17 Şubat 2013 Pazar

Fransızların orak çekici var mıydı? / Selami İnce

Fransız Komünist Partisi’nin (PCF) 800 delegeyle 7 – 10 Şubat tarihleri arasında topladığı 36. Kongresi Türkiye’ye her nedense sadece “amblemindeki orak çekici attılar, sosyal demokratlaşmaya doğru gidiyorlar”  gibi bir sol magazinleşmeyle yansıdı. Bu bir cümlelik haberde iki yanlış var: Birincisi, PCF, parti amblemindeki orak çekiç sembolünü atmadı, çünkü zaten parti ambleminde orak çekiç sembolü yoktu. İkinci yanlış ise, PCF’nin sosyal demokratlaşma tehlikesi içinde olduğu saptaması ya da analiziyle ilgili. Hayır, bu da doğru değil. PCP, kongre kararları arasında sosyal demokrat Hollande rejiminin seçimlerden önce verdiği sözleri tutması için hükümete daha fazla baskı yapma kararı var. Yani bırakın PCF’nin sosyal demokratlaşmasını PCF, bu zamana kadar sosyal demokrat hükümete verdiği desteği bundan sonra keseceğini ya da şarta bağlayacağını kongre kararı haline getirdi.  Aslında zaten senatoda Komünistler Hollande’ı sadece “sol” programlarda destekliyor ve “desteklediğini” söylemek de çok kolay değil.

ÖNCE ORAK ÇEKİÇ MESELESİ
Peki, nereden çıktı bu “orak çekiç”  ve “sosyal demokratlaşma” eğilimi meselesi. Bizim BirGün’de bile yer alan bu haberler tamamen mi yersiz, bir dedikodudan mı ibaret? Ya da bu sembol meselesi çok mu önemli?  Bu sembol değişimi haberlerinin yayınlanmış olması tamamen yersiz değil elbette. Ama “yanlış anlaşılma”lardan ibaret bir durum da var ortada.

Önce “orak çekiç” meselesi: Fransız Komünist Partisi, (Parti Communiste Français -PCF) Avrupa’da Sovyetler Birliği çizgisinden en son ayrılan komünist partilerden biriydi ve uzun süre ambleminde taşıdığı orak çekici, sessiz sedasız terk etmişti. Parti yine uzun süredir ambleminde kırmızı zemin üzerinde sadece beyaz PCF harflerinden ve partinin adının yazılışından oluşan amblemi kullanıyor. Ancak, parti nedense, parti üyelik kartlarındaki orak çekiçli ambleme dokunmamıştı. Bu kongrede değiştirilen partinin amblemi değil, işte bu parti üyelik kartları üzerinde hala duran orak çekiçlerin yok edilmesiydi.

1920’de kurulan Fransız Komünist Partisi, üyelik kartlarını “yenileyerek” aslında sembolik bir değişiklik de yapmaya karar vermiş oluyordu. Bu değişiklik ama, partinin sosyal demokratlaştırılmasından daha çok  “gençleştirilmesine” yönelik bir eğilim taşıyor.

AVRUPANIN EN GÜÇLÜ KOMÜNİST PARTİSİ
Hala Avrupa’nın en güçlü komünist partisi olma unvanını taşıyan Fransız Komünist Partisi, kendi rakamlarına göre, 130 bin üyeye sahip ve yine partinin kendi rakamlarına göre bu üyelerin yaş ortalaması 50’nin üzerinde. Buna rağmen Fransız Komünist Partisi son bir yılda 20 bin yeni üye kazandığını ve bu üyelerin hemen hepsinin de gençlerden oluştuğunu açıkladı. Yine Fransız Komünist Partisi’nin Avrupa’nın hiçbir ülkesinde olmadığı gibi, çok sayıda senatörü, ulusal ve Avrupa parlamentosu milletvekili, yüz kadar belediye başkanı ve yüzlerce belediye meclis üyesi var. İşte bu sembolik gençleşme ve yenilenme girişimi aslında bu gücü bir arada tutabilmekten ve rakiplere kaptırmamaktan geçiyor.

Fransız Komünist Partisi’nin iki büyük rakibi var. Birincisi, “sol sosyal demokrat” bir program izleyen soysal demokrat Hollande hükümeti. Hollande’ın seçilmesinde sağ cepheye karşı solun önemli bir kesimi gibi Fransız Komünist Partisi de destek vermişti. Ama Hollande da verdiği sözlerin önemli bir kısmını tutmaya çalışma eğiliminde gibi görününce Komünistlerin çıtayı yükseltmesi gerekiyor. Daha fazla radikal taleplerle Hollande’ı sıkıştıran Komünistler bu sefer, hükümetten “üstümüze çok geliyorsunuz, biz de sizinle işbirliğini, diyalogu keseriz” tehdidi alıyor. Komünist Partisi’nin tarihsel belleğinde,  sosyal demokrat François Mitterrand’ın sol hükümet politikaları neticesinde Komünistlerin zayıflamaya başladığı bilgisi hala taze. 

KARDEŞ SOL PARTİ RAKİP
Fransız Komünist Partisi’nin ikinci büyük rakibi ise, kardeş parti Parti de Gauche (Sol Parti). Partinin genel başkanlığını eski sol kanat sosyal demokrat Jean-Luc Mélenchon yapıyor ve Mélenchon, 2012 devlet başkanlığı ilk tur seçimlerinde sol cephenin adayı olarak yüzde 12 oy almayı başardı. İkinci turda sol cephe de François Hollande’ı destekledi. Parti de Gauche (Sol Parti), Fransa’da sol sosyal demokratlarla Marksistlerin birlikte oluşturduğu, neoliberal sosyal demokrasiye karşı sol sosyal demokratlarla sosyalistlerin birliğini savunan bir platform ve aslında Fransız Komünist Partisi’nden özünde çok farklı bir siyasi yönelim ve programa sahip değil.

Parti de Gauche (Sol Parti), benzer partilerin oluşturduğu ve Avrupa’da benzer partileri bir çatı altında toplayan Avrupa Solu platformuna da üye. Daha da ilginci, geçen seçimde sol cephenin devlet başkanı adayı olan Jean-Luc Mélenchon, Komünist Partisi’nin de desteğini aldı. Daha doğrusu Sol Cephe’nin en büyük bileşenlerinden biri Fransız Komünist Partisiydi. İşin daha da garip yanı, bu kongrede de bütün delegelerin oyuyla tekrar genel başkan seçilen  Pierre Laurent, aynı zamanda Parti de Gauche’un (Sol Parti) üye olduğu Avrupa Solu’nun da genel başkanı.

Yani Parti de Gauche ile Fransız Komünist Partisi arasındaki fark nerden bakarsanız bakın artık anlaşılmaz hale gelmiş ve işin garip yanı zaten bu iki parti hem bütün platformlarda birlikte hareket ediyor hem de organik ilişki içinde de. Elbette her iki parti de Avrupa Solu’na üye ve Avrupa Parlamentosu’nda da toplam üç üyeyle aynı grupta temsil ediliyorlar. Popüler Luc Mélenchon ve partisi Sol Parti, Komünist parti’nin özellikle genç tabanına sempatik geliyor. Ama bu ekip daha önce sosyal demokrat hareket içindeyken de popüler olduğu için Komünist Parti tabanı şimdilik bu ekibe uzak duruyor. Kaldı ki, Sol parti popüler olsa da Mélenchon’un mitinglerine yüz binler katılsa da Komünist Parti örgüt olarak hala çok daha güçlü. Örneğin Sol Parti’nin parlamentoda sadece bir milletvekili varken, komünistlerin 15 milletvekili bulunuyor.

İŞÇİ ÇIKARMA YASAKLANSIN
Peki, başa dönelim ve “PCF’nin sosyal demokratlaşmadığı aksine PCF, bu zamana kadar sosyal demokrat hükümete verdiği desteği bundan sonra keseceğini ya da şarta bağlayacağını kongre kararı haline getirdi” tezimize bakalım.    
         
Bizzat Parti Genel Başkanı Laurent’in konuşmasında iki önemli nokta var. Birincisi, Laurent’in Avrupa Birliği eleştirisi. Şöyle diyor:  “Avrupa Birliği zenginlerin ve finans spekülatörlerinin hizmetinde olan bir makine haline gelmiştir. Bu makine kapitalist güçlü devletlerin yönetimindedir ve Avrupa’nın yoksulları her geçen gün daha da yoksullaşmaktadır. Bu makinenin tersine çevrilmesi gerekir… Biz Fransa’yı bunun için zorlayacağız…”  İkincisi ise iç politikaya dair: “Büyük işletmelerden işçi çıkarılması yasaklanmalı. Borsaya kayıtlı büyük şirketlerin çoğunda şirket zarar ettiği için değil, şirket çok kar etmediği için işçi çıkarılıyor. Ayrıca şirket kapatma zorlaştırılmalı ve her işyerinin sadece kar amaçlı işletme olmadığı, sosyal bir yapı olduğu anlayışı üretime hâkim olmalı…”
BirGün

Hiç yorum yok: