22 Mart 2013 Cuma

DHB: Kürt açılımı, barış mücadelesi ve tuzaklar

Yıllardan bu yana inkâr ve imha politikasında ısrar eden TC devleti Kürt özgürlük hareketinin direnişi karşısında istenilen sonucu elde edemedi. Bir dönem Kürtler yoktur diyen devlet ve burjuva düzen partileri, Kürt halkının direnişi karşısında Kürt gerçekliğini kabul etmek zorunda kaldılar.  Ne ki Kürt direnişi devletin yüzyıllık  inkar ve imha politikasını darbeledi ve etkisiz hale getirdi.

Gelinen durumda TC devleti kırıntılarla Kürt ulusunun direnişini ezip dağıtmak için, Kürt ulusunu kolektif haklarını kabul etmeyen, kırmızı çizgileriyle başka bir hatta devletin inkâr ve imha politikasını devam ettirmek istiyor.

Kuşku yok ki, TC devleti ve AKP hükümetinde kırıntılarla bezenmiş ve Kürt ulusunu kolektif haklarını hiçe sayan ve  Kürt direnişinin temsilcilerini barış amaçlı görüşmelerde muhatap almayan, Kürt sorunun bir biçimde çözümüne yönelten  temel unsurda, Kürt halkının ve gerillanın 30 yıldır süren olağanüstü fedakarlık dolu  mücadelesidir.

Dahası, 30 yıl önce  PKK’nin önderliğinde gerilla mücadelesi başlatılıp Kürt halkı silkinip ayağa kalkmasaydı, TC devleti ve burjuva düzen partilerinin Kürt gerçeğinden bahsetmeleri ve çözüme ilişkin her hangi bir tartışma içine girmeleri mümkün olmazdı. Kürt direnişinin güçlenerek yoluna devam etmesi olgusu, hem bölgede egemenliğini pekiştirmeyi hedefleyen ABD emperyalizmi Irakta çekildiğinde boşluğu TC devleti ile uyumlu Güney Kürdistan yönetiminin ortak davranmasını ve hem de bölge de  ABD ve AB’nin jandarması rolünü oynamaya hazır bölgede aktif rol alma isteği, TC devleti ve AKP hükümetini içte devleti hareketsiz bırakan Kürt sorununda bir biçimde çözüm arayışını koşullamıştır.

Nitekim Cumhurbaşkanı daha birkaç yıl önce, “İyi şeyler olacak” derken;

1-)“ABD’nin Irak’ı terk etme” kararından sonra Ortadoğu da İran, Suriye  başta olmak bölgede Türkiye’den beklediği görevler nedeniyle, ABD’nin Türkiye’yi destekleyeceği ve Ortadoğu da TC devletinin daha aktif rol oynaması  için önünün açılması ve Truva atı rolünü oynaması;

2-) Türkiye’nin devlet kurumlarının (Cumhurbaşkanı, Hükümet, Genelkurmay, MİT, Emniyet, yüksek bürokrasi) ve TÜSİAD, MÜSİAD, TOBB, çeşitli vakıflarda odaklanmış “ stratejik ”, “sivil” kurumların sorunun çözümünde ilk kez birleştiklerine dayanıyordu.

Cumhurbaşkanı Gül’ün, “İyi şeyler olacak” açıklamasına katılan çevrelere bakınca; doğrusu bu devletin kurumları ve egemen güç odaklarının çeşitli fraksiyonları ve onların kamuoyu oluşturma kurumları ve basında “Kürt sorununun artık çözülmesi gerekir; bunun için bir fırsat doğmuştur. Elbirliği ile bu sorun çözülmelidir” konusunda birleştikleri gözleniyordu. Öyle ki; şu anda hükümeti, İmralı  ile görüşmeye zorlayan, “Milli Birlik ve Kardeşlik Projesinin” yeniden gündemleştirilmeye iten, Kürt sorununda “Barış tartışmalarını” yeniden  gündemin ilk sırasına çıkaran,  ABD-AB emperyalistlerin bölge politikaları ve TC devletinin ekonomik-politik çıkmazları, Kürt sorunun da inkâr ve imha politikalarıyla çözmenin mümkün olmadığının görülmesi, AKP hükümetinin yerel seçimler ve Cumhurbaşkanlığı  seçimleriyle bağlı olduğunu söylemek hiçte yanlış olmayacaktır.

Elbette AKP hükümetinin  ucu açık ve yol haritası belli olmayan inisiyatifi kendi elinde bulunduran  bu “barış müzakeresine”  ABD ve AB emperyalistleri hararetle deste veriyorlar ve hatta onlarında itelemesiyle sürecin yeniden başlatıldığını söylemek hiçte yanlış olmayacaktır.

Peki, Kürt çözümüne ilişkin olarak AKP hükümet ya da devletin yetkili makamlarınca ortaya somut  plan- formül ve belli bir çerçeve ortada var mı?  Yok! Tekçilikten uzaklaşma  var mı? yok. Ama AKP hükümet adına konuşanlar; danışmanlar, akil adamlar, burjuva basın ve AKP hükümetine yakın propaganda çevreleri, bu çözümün aslında “PKK’yi kuşatıp tasfiye etmek” olduğunu açıktan söylerken, aynı zamanda da bu amaca varmak için alacakları önlemleri de üç aşağı beş yukarı şöyle sıralıyorlardı: Türkiye’nin Kürtlerin kazanmak için girişimler yapmak (eski yer adlarının geri verilmesi, Anayasa da Türk vurgusuna yer verilmeyerek anayasal vatandaşlıkta  buluşulması, geçmişi araştıran-soruşturan bir komisyonun kurulması, Kürt tutsakların bırakılmasını kapsayacak “genel af”ın çıkarılması, Belediyelerin yetki alanlarının genişletilmesi, vb.)

21 Mart Diyarbakır'da kutlanan Newroz’da PKK  önderi Öcalan’ın  mektup’u okundu ve mektupta Öcalan silahlı mücadelenin rolünü oynadığı, TC Misak-i Milli sınırları içinde vatandaşlık temelinde birlikte yaşamak için eskiden farklı olarak artık demokratik bir mevzide mücadele dönemine geçildiği, gerillalarının sınır dışına  geri çekilmesi vb. açıklamasıyla Kürt tarafı çözüm planını ortaya koyarken, Kürt sorununun asıl yaratıcısı ve yürütücüsü olan devlet ve AKP hükümetinde Kürt sorununa yol haritası belli değil ve ucu açık genel lafızlar dışında başka ortada bir şey konmuş değil.

AKP hükümeti, “hele bir PKK silah bıraksın sonrasına bakarız derken”, aslında TC devleti ve AKP hükümeti Kürt direnişin bir biçimde bazı kırıntılarla tasfiye edilmesi , “suça karışmayanların” gerillaların politik yaşama katılması ve bazı yönetici  kadrolarının Avrupa’ya sürgün edilmesi vb. gibi unsurları kapsayan bir plan olduğu belirtiliyor. Bu planın gerçekleşmesi için de bir yandan PKK’yi kuşatma (Güney Kürdistan, AB ve ABD ile birlikte davranarak) ve askeri operasyonların yoğunlaştırılması öngörülürken, öte yandan da bölgede kültürel, sosyal, ekonomik önlemler almaya bir ucundan başlamak amaçlanıyordu. Böylece bölge halkında; “iyi şeyler olacak”, “şu PKK ve eylemleri olmasa hükümet aslında bölgede iyi şeyler yapacak” düşüncesi uyandırılmak isteniyordu.

Bilindiği gibi "Bağımsız Birleşik Kürdistan" hedefi, PKK programında İmralı sürecinin ardından çıkartılarak "barış", "politik çözüm" değerlendirme ve hedefi ısrarla vurgulanan bir olguya dönüşmüş, dönüştürülmüştü.

Kuşkusuz ki söz konusu değişim rastlantısal değildi. Aksine PKK'nin bir tercihi ve İmralı’nın ardında ve dünya konjöktöründeki değişimin ardından somut politik bir yönelimdi.

PKK, bu reformist yönelimini “politik çözüm” doğrultusunda kurgulamada buldu ve yıllardan bu yana bu sorun öne çıkarıldı. Öcalan defalarca TC devletine  barış istemli talepler iletti ve bunu TC devletini krizinden çıkışta bir yol olarak önerdi. PKK liderlerinin bu önerileri ve Kürt özgürlük hareketini sağ’dan sol’a, sol’dan sağ’a savrulup durması önerileri ve ray değiştiren düşünceleri, çeşitli milliyetlerden Türkiye proletaryasının Kürt halkının ve diğer emekçi  halklarının nesnel olarak yanıltılmasına neden olduğu gibi, devrimci dostluk politikasının ve Marksizm-Leninizm ile oportünizm arasındaki; proletarya enternasyonalizmi ile ezilen ulus milliyetçiliği arasındaki kalınca kurulması gereken sınır çizgilerinin bulanmasına yol açacak ve böylece burjuvazinin ve reformizm’in değirmenine su taşımaktan öteye gitmemiştir..

Bu bağlamda sorunun birçok bakımdan ele alınması, proleter devrimci yaklaşımın vurgulanması yanlış olanın,  devrimci eleştirinin konusu yapılması gerekmekledir.

MİT tarafından Öcalan’la yürütülmeye çalışılan ve AKP hükümetinin resmi olarak üstlenmekten uzak durarak, oyalama ve tasfiye politikasının uzantısı olarak gündemleştirilen “Milli birlik ve kardeşlik projesinde” ortaya somut bir çözümün ortaya konmadığı, her şeyin devlet ve AKP hükümetinin belirlediği sınırlar içinde götürülmeye çalışılan “ barış görüşmelerinde”, her şey PKK’nin ve Kürtlerin sırtına bindirilerek, “aman ortama bozulmasın dinerek” PKK’nin hareketsiz bırakılması amaçlanıyor. 

PKK’ye “silahlara veda edin çağrısı” yapanlar Türk egemen sınıfları ve faşist diktatörlük tarafından yürütülen operasyonlara seslerini çıkartmamaları, egemen sınıfların nasıl bir barış anlayışına sahip olduklarını gösteriyor. Yani TC devleti ve AKP hükümeti hem havuç hem de ateş ve barutla, inceltilmiş haliyle inkârcılık politikasına devam ediyor. PKK ve Öcalan’ı,  Kürt ulusunun ve savaşın tarafı olarak resmi olarak muhatap almayan ve kırılgan bir çizgide oyala-tasfiye politikası izleyen  faşist diktatörlük ve AKP hükümeti,  Kürt ulusunun ulusal demokratik kolektif haklarına olumlu yanıt verme ve buradan Kürt sorununda demokratik onurlu bir çözümün yaratma yerine, Türkçü şoven-asimilasyoncu-militarist faşist  tekçi politikada ısrar ederek, kırıntılarla Kürt direnişini boğmak istiyor.

Açık ki, faşist karşı devrim “ez ve çöz”, politikasını uygulamaya devam ediyor ve edecektir de. Devletin resmi, Türkçü tekçi, ırkçı politikalara dayalı inkâr ve imha politikasında ısrar etmek, devletin resmi “ez ve çöz”, politikasının geleneksel inkar-yok sayma politikasının somut ve çarpıcı kanıtlarıdır. Devlet ve AKP hükümeti Kürt direnişinin baskılanması karşısında “kamusal alana ilişkin olmamak koşuluyla kültürel” kırıntıların verilmesi değerlendirilmesi "ez ve çöz" politikasının ifadesi olduğu gibi, Anayasal vatandaşlık hakkı demagojisiyle  hayaller pompalayıp, kırıntılarla istemleri en alt düzeyde  tutarak,  reformist hayaller yayarak, daha fazla denetim altına alarak, teşvik etmek gibi hedefleri de içermektedir.

Dahası  dinci faşist diktatörlük üzerindeki baskıları hafifletmek istiyor. Kuskusuz ki, ABD ve  Avrupalı emperyalistler Kürt halkına aşık oldukları, PKK'yi çok sevdikleri için değil, emperyalist ekonomik, siyasi, askeri çıkarları için Kürt kozunu oynamak, giderek PKK'yi dişleri, tırnakları çekilmiş uysal bir aslana çevirmek için, belli ölçülerde Kürt halkına yakın duruyorlarmış görüntüsü vermeye çalışıyorlar. Bu bağlam da  siyasi kararlar alıp Türk burjuva devletini sıkıştırmaya çalışıyorlar.

Yani PKK'nin özerklik istemlerinden vazgeçip ve devletin üniter yapısının olduğu devam etmesinde ortaklaşan,  Kürt ulusunun varlığının ve ulusal demokratik temel haklarının kabulünden ırak “barış manevrası” ve benzer politik manevraları sağlam ilkesel bir temele ve somut siyasal koşulların nesnel bir değerlendirilmesine dayanmaktan uzaktır. Buda daha işin başında PKK’nin devletle görüşmelerde  elini zayıflatıcı bir etki yaratıyor.

Bugün için PKK'nin ABD ve Avrupalı emperyalist devletlerle olan ilişkisinde esasen bağımsız politik kişiliğini yitirdiğini kuşkusuz ki ileri sürmüyoruz ve süremeyiz de. Ama onlar hakkında hayaller yayan, propaganda ve ajitasyon yapmadığını da söyleyemeyiz. Emperyalizme darbeler indiren bir hareket olmasına karşın, Kürt sorununun “barışçıl” ve “politik çözüm” için sık sık emperyalist siyasi ve askeri kurumlara, devletlere yapılan çağrılar ve beklentiler ne yazık ki ulusal kurtuluşçu Kürt devriminin önderliğini yapan PKK'ye ait bir gerçekliktir.

PKK'nin barış görüşmelerinin bir diğer gerekçesini oluşturan Öcalan’ın muhatap alındığına  gelince. Diyelim k, bu doğrudur. Fakat bu neyi değiştirir ki? Söz konusu devletin ve AKP hükümetinin  amacı ne? PKK'yi nereye yönlendirmeyi hedefliyor? Önemli olan bu soruların yanıtlanmasıdır.

Hatırlanacağı üzere Öcalan ilk yakalandığında “bana olanak sağlasın, kan dökülmeden Kürt sorununu çözme de  ben devlete hizmete hazırım demişti”, dün değil ama bugün AKP hükümeti Öcalan’ı muhatap alarak, Kürt direnişinin bitirilmesi  noktasında işe koyulmuştur.

Açık ki, bunda amaç PKK'yi devletin sınırlarını çizdiği alana çekerek, en alt düzeyde kırıntılarla reformizm ölüm çukuruna  çekmektir. Hayali beklentiler yaratarak, bilinçleri bulandırıp,  PKK'nin yurtsever kimliğini törpülemek, en az istemlerle, sınırlı tutularak işbirlikçi tekelci sermaye ve onu AKP hükümeti Kürt hareketini düzene içinde eritmek istiyor.

Kuskusuz yok ki  PKK, barış taktiği ile burjuvazi egemen sınıflar ve devlet içerisinde çelişkilerden yararlanarak, Kürdistan'daki ulusal mücadelenin belli istemlerinde  sonuç almak istiyor.  Elbette çelişkilerden yararlanıldığı ve güç toplayıp daha güçlü bir adım için  kullandığı oranda, yani  reformlar devrimin kaldırıcı olarak ele alındığı durumda,  bu taktik devrimci bir rol oynayacaktır.

Ama PKK'nin  Öcalan’la yürütülen barış görüşmeleri politikası bu gereksinime yanıt veren bir taktik olmadığı  gibi, “siyasi çözüm” yanlısı burjuva eğilimi güçlendirmek gibi, reformist-liberal bir teşvik unsurunu içerdiğinde  devrimci bir rol yerine reformculuğu güçlendiren bir rol oynayacaktır.

Yol haritası somut olarak belli olmayan aynı keza muhatabın somut olarak kimler olduğu  açık  olmayan  her fırsatta terör ve teröre karşı devlet güçlüdür  nakaratlarının tekrarlandığı kuşatma saldırısının  çok yönlü olarak sürdüğü durumda işbirlikçi tekelci sermayenin ve Amerikan emperyalizminin yeniden yapılandırılmasını programının ekonomik, politik, toplumsal, ideolojik ve askeri planda yasama geçirmenin de kararlılıkla sürdüğü bir  dönemde, gerilla güçlerinin belli bir takvim içinde, sınır dışına çekilmesinin bir gerekçesi yapılması elbette ki doğru- devrimci bir politika değildir ve olamaz da.

Öcalan ve BDP, “AKP hükümetine ve MİT’e  samimi yaklaşıyorlar, devlet olaya ciddiyetle bakıyor diyerek  barış bir şans verilmesi  gerekir”,  deniyor. Belli ki. PKK lideri, Bu yaklaşımıyla hem devlette ve hem de AKP’nin  Kürt  sorununun "siyasal çözüm" düşüncesinin etkisi altında olduğu mesajını veriyor. Haliyle bu yeni olarak adlandırılan politik yönelim doğası gereği reformist karakterdedir. PKK önderliğinin açıklamaları ve  Kürt sorununa ilişkin çözüm önerilerinde bunu görmek mümkündür.

Kuşku yok ki, PKK'nin seslendirdiği "barış" ve "siyasi çözüm" politikası reformist içeriktedir.

Bu politikanın sonucudur ki, emperyalizme ve Türk egemen sınıflarına ısrarla amacının  TC devletini yıkmak değil, demokratikleştirmektir. Cumhuriyeti yıkmak değil demokratik bir cumhuriyet olarak yenilemektir. Ülkeyi bölmek değil, Kürt kimliğinin ve haklarının tanınmasıdır. Ayrı devlet kurmak değil, anayasal güvenceye kavuşturulmuş aynı devlet çatısı altında vatandaşlık bağıyla bağlı bir çözümdür vurgusu yapılmaktadır.

Yine bu politika ve yönelimin sonucudur ki, Türk egemen sınıflarına “bu krizden sizi ancak biz kurtarırız, böylece Türk devleti bölgenin en güçlü devleti haline gelecektir” açıklama ve propagandası yapılmaktadır.

Evet, PKK, ulusal yurtsever bir partidir ve Kürt ulusal devriminin önderliğini yapmaktadır. Türkiye halklarının ve işçi sınıfının özgürlük. devrim ve sosyalizm istemlerinin  mücadelesinin temsilcisi olan devrimci ve komünistler tüm işçi emekçi kitleler önünde devrimci dostluğun, sorunluluğun  tarihi ve güncel sorumluluklarının bir parçası olarak gerçekleri olduğu gibi açıklıkla yurtsever hareketin sınıfsal ve ulusal davanın ve kavganın zararına olan olumsuz çözüm önerilerini eleştirmek- mücadele etmekle  yükümlüdür.

PKK'nin "barış", "siyasi çözüm"' söylemi ve yönelimi. O'nun ulusal yurtsever demokrat  kimliğinden,  ulusal reformist kimliğinin geliştirilip derinleştirilmesinde  ifadesini bulmaktadır. Önü alınmadığı zaman kaçınılmaz sonu FKÖ'lüleşmedir,ANC'leşmedir. Kürt halkını, Türkiye halklarının, işçi sınıfının düşmanları PKK'yi bütünüyle yurtsever devrimcilikten arınmış bir PKK olmayı dayatıyor. Kürt devrimini reformist-liberal çizgide boğarak söndürme, bazı kırıntılarla bitirmeyi amaçlıyorlar.  Emperyalizm ve yerli gericilik bu çabasında yalnız değildir. Reformist akım da bu amacında onun hizmetinde.

Bu gerçekleri görmezden gelmek, en başta Kürt halkına ve haklı ulusal savaşımında verdiği  ağır bedellerle bağdaşmaz.

Kürt ulusal devriminin (ve Türkiye devletinin) işbirlikçi egemen sınıfları krizden çıkarmak gibi, krizini bir nebzecik olsun bile Kürt ulusal ulusal mücadelesi kapitalist Türkiye düzeninin reforme edilmesiyle, işbirlikçi Türk burjuva faşist diktatörlüğünün demokratikleştirilmesiyle  (burjuva demokrasisine dayanan bir diktatörlük) asla çözülemez. Adına ister eyalet  isterse "özerklik" ya da "otonomi" vb. densin -ki  bugün tüm bunlardan geriye düşülmüştür- işbirlikçi tekelci kapitalist düzen, Türk egemen sınıflarının egemenliği ve faşist diktatörlük. Anti-emperyalist demokratik halk devrimiyle yıkılmadan ve bir emekçi cumhuriyeti kurulmadan Kürt sorunu demokratik halkçı bir zeminde çözülemez.

Silahların bırakılması ve sınır dışına çıkılmasının  ilanı  ve barış görüşmeleri çerçevesinde A. Öcalan'ın ileri sürdüğü gibi "TC'nin hükümranlığına  karşı olmayıp cumhuriyeti yeniden birlikte örgütleyelim" görüşleriyle Kürt ulusu çektiği acılardan kurtulamaz, eşit, onurlu, özgür demokratik bir barışta elde edilemez ve haliyle  zoraki bağımlılık ilhak ve işgalci  boyunduruk ortadan kaldırılamaz.   Türk burjuva cumhuriyetini Türk egemen sınıflarıyla birlikle yeniden örgütlemek görevi, işçi sınıfının, Kürt halkının emekçi yığınların görevi değildir. Baskı, zulüm ve sömür üzerinde yükselen TC devletini; yerine işçi ve emekçilerin  Sovyetler Cumhuriyetini kurmaktır.

Kürt ulusu, ezilen bağımlı statüsünden, baskıdan ancak devrimle kurtulabilir. Kürt ulusu, başta ayrı devlet kurma hakkı  olmak üzere (başta da ayrı ulusların ve dillerin eşitliği) Türkiye devriminin temel sorunlarından biridir ve genel politik özgürlükler sorununun temel, asli bir unsurudur. Politik özgürlüklerin kazanılması (bu özgürlüklerin bir bileşeni olan Kürt ulusunun ulusal özgürlüğünü kazanması) sorunu ise bir devrim sorunudur.

Her devrimin temel sorunu, iktidar sorunudur. Egemen sınıfların iktidarı yıkılmadan, egemen sınıfların iktidarının sürdüğü koşullarda Kürt devrimi “anayasal” bir kimliğin kazanılmasıyla burjuva demokratik reformcu bir çözümle sonlanırsa, bu tarihsel ve siyasal bakımdan çok önemli bir ilerlemeyi ifade etse de,  Kürt sorununu temelde çözümü olmayacak ve  sorun bir biçimde sürecektir. Olsa olsa zora ki bağımlılık ve inkâr politika ve ulusal baskı geçici olarak hafifleyerek, daha ince ve dolaylı biçimde sürecektir.

Bu çözüm ne proletaryanın ne Kürt halkının, ne de Türkiye halklarının çözümü olamaz ve olmayacaktır. Ki, Türk egemen sınıfları iyice köşeye sıkıştıklarında, devrimin Batı'ya sıçrayarak düzeni ve faşist diktatörlüğü yıkma somut tehlikesiyle karşı karşıya getirdiği koşullarda, bütünü kurtarmak için parçayı feda etme taktiğinin bir gereği olarak söz konusu çözümü benimseyebilir. Söz konusu burjuva reformist çözümler gündemleşebilir de. Ki nitekim burjuvazinin akıllı ideologları politik sözcüleri, satılık kalemşörleri, diplomasi uşakları, daha bugünden söz konusu "siyasi çözüm" politikasını geliştiriyor ve egemen sınıfları bekleyen tehlike karşısında uyarıyorlar.

Bu gerçeğin bir an olsun unutulmaması, gerekiyor. Yurtsever dostların bu gerçeği de görmesi gerekir.

Her ulusun barış içinde yaşama hakkı vardır. Tıpkı her ulusun ayrı devleti kurma hakkı olduğu gibi. Ulusların ve halkların barış içerisinde özgürce yaşama hakkı vardır. Ama odağında emperyalizmin durduğu dünya gericiliği, halkların ve ulusların bu hakkını da gasp etmiş, gasp etmeye sistemli bir biçimde devam etmektedir ve edecektir. Coğrafyamızda da barışın düşmanları emperyalistler, Türk egemen sınıfları ve burjuvazisidir. Proletarya ve temsilcisi devrimci ve komünistler,  emperyalizmin, Türk egemen sınıflarının, işbirlikçi tekelci burjuvazisinin faşist diktatörlüğünün barış düşmanlığına, barış hakkının gaspına kirli  savaşıma kendi çıkarları uğruna halkları, ulusları birbirini kırdırtmasına, haksız savaşa karşı devrim ve sosyalizm mücadelesini yükseltecek yanıt verecektir.

Devrimi, sosyalistler ve sınıf bilinçli işçiler, barış talebinin en enerjik ve en devrimci temsilcisidir. O, ütopik, reformist, dar ulusalcı akım ve eğilimlerle kendi arasında kalın bir çizgi çekerek, sömürücü inkarcı ve imhacı egemen sınıfların egemenliğine karşı, devrimci temelde bu talebe sahip çıkmaya devam edecektir.

Coğrafyamızda barış, Kürt ulusu ve Onun onurlu barış talebi ancak devrimle elde edilir? Tıpkı Kürt ulusunun ulusal özgürlüğü ve genel politik özgürlüklerin kazanım sorunu gibi bir devrim sorunudur. Anti-emperyalist demokratik devrimin zaferi sorunudur.

Yarı-sömürge geri kapitalist Türkiye düzeni sürdükçe. Kürt ulusunun adil, eşit, özgür ve onurlu bir barışı elde etmesi asla olanak değildir. Barışı kazanmak mı istiyoruz. o barış devrimle,  barış düzenin ve egemen sınıfların egemenliğinin ve faşist diktatörlüğün yıkılmasıyla kazanılacak ve bir süreçtir..

Kim tarafından önerilirse önerilsin, kim  tarafından mücadelesi verilirse verilsin, karşılıklı görüşme ve Kürt ulusunun ulusal haklarının kabul edilerek çözüme bağlanmamış, somut demokratik bir öz taşımayan "politik çözüm"le sağlanan "barış"  kalıcı barış değildir, olamazda. Kim ne derse desin düzen lan içerisinde Kürt devriminin en ileri kazanımları (örneğin: Kürt kimliğinin tanınması, tanınması siyasi çözüm" öneri ve yönelimini desteklemektedir.)

Komünistler, PKK'nin emperyalizme, faşist  gericiliğe darbe vuran mücadelesi sürdüğü sürece, onun demokratik mücadelesi yanıyla ortak düşmana karşı, ortak kavgasını yürütmede bir an bile tereddüt etmeyecektir.

Öte yandan komünistler  bu süreçte PKK ile sınıfsal farklılığını ortaya koymaktan da geri durmayacaktır. Bu bizim devrimci komünist sınıf kimliğimizin ve devrimci ittifak anlayışımızın vazgeçilmez bir gereğidir.

PKK'nin "barış" ve "siyasi çözü" mücadelesi reformcu içeriğine karşın bugün için ilerici ve geliştirici bir rol oynamaktadır. PKK'nin reformist çizgisi Onu emperyalistlerle daha fazla uzlaşmaya ve  Türk burjuvazisinin içerisinde gelişen "politik çözüm" 'çizgisine dayanarak değil,  ulusal kurtuluşçu Kürt devriminin dinamiğine dayanarak savaşı  büyütmüştür. Bu onun güçlü yanıdır.

Komünistler proletaryanın halkların, devrim ve sosyalizmin yararına olan ve  buna hizmet eden onurlu  barıştan yanadırlar. Ne olursa olsun barış realitesi kadar, düzen içi kazanımlarla bitecek bir ufuk darlığıyla yürütülecek barış stratejisine ve böyle bir stratejiye yönelim gösterilmesi, ezilen ve horlanan Kürt  kitlelerinin söz konusu talebini ve mücadelesini dışarıdan seyreden, küçümseyerek bakan bir tavır değil, bilakis talebi devrimci kitle mücadelesinin geliştirilmesinin aracı yapan bir politik-pratik hattın savaşımını yapmaktadır.

Vurgulanması gerekir ki. PKK'nin öngördüğü "barış", "siyasi çözüm" politikasının zaferi bile büyük bedeller ödemeyi, faşist diktatörlük ile sert bir savaşımı gerektiriyor. Bu olmaksızın Türk egemen sınıflarının (gerek geleneksel politik şekillenmeleri gerekse, Türkiye'nin jeopolitik öneminden kaynaklanan konumu ve emperyalist hegemonya ve rekabet mücadelesinin sertleşecek oluşu, gerekse de söz konusu burjuva reformist çözümün yol açacağı yeni devrimci imkânların olası sonuçlarından duydukları korku vb.) Kürt ulusun kolektif haklarını içeren bir  çözüme evet diyeceğini beklemek politik saflık olacaktır ve bu bakımdan da PKK gerilla güçlerini sınır dışına çekmemeli ve  onurlu barış için  gerilla güçleri yerinde kalmalı ve görüşmelerde baskı rolünü oynamalıdır.

PKK'nin "barış", "politik çözüm" yöneliminin reformist de olsa ilerici bir rol oynadığından bahsettik. Bu rol kaçınılmaz olarak barış talebini duyduğu her yerde kırmızı renk görmüş boğa gibi saldıran faşizm rahatsız edecektir. Ama aynı biçimde Kürt hareketini yeni tuzakların beklediğini ve  Osmanlı da çok olan oyuna Kürt direnişinin heba edilmemesi için devrimci ve sosyalistler olarak Kürt direnişiyle omuz omuza olurken, TC devletinin ve AKP hükümetin'in Kürt hareketini tasfiye etme planına karşı Kürt özgürlük hareketini uyarmaya ve  tehlikeli hayalci yaklaşımların eleştirisini yapmaya devam edeceğiz.

Hiç yorum yok: