18 Şubat 2013 Pazartesi

Devrim Televizyondan Yayınlanmayacak: Paris Komünü

Peter Watkins’in 2000 yapımı Paris Komünü adlı filmi, 19 yy ’da yaşanan en önemli sosyo-ekonomik bir olayı konu ediniyor. Sanayi devriminden sonra Avrupa’da dolaşan hayalet nihayet Paris’in emekçi semtlerinde burjuvazinin kâbusu olmaya başlamış ve hala güncelliğini ilk günkü gibi koruyacak bir tarihi deneyim olmuştu.1871 yılında Paris’in yoksul emekçi semtlerinde başlayan isyan dalgası Parisli emekçileri 72 gün devam edecek kısa süreli bir devrime sürükledi. Ezilenlerin tarihinde bir dönüm noktası olan bu devrim deneyimi her ne kadar kısa sürse de, arzu ve umut edilenin ütopya olmadığını gösterdi ve göstermeye devam ediyor. 1871’de başlayan Paris Komünü, savaştan yeni çıkmış yoksul, emekçi Parisliler’in kendi kendilerini yönetebilecek demokratik bir hükümet kurma mücadelelerini bunun sonrasında da devlet iktidarını al aşağı ederek onu ele geçirmelerinin örneğidir.

Kurmaca-belgesel politik bir film olmanın ötesinde farklı anlamlar taşıyan Paris Komünü, 1871’de hayatlarını kaybeden komün savaşçılarının haykırdığı “Komün toplumsal devrimdir’’ sloganı gibi, geniş oyuncu kadrosunun yer aldığı kolektif bir film. Ancak filmde her oyuncunun söyleyecek bir sözü var. Doğaçlama yönteminin kullanıldığı filmde kamera sürekli oyuncuların yüzlerine ve sözlerine odaklanıyor. 13 günde çekimleri tamamlan Paris Komünü yaklaşık 200 kişinin rol aldığı bir film. Paris Komünü yer yer film olmaktan çıkıp savaş haberi görüntülerine dönüşebiliyor. Kimi sahnelerde ise uzun soluklu tartışmaların yaşandığı bölümlerle o günün koşullarına gerçekçi bir yolculuk yapılıyor. Dükkânların yağmalanması, kadın sorunu ve kadınların savaşın nerede oldukları sorusu, bürokratik eğilimlerin Komün’e verdiği zarar bazı sahnelerde çok uzun bir şekilde seyirciyi de dâhil edecek şekilde geniş bir tartışma kolektifine dönüşüyor. Klasik sinema anlatımı ve politik sinema dilinin aksine seyirciye en başından izleyeceği şeyin bir canlandırma belgesel olduğu haberi veriliyor. Filmin başında kendilerini tanıtan Komün TV muhabirleri altı saat boyunca kameralarını komünün 72 günlük mücadelesine çeviriyor.

Filmin bizim için en önemli başarısı, komünün tarihsel gerçekliğini ve bağlarını bugüne taşıması ya da birleştirmesidir. 130 yıl önce Paris’te emekçilerin barikat başlarında, duvar diplerinde, cephede bedenlerini ölüme yatırdıkları özgürlük, eşitlik ve demokrasi talepleri bugünde güncelliğini koruyor. Barikat başında, tartışma ortamlarında mikrofona konuşan oyuncular, bir anda rol yapmaktan çıkıp kendi fikirlerini beyan etmeye başlıyorlar. Göçmen sorunları, yoksulluk, barınma hakkı, işsizlik, eğitim sorunu ve hakkı konusunda bir dizi sorunun devam ettiğini söyleyerek tarihi geçmişe ve bugünün egemenlerine yoğun bir taarruz başlatıyorlar. 

Oyunculardan biri “Eskiden düşman tekti ama şimdi düşman artık her yerde TV, İnternet, basın, tüketim kültürü bunlar hep düşmanlarımız’’ diyor.

Başka bir oyuncu “Şimdi 2000’li yıllardayız ama şimdide aynı durum olsa yine barikat başlarında savaşırım’’ demeye başlıyor. Filmin bu anlamdaki başarısı iki yönlü ele alınabilir. Birinci önemi oyuncuların ve filme emeğini veren herkesin kısa sürede büyük bir değişim geçirmeleri. Öyle ki oyuncular arasında bugüne yönelik tartışmaları izleyince kendinizi adeta hararetli tartışmanın içinde buluyorsunuz. Devrimin yöntemi, üçüncü dünya ülkelerin sorunları, kadın sorunu, sivil toplum örgütlerinin devrim içindeki rolü, silahlı ya da reformist mücadele, ileri kapitalist ülkelerde devrimin karakteri vb. tartışmalar bir anda başlayıveriyor. Tartışmalar bazen yarım saati geçiyor. Komün’ün bugünün sosyo-ekonomik-kültürel sorunlarıyla kurduğu organik bağ filmi tarihin geçmişine, nostaljisine gömülüp kalmasına engel oluyor.

Din, Eğitim, Basın
Filmde üzerinde durulan başlıca üç mesele var; bunlar din, eğitim, basın yayın organları ya da kitle iletişim araçlarının manipülasyon gücü. Komün kiliseye bağlı okulları tasfiye ederek devlet okulları açmaya başlıyor. Kilisenin çocuklar üzerinde geliştirdiği itaatkâr, pasifist söylemleri bertaraf etmek için eğitim alanında yenilikçi bir yöntem deniyorlar ve başarılı oluyorlar.  Filmin sonunda, komün hakkında hiçbir şey bilmeyen çocuklar (çünkü kilise çok kapalı bir eğitim yapıyordu, çocuklar hiçbir şeyden haberdar değildi) barikat başlarında savaşarak komünü sonuna kadar savunuyorlar.

Kilisenin rahip ve rahibeler aracılığı ile yaptığı yardımlar yoksullar için adeta sadaka kültürü oluşturuyordu. Suya sabuna dokunmayan pasifist bireylerin oluşmasına zemin hazırlıyordu. Kilise tüm bunları yaparken aynı zamanda Komün’ün yaptıklarını onaylamayan konuşmalar yapıyordu. Adam öldürmenin kan dökmenin dinde yeri yoktur söylemleri rahiplerin her vaaz verişinde tekrarlanıyordu. Aslına bakarsak bugünde bu söylemler her seferinde tekrarlanıyor. Filmdeki bu yaklaşım o güne has bir değerlendirmenin dışında bugüne yönelik bir eleştiriyi de gündeme getiriyor. Dinin ya da dine bağlı politikalar, ezilenlerin politikaları ve mücadelelerin karşısında kendini ortaya koymuştur ve koymaya devam ediyor.

Filmin bugünle kurduğu bağın en güçlü olanı ise kitle iletişim araçlarının kullanımı ile ilgili sorun. Filmin başında Komün TV, Versay Ulusal TV’ye karşı alternatif yayın yapmaya başlıyor. Kısıtlı olanaklarla komün alanından haberler vermeye çalışan Komün TV, kitle iletişim araçlarının manipülasyon gücünün ne denli etkili olduğunu göstermeye çalışıyor. Filmin bitimine kadar her iki kanaldan da haber yayınları gösteriliyor. Devlet kanalı olan Versay Ulusal TV olayları çarpıtarak, yalan haberler yaparak Komün’ün meşrutiyetini kırmaya çalışıyor. Haber programlarına şimdi de yapıldığı gibi uzman konuklar davet edilerek durum analizi yapılıyor.

Barikat sahnelerinin birinde, kadın oyunculardan biri kameranın artık kendilerini çekmemesini savaşa dahil olmalarını söylüyor ve ekliyor; “Asıl düşman sizlersiniz! Kameranın arkasında durmak yetmez! Buraya gelmelisiniz bizimle beraber savaşmalısınız!” çağrısını yapıyor. Bir başka erkek oyuncu ise Fransa’da büyük kitle iletişim araçlarının üç kişinin elinde bulunduğunu söyleyerek, asıl savaşmamız gereken düşmanlar bunlar diyor.

Ellerinde eskiden top, tüfek bomba bulunduran burjuvazi şimdilerde ise bu araçların yanına Tv, İnternet, Gazete, çeşitli kitle iletişim araçlarını ekledi. Filmin altını çizmek istediği temel sorun burada ortaya çıkıyor. Hem geçmiş ile bugünün karşılaştırmasını yapıyor hem de bugünün Avrupa’sında ve Üçüncü Dünya Ülkeleri’nde devrimin karakteri ve yönü üzerine düşünmemizi sağlıyor. “Düşman artık her yerde” sözü durumun özünü açıklamaya yetiyor aslında.

Paris Komünü, yalnızca bir bellek araştırması değil. Tek başına dram belgesel, ya da tarihçi bir belgesel örneği de değil. Film bize sinemanın olanaklarını kullandığımızda ne kadar etkileyici bir mücadele alanı oluşturacağımızı gösteriyor. Etkileyici estetik biçemiyle, tarihi savaş filmlerinin yarattığı duygusal ve fiziksel etkiden daha fazlasını yapıyor. Ezilenlerin tarihsel deneyimlerini, bugünün dünyasına ders olsun diye sunuyor. Bugünün devrimci sıçrayışları, öfkeleri, devrim girişimleri Komün’ün ve Komüncülerin tarihi cüretinden feyiz alıyorlar. Marks’ın da dediği gibi “Komünün varlığında somutlanan devrimci ilkeler bugün de, neredeyse tüm yönleriyle önemini koruyor.’’

—     sinemasaldunya.com

Hiç yorum yok: