11 Mart 2013 Pazartesi

Nihayet: Devrimci bir çıkış için somut bir öneri? / Servet Meskenoğlu

Şimdilerde sol/muhalif e-posta gruplarını ve sosyal medya mecralarını kasıp kavuran bir fenomen hakkında şu ana kadar derli toplu bir şeylerin yazılmamış olması şaşırtıcı. Metin galiba sosyal medya diline sıkışan hepimiz için biraz uzun.  Tarihle veya teoriyle ilgili bir şeyler okuduğumuzda belki biraz heyecanlanabiliyoruz ama böylesine metinler şimdilerde mayhoş bir tat bırakıyor: Bize güzel düşünce sistemleri veya heyecanlı çarpışmaların öyküsünü anlatıyorlar anlatmasına ama sürüp giden hayatımızla kalakalıyoruz. Ne her gün işe gitmenin monotonluğundan kurtulabiliyoruz ne de özlem duyduğumuz devrimcilik yapma isteğimizin gereğini yerine getirebiliyoruz. Hele şu muğlak ‘barış sürecinde.’ Minnacık hayatlar yaşayıp kocaman devrimcilik özlemleri altında ezilirken, Türkiye’deki ‘barış rüzgârı’ Kürt yurtseveri olmayanlar için bin bir soru ve kaygı beraberinde getirirken işte… Türkiye kökenli bu metin ortaya çıktı.

Gaipten seslerin fısıldadığı irade çağrısı…

Bunca paylaşıma ve ‘beğenmeye’ rağmen bilmeyenler için:

Metnin adı: Menkıbe
Yazarı: Meçhul!

Metnin adı biraz eski püskü bir şey çağrıştırsa da aslında bugün düzen dışı bir pozisyonda dimdik durmak için bir ‘ısrar beyanının’ kısaltmasıdır. Daha fazlasını söylemeyeceğim. Sadece bu ısrarın ‘solcu’ bir ısrar değil gayet bu ülkedeki yaşamla ilgili olan ve buram buram ajitasyon kokmayan gerekçelerle açıklandığını söylemem gerek. Devrimci gelenekte ısrar var ama bunu çok alakasız görünen hayatlarla ilişkilendirme çabası, bu geleneği oralarda yeşertmenin olanaklarına dönük bir arayış var. Broşür formatındaki bu metnin arka kapağı meseleyi özetliyor: Deniz Gezmiş ile toplumda sıkıntılı olan başka insanlar arasında bir ilişki düşünebilir miyiz? Bunun cevabını Erdal Eren üzerinden veriyor!

Menkıbe, bilişim teknolojilerin tarihini anlatarak bir giriş yapıyor ve bunu gerilla mücadeleleriyle ilişkilendiriyor, aslında ikisi üzerinden bir kapitalizm analizi yapıyor, bunu demokrasi kavramına yönelik bir eleştiri olarak formüle ediyor. Kapitalizmi direnişlerin tarihi olarak okuyor, direnişten mücadeleye geçişi savunuyor, yani bunu demeye getiriyor.

Devamında şu anda var olan başlıca örgüt ve devrimci figürleri önce bir toplumsal analize tabi kılıyor. Ne temennilerde bulunuyor ne de sola sıkışmış bir tartışma açıyor. Kaçırılmış devrimci fırsatlara acımasız bir eleştiri getiriyor. Bu akametleri sadece tercihler değil bu tercihleri mümkün kılan toplumsal dinamiklerle birlikte kavramaya çalışıyor.

Demokrasi, yani halk kavramını meta kavramı üzerinden okumaya çalışıyor. Özellikle PKK ile gelinen süreçte çok ilginç noktalara değiniyor. Sonra ezilenler, işçi sınıfı, çokluk vb. kavramların sakatlığına ve çıkmazına işaret edip toplumu meta ilişkisi üzerinden çözümlüyor. Ama buradaki meta, alınıp satılan bir maldan ibaret değildir, bunlar toplumsal ilişkilerdir. İlişki kavramını da ikiye ayırıyor, hatta açıp saçıyor. Bu doğrultuda bir tarih anlayışına varmaya çalışıyor. Bugün devrimci çıkışın temel halkasının hangi çatışmada veya çatışmalarda olduğunu tartışıyor, bir yön tayin ediyor, işaret ediyor.

Bu noktadan sonra yazar(ların) maksadı belli oluyor. Meğer tüm bu tartışma devrimci, gizli (ve anlaşılan silahlanmış) bir örgütü gerekçelendirmek ve bir örgüt modeli çizmek için yapılmış. Bu örgütün neyi nasıl yapacağı da bir hikaye şeklinde çok eğlenceli bir üslupla anlatılmış -zaten her bölüm anlamlı hikayelerle başlıyor. İşte bu gizlilik noktası önemli. Her şeyin göze ve duyulara sokulduğu bir çağda (yazar/yazarlar bunun da tartışmasını yapmış)  bu sansasyona bir itiraz var. Daha da ilginci, örgüt aslında o kadar da önemli değil. Metinde örgüt, tartışmanın merkezine oturtuluyor ama aslında devrimci mücadeledeki yeri tartışılıyor. “Öncü” hem kurtarılıyor hem de başka bir biçimde ele alınıyor…

Gelelim yazarına: Yazarı aslında metnin içindekilerle çok alakalı, zira anonim. Uzun bir araştırma yapıldığı ve ekip işi olduğu çok belli, zira çok farklı meselelere ve ilgi alanlarına değiniyor. Ama bu anonimliğin teorik/pratik bir sebebi var. Metinde önerilen devrimci örgütün karakteri öyle. Hatta metnin sonunda önerilen örgütün kurulup kurulmamış olduğu sorusu muamma kalıyor. Sanırım bu hem bir kuruluş deklarasyonu hem de böyle bir örgütün başka yerlerde kurulması için bir çağrı. Tam olarak bilemedim.

Ancak metin gerek diliyle gerek içindeki görseller ve görüntülerle hem devrimci bir coşkuya sahip hem de keyifli. Ciddiyeti elden bırakmadan bir kıs kıs gülüş, bazen kin bazen coşkuyla insanı sarmalıyor. Her şeyden önemlisi buram buram modern metropol kokan veya baştan aşağı Anadolu bezenmiş metinlerin ikilemini aşarak çok buralı (zaten metin Türkiye kökenli) ve çok bu zamanlı. Beritan’ı Michael Jackson ile birlikte bugün silahlanıp kavgaya girmek için tartışıyor. Aslında insanı çok heyecanlandırıyor ama bin bir soruyu açık bırakıyor. Herhalde bu metnin içeriği farklı çevrelerde epey bir tartışılacak. Özellikle de ‘örgütsüz’ olanlar ve ‘örgütlü görüntü altında örgütsüz’ olanlar çok ilginç bir metin.
Not: Metnin girişi benim gibi bilgisayar teknolojilerinin tarihinden zırnık anlamayanlar için biraz sıkıcı olabilir ama sabretmek lazım, asıl güzel kısımlar ondan sonra geliyor. Zaten metin baştan sona okunduğunda baştaki şeylerin anlamı da değişiyor; yazar(lar?) bunu Marx’tan öğrenmişmiş! Ben şahsen bu metni ekrandan okumamak için indirip kitapçık halinde ozalitçide çıkarıp zımbaladım, kitapçık olarak çok rahat okunuyor.
Videosuz metin: bakın...
PDF metin: şurada

Hiç yorum yok: