah ne nihayet işte buluyorum…
“... Mübalâğa cenk olundu.”
..!; ?; …
Bir şey olmuyor!..
Sonunda allem, kallem her iki taraf alî sermaye imtiyazları adına anlaşıp, dünyayı da kocaman bir beladan kurtarıyorlar. Nasıl mı? Kamu harcama kısıtları şimdilik yürürlüğe sokulmuyor. Diğer yandan yıllık geliri dörtyüzbin dolar olan vergi mükellefleri ile yıllık geliri dörtyüz elli bin olan ailelere vergi indirimlerinin kaldırılması da yürürlüğe girmiyor. Yani değişen bir şey olmuyor. Böylece kapitalizmin amiral gemisinde oturan ABD sermaye sınıfları, bir kez daha dediğim dedik, çaldığım düdük düzenini muhafaza etmeyi beceriyor.
Hikayem bitti ve fakat anlaşma yapılan gelir değerlerinin Türkçe çevirisini de buraya kaydetmeliyim. Yıllık gelirin 400 bin dolar olması, benim için ne anlama geliyor. Bu gelire sahip mütevazi ABD vatandaşının aylık 33 bin üç yüz otuzüç dolar veya Türkçesi ile aylık 60 bin TL kazanması anlamına denk düşüyor. Başka bir ifade ile “vay anasına çok sayın seyirciler” deyip yutkunmam gerekiyor. Bendeniz 20 yıllık üniversite profesörü olarak aldığım aylık maaş üzerinden yıllık gelirimi topladığımda, 400 bin dolarlık Amerikan vergi mükellefinin bir aylık gelirine dahi yanaşamayıp, bir de üstüne altın bin TL açık veriyorum. Ben memleketin aylıkçı iyi hallice sınıfından sayılırken, diğer vatandaşlarımın hal-i pür melalini ne düşünmek, ne de karşılaştırmak bile istemiyorum.
Anlayabildiğim bir tek konu var ki, kapitalizm eşitsizlikten başka hiçbir şey üretmiyor. Eh bunu anlıyor ve bir elin beş parmağının neden birbirine eşit olmadığını da şimdi daha iyi kavrıyorum. Anlaşılan yaratılırken kapitalizmin öngörüsüne uygun tasarlanmışız. Durum buysa hürmette kusur olmasın diye şapka çıkarmakta serbesttir efendim diyorum…
Resetli 2013, hayırlara vesile olsun…
Oturduğumuz yerden, azıcık kalkmaya ne dersiniz…

Hiç yorum yok: