6 Mart 2013 Çarşamba

Tarihten bir yaprak: Stalin!

YDİ Çağrı Dergisi’nin 5 Şubat - 65. Sayısında – 2003 -  Stalin yoldaşın ölümünün 50. yıldönümünde yayınladığı makaleyi, güncelliğini koruması açısından yeniden yayınlıyoruz.

Ölümünün 60. yıldönümünde Stalin, bütün ülkelerin işçilerinin ve ezilen halkların mücadelesinde yaşıyor, yaşayacak…

5 Mart 2013, J. W. Stalin'in ölümünün 60. yıldönümü. Emperyalist burjuvazi, Stalin adını duyunca irkiliyor.

Stalin’e kin duyulmasının anlaşılır bir yönü var. Stalin demek sosyalizmin inşası demektir ve sosyalizmin inşası demek kapitalizmin yerle bir edilmesi demektir. Lenin'in öğrencisi Stalin, sosyalist inşa pratiğini bizzat yaşayan, bu inşayı fiilen yönlendiren ve teorik sonuçlar çıkartan önderdir.  Çünkü burjuva dünya sisteminin; kapitalist dünyanın parçalanmasında; ikiye bölünmesinde, devasa bir sosyalist ülkenin doğmasında Stalin'in önderlik payı tartışma götürmezdir. Sosyalizmi ortadan kaldırmak için saldıran faşizmin belini kıran Kızıl Ordu’nun başkomutanıdır Stalin. 

Stalin’e saldıran emperyalist burjuvazinin temel yöntemi yalan makinası ve tarih çarpıtıcılığıdır. Gizli servislerin laboratuvarlarında üretilen sahte belgeler ile bilinçler karartılıyor ve Stalin ile Hitler aynılaştırılıyor. Kızıl Ordunun Stalin önderliğinde verdiği tarihin en fedakâr savaşımı görmezden geliniyor. Ne yazık ki, Stalin ile Hitler’i aynı kefeye koyma işini sadece burjuvazi yapmıyor, kendilerine „Marksizm“ adını takanlarda bu koroya katılıyor. Sosyalizm düşmanlığı, Stalin'e saldırı üzerinden körükleniyor.

Stalin'i savunmak Marksizm-Leninizm'i, uluslararası komünist hareketin birliğini, onun teoriye kazandırdıklarını savunmak demektir.   Stalin'i savunmak, Marksizm-Leninizm ile anti-Marksizm; proleter dünya görüşüyle burjuva dünya görüşü arasına ilkesel bir çizgi çekmek demektir. Stalin, Marksist-Leninist teorinin pratiğidir, uygulanmasıdır. Stalin, Bolşevik parti, proletarya diktatörlüğünün, sosyalizmin inşası, uluslararası komünist hareketin birliği, sınıf dışı her türlü düşünceye karşı ilkesel tavır ve mücadele demektir. Stalin, kapitalist/emperyalist dünya karşısında sosyalizmin zaferidir. Stalin, barışın, halkların kardeşliğinin, dostça ilişkilerinin, dayanışmanın sembolüdür. Stalin, dünya burjuvazisine, sermayeye meydan okumanın ve bunu pratikte göstermenin ifadesidir.  Stalin'i savunmak demek, O'nun devrimci düşüncesini ve eylemini Marksist Leninist Komünistlerin vazgeçilmez çıkış noktası olarak kavramak demektir.

STALİN VE BURJUVAZİ 
Burjuvazi, elindeki bütün araçlarla bugün de, Stalin'i işçilerin ve emekçilerin yüreğinden ve beyninden söküp atmak için kampanyalar düzenliyor. Stalin'i, "kendi kişisel iktidarı için her şeyi yapan bir despot", "eli kanlı bir zalim" olarak gösteriyor. Hergün burjuvazinin dedikodu merkezlerinde üretilen yeni "kanıtlar" ileri sürülerek, işçi ve emekçilerin kafasına şu temel düşünce yerleştirilmeye çalışılıyor: Lenin ve Stalin'in önderliğindeki Sovyetler Birliği tarihin büyük bir kazasıydı. Aslında bu kaza hiç olmasaydı insanlık için daha iyi olurdu. Stalin'in önderliğindeki Sovyetler Birliği dünyanın gördüğü en büyük zulüm sistemiydi!

Tarih çarpıtıcıları hiç utanmadan dünyanın her yanında Hitler ile Stalin arasında özde hiç bir fark olmadığını ispatlama çabası içinde! Hatta kimileri, utanmazlıkta Hitler'i Stalin'e tercih etmeyi önerecek kadar ileri gidiyor. Bunlara göre Hitler'in de, İkinci Dünya Savaşı'nın da sorumlusu Stalin'dir. Stalin'in ölümünün 50. yıldönümü dolayısıyla emperyalist-burjuva medya, Stalin'i işçi ve emekçilerin gözünde de öldürmek amaçlı bir sürü "özel program", "özel ek" vb. ile dolu.

STALİN VE SINIF BİLİNÇLİ İŞÇİLER
Biz sınıf bilinçli işçiler burada burjuvazinin bu çamur kampanyaları karşısında bir kez daha sesimizi yükseltiyor ve haykırıyoruz: Biz sınıf bilinçli işçiler, işçi sınıfının ve ezilen bütün tutarlı devrimci güçleri Stalin konusunda burjuvazinin tam tersini düşünüyoruz: Bizim için Stalin'in adı, Sovyetler Birliği'nde sosyalist devrimin sürdürülmesi, sosyalist inşanın adıdır. Stalin'in adı, dünya halklarının Hitler faşizmine karşı zaferinin adıdır. Stalin'in adı, burjuvaziye karşı mücadelemizde elimizde keskin silah olan Marksist-Leninist teorinin geliştirilmesinin adıdır. Stalin'in adı, ezilen ulusların ulusal baskıdan kurtuluşunun, özgürlüğünün adıdır.
Burjuvazinin değişik kesimlerinin Stalin'den nefret etmesi, eşyanın doğası gereğidir.

Çünkü Stalin'in ismi, dünyayı altüst eden bir temel düşüncenin, komünizm düşüncesinin uygulanması ve bunun pratikte de mümkün olduğunun gösterilmesi ile ayrılmaz bir bütün oluşturur:

- Sömürüsüz ve sömürücüsüz bir dünya; burjuvazinin sınıf olarak iktidardan alaşağı edildiği ve yok edildiği bir dünya;

- Emeğin özgürleştirildiği, emekçilerin iktidara sahip olduğu, her şeyi belirlediği bir dünya; 

- Herkesin yeteneği ölçüsünde katkıda bulunup katkısı ölçüsünde aldığı bir dünya; 

- Halkları birbirine kırdıran burjuva milliyetçiliğinin değil, proleter enternasyonalizminin egemen olduğu bir dünya; 

- Kadın-erkek eşitliğinin sağlanmış olduğu bir dünya; 

- Kâr hırsının yok edilmiş olduğu; 

- Gerici savaşların tarihe gömülmüş olduğu bir dünya; 

- Devrimin sürekli kılındığı, sürekli devrimler sürecinde bayrağında "herkes yeteneğine göre, herkese ihtiyacına göre" yazan komünist topluma doğru ilerleyen bir dünya mümkündür.

Böyle bir dünyanın mümkün olduğunu pratikte de gösteren önder Stalin'dir. Ve burjuvazi tam da bu yüzden tabii ki ondan nefret etmektedir, edecektir.

STALİN VE SOSYALİST DEVRİM
Stalin, Rusya'da Çarlık diktatörlüğünü yıkma mücadelesinde, 1905 demokratik devrim mücadelesi içinde çelikleşti. O kendisini hep Lenin'in öğrencisi olarak kavradı ve Rusya'da 1917 Ekim Devrimi'nde zirvesine varan devrimci hareketler içinde, devrime önderlik eden Bolşevik Parti'nin en ön saflarında yer aldı. Rusya proletaryasının en önemli önderlerinden biri oldu.

Teori ve pratikte Lenin'in en tutarlı öğrencisi olduğunu Stalin, Lenin'in ölümünden sonra gösterdi. "Dünyanın altıda birinde" proletarya diktatörlüğü Stalin'in önderliğinde sağlamlaştırıldı. Sosyalizm, keskin sınıf mücadelesi şartlarında başarıyla inşa edildi. Emperyalist burjuvazinin dünyadaki bu biricik proletarya diktatörlüğü devletini yıkma emel, hayal ve girişimleri, Stalin önderliğinde boşa çıkarıldı.

Geçen yüzyılın 1920'li yılları sonlarında bütün burjuva dünyası o güne kadar görülen en büyük ekonomik kriz ve çöküntü içinde debelenirken, emperyalist ülkelerde işsizlik, yoksulluk, açlık kol gezerken ve emperyalist burjuvazi her geçen gün daha fazla demokratik maskesini bırakıp faşist iktidarlara yönelirken, Stalin önderliğindeki sosyalist Sovyetler Birliği büyük bir hızla gelişiyor; işsizlik ve kriz tanımayan sosyalist ekonomi Sovyet emekçilerine refah sağlıyor; emekçiler en geniş demokrasiyi yaşıyorlardı.

Stalin önderliğindeki Sovyetler Birliği proleter dünya devriminin kalesi, dayanağı, bütün dünyada proletarya ve halklar için umut ve çekim merkezi, bütün dünya proletaryasının sahip çıktığı "anavatanı" haline gelmişti.

STALİN VE FAŞİZME KARŞI SAVAŞ
Stalin burjuvazinin böğrüne saplanmış, kızıl bir mızraktı. Stalin bütün dünya komünist hareketinin de tartışmasız önderi haline gelmişti. Emperyalist burjuvazi İkinci Dünya Savaşı'nda Bolşevizm’in kalesi olan Sovyetler Birliği'ni yıkmak için Sovyetler Birliği'nin üzerine Nazi sürülerini saldırttı. SBKP (Bolşevik)'in, Stalin'in önderliğindeki Sovyetler Birliği halkları kahramanca bir mücadeleyle bu saldırıyı da geri püskürttüler. Sovyetler Birliği halkları bu mücadelede 20 milyondan fazla insanını feda etti. Dünyayı Hitler faşizminden kurtarmada Sovyet halkları en büyük katkıyı yaptılar. Stalin'in ismi dünya emekçilerinin beynine Nazizme / faşizme karşı direnişin ve zaferin ismi olarak kazındı. Nazizme karşı zaferin kumandanının ismi olarak kazındı. Burjuvazinin Hitler ile Stalin'in özde birliği üzerine kestiği ahkâmlar şu tarihsel gerçeğin üzerini örtemez: Hitler Nazizminin dünya hegemonyası planlarını boşa çıkaran Stalin önderliğindeki Sovyetler Birliği halkları idi. İkinci Dünya Savaşı'nın dönüm noktasının, Nazi dünya hegemonyası planlarının kırılma noktasının, Nazi imparatorluğu için sonun başlangıcının adı Stalingrad'dır. Ve bu gerçeğin üzerini isim değiştirme numaraları vb. de örtemez, örtemeyecektir! Stalin adı, Nazi yok etme kamplarının yok edilmesinin, Nazi faşizmine karşı zaferin adıdır!
Stalin 1953'de öldüğünde dünyanın her yanında milyonlarca emekçi, burjuvaziye korkuyu öğreten sevgili bir yoldaşı, proletaryanın en büyük önderlerinden birini yitirmiş olmanın acısını, üzüntüsünü, hüznünü yaşadı. Stalin'in ölümü emekçiler için yas nedeniydi. Burjuvazi için ise Stalin'in ölümü affetmez bir can düşmanından kurtulma anlamına geliyordu. Onlar için bu, sevinç kaynağıydı. Stalin öldüğünde, büyük bir bölümü emperyalistlerin egemenliğinden kurtarılmış, sosyalist ve halk demokrasili devletlerin oluşturduğu sosyalist bir kamp vardı. O, bütün dünyada komünistlere yol gösteren Marksizm-Leninizm bilimine önemli katkılar içeren eserler bırakmıştı.

STALİN'İN ÖLÜMÜ VE REVİZYONİZMİN EGEMENLİĞİ
Stalin'in ölümü ertesindeki gelişmeler, Stalin'in ölümünün büyük bir boşluk yarattığını ve İkinci Dünya Savaşı'nda Hitler faşizminin Sovyetler Birliği'ne saldırısı sırasında verdiği zararların büyüklüğünü de gösterdi. Hitler faşizmine karşı en ön saflarda dövüşen yüzbinlerce komünist kadronun yitirilmiş olmasının yarattığı boşluk acıyla duyumsandı.

Stalin'in ölümü ertesinde, revizyonizm zehrinin gerek SBKP'nin, gerekse de Dünya Komünist Hareketi'nin saflarında ne ölçüde yaygınlaşmış olduğu, ne ölçüde tahribat yapmış olduğu da görüldü. Bu tahribatta kuşkusuz Marksist-Leninistlerin hataları da revizyonistlerin işini kolaylaştırdı. Revizyonizmin önündeki en büyük engellerden biri konumunda olan Stalin'in ölmesi revizyonizmin işini kolaylaştırdı.

Stalin'in ölümünden sonra Kruşçef çevresindeki yönetici revizyonist klik, önce Stalin'e açıkça ve cepheden saldırmadan, tedricen revizyonist çizgilerini SBKP içinde egemen hale getirmeyi başardılar. 1956'da yapılan SBKP 20. Parti Kongresi, Kruşçef tarafından temsil edilen yeni burjuvazinin iktidarı bütünüyle ele geçirdiği ve Stalin'in öğretilerine taban tabana zıt bir çizgiyi egemen kılıp sosyalizm yolunu terk ettiği bir dönüm noktası oldu.

Revizyonist çizgi utanmazca "Lenin'e geri dönüş", "Marksizm-Leninizm'in somut şartlara yaratıcı bir biçimde uygulanması" vb. olarak lanse edildi. Gerçekte olan Marksizm-Leninizm'den açık bir uzaklaşmaydı. 1956'da 20. Parti Kongresi'nde seçilen Merkez Komitesi adına, seçilmiş delegelere ve konuklara sunduğu bir "Gizli Rapor" üzerinden Kruşçef, Stalin'in şahsına karşı da genel saldırıyı başlattı. Marksizm-Leninizm'den uzaklaşanın Stalin'in şahsını da karşısına alması doğaldı. Fakat Kruşçef revizyonisti bunu, Stalin'in gerek Sovyetler Birliği'nde gerekse bütün dünyada işçi ve emekçiler arasındaki büyük saygınlığından korktuğu için, 1956'da açıkça yapamıyor, ancak "Gizli Rapor"larla, emperyalist burjuvaziye hangi saflarda olduğunun mesajlarını iletiyordu.

KİŞİYE TAPMA VE STALİN
Stalin'in şahsına karşı yürütülen saldırı "kişiye tapmaya karşı mücadele" maskesi altına gizleniyordu. Gerçekten de Sovyetler Birliği'nde, Stalin'in şahsında gelişmiş olan bir "kişiye tapma" olayı vardı. Stalin'e emekçi yığınların duyduğu sevgi ve hayranlık; Stalin'in kitleler içinde kazandığı haklı otoritesi, yer yer -ve çoğu zaman da kendilerini gizleyen revizyonistlerin marifetiyle- ona tapınmaya varan boyutlara vardırılmıştı. Kruşçef revizyonizmi Stalin'in şahsına yönelen saldırılarını güya buna karşı mücadele adı altında yürüttü. Gerçekte yapmak istedikleri sosyalist pratikteki kimi yanlışları düzeltmek vs. değil, Stalin'in şahsı ve adıyla kopmaz bir biçimde bağlanmış olan Marksist-Leninist çizgiyi tasfiye etmekti. 1956'da ancak "gizli rapor"larla dar bir çevreye açılan Stalin'e saldırılar, revizyonistler çizgilerini SBKP içinde ve Dünya Komünist Hareketi içinde de egemen kıldıktan sonra, SBKP içinde Marksist-Leninist çizgide direnmeye çalışanlar tasfiye edildikten sonra, 1961'de kamuya da açıldı. Bu aslında artık revizyonist yozlaşmanın geriye dönülmez bir noktaya gelişip olgunlaştığının işareti olan yeni bir dönüm noktasıydı.

DÜNYA KOMÜNİST HAREKETİ'NDE PARÇALANMA:
Dünya Komünist Hareketi SBKP'nin yozlaşmasıyla çok ağır bir yara aldı. Dünya Komünist Hareketi içindeki partilerin önemli bir bölümünde revizyonist ur zaten daha Stalin ölmeden oldukça gelişmişti. SBKP'nin yozlaşmasıyla bu partiler bütünüyle revizyonist saflara geçtiler. Bir çok başka partide yöneticilerin önemli bir bölümünün ise kendilerini gizleyen revizyonistler olduğu, SBKP 20. Parti Kongresi ertesinde görüldü. Bunlar maskelerini çıkarıp attılar. Arkalarında ne de olsa şimdi "büyük ağabey" parti SBKP'nin "yanılmaz otoritesi" vardı.

Yönetim kademelerinde hâlâ kimi Marksist-Leninist kadroların revizyonist çizgiye direndiği kimi partilerde ise, -bir çok halde Kruşçef revizyonistlerinin doğrudan direktifleri ve yardımlarıyla- tasfiyeler yaşandı. Bunlar da revizyonist saflarda yerini aldı.

Sonuçta Dünya Komünist Hareketi içinde açık revizyonist çizgiye karşı direnen bir avuç parti kaldı. Bunların başında ÇKP ve AEP geliyordu. Ancak bu partiler de, modern revizyonist çizginin kimi önerilerini doğru olarak kabul ediyordu. Kendileri de kimi revizyonist hata ve sapmalara sahipti. Bu partilerin ve bu partiler etrafında şekillenen yeni Dünya Komünist Hareketi'nin modern revizyonist çizgiden kopma işi zamanında gerekli ve yeterli bir derinlikte başarılamadı.

SONUÇ: SSCB'NİN ADI BİLE KALMADI
Bütün bu gelişmelerin sonuçlarını yaşadık, yaşıyoruz:

Modern revizyonizm, bürokrat devlet kapitalizminin sosyalizm maskeli ideoloji ve siyaseti, Sovyetler Birliği'ni ve onun etrafındaki Doğu Bloğu ülkelerini önce sosyal emperyalizme sonra da iflasa sürükledi. 1980'li yıllarda bu ülkelerde sosyalizmden geri kalan tek şey sosyalizm ismiydi. Sonunda o da bırakıldı. Bugün Lenin-Stalin'in SSCB'sinin adı bile yok artık. Bir zamanların yöneticilerinden oluşan "Nomenklatura"sı bugünün burjuvazisi.

Emperyalizm revizyonizmin bu çöküşünü, sosyalizmin bağrında ortaya çıkan egemenliği ele geçiren yeni burjuvazinin, maskeyi atıp açıkça emperyalist saflara geçmesini, kapitalizmin komünizme karşı kazandığı nihai zafer olarak sundu, sunuyor! Gerçekte yenilen, teslim alınan komünizm değil, revizyonizmdi. O mantıki sonucuna vardı.

Kendilerini modern revizyonizmin alternatifi olarak gören kimi sosyalist ülkelerde de süreç içinde revizyonist çizgiler egemen hale geldi. Bir zamanların kızıl Arnavutluk'u bugün batılı emperyalistlerin bir yarı-sömürgesi konumundadır. Bir zamanların Mao Zedung önderliğindeki kızıl Çin ise, bugün kapitalist bölgesel bir güç olarak gözünü emperyalist büyük güçlerin arasında yer almaya dikmiş durumda.

Kendilerini hâlâ sosyalist olarak adlandıran Küba, Kuzey Kore'nin de adı dışında sosyalizmle bir ilgileri yoktur. Yani emperyalizmin uzantısı olan revizyonistlerin de marifetiyle, emperyalist dünya sistemi kendisine karşı yönelmiş olan en büyük tehditi, sosyalizmin başarılarını görünürde sıfırlayarak şimdilik bertaraf etmiş ve tüm dünyayı yeniden egemenliği altına almış durumda. Lenin-Stalin önderliğinde muazzam bir güce ulaşmış olan Dünya Komünist Hareketi, bugün en zayıf dönemlerinden birini yaşıyor.

GÖRÜNTÜ VE GERÇEKLER
Emperyalizm her zamankinden güçlü ve yenilmez görünüyor.

Görüntü böyle. Bir de ama yaşamın çıplak gerçekleri var: Bu yenilmez görünen emperyalizmin iç çelişmeleri sürüyor ve giderek sertleşiyor.

Bir yandan büyük insanlık için yoksulluk, açlık, sefalet büyüyor, dayanılmaz boyutlara erişiyor. Diğer yandan ise küçük asalak bir azınlık için zenginlik muazzam ölçülere varıyor.

Bir yandan enternasyonal sermaye ulusal sınırları yıkıyor, diğer yandan fakat milliyetçilik, ırkçılık görülmemiş boyutlara varıyor. Bir yandan bütünleşme, entegrasyon vb. laflardan geçilmiyor, diğer yandan emperyalist büyüt güçler arasındaki dalaşlar sertleşiyor. Gündemde olan Irak'a karşı emperyalist savaş bunu açıkça gösteriyor. Kapitalizm azami kâr hırslı haydutluklarında insanların yaşama temellerini yok ediyor.

Dünyanın önünde hiç bir zaman olmadığı kadar net iki yol, iki alternatif duruyor:

YA SOSYALİZM; YA BARBARLIK İÇİNDE ÇÖKÜŞ!
Emperyalizm her zamankinden daha kesin bir biçimde bütün ülkelerin işçileri ve ezilen halkları eyleme, ayaklanmaya itiyor! Bu isyan, bu eylem er geç gelecektir! Marksizm-Leninizm öğretiyor ve diyalektik ve tarihi materyalizm gösteriyor ki, hiç bir şey olduğu gibi kalmaz! Her şey değişir, değişecektir! Marksizm-Leninizm bilimi, bize bu değişikliğin yolunu, dünyanın nasıl değiştirileceğini de gösteriyor. Stalin'in önderliğinde Sovyetler Birliği'nde Sosyalizmin inşası deneyimi, başka bir dünyanın mümkün olduğunu; kapitalizmin reforme edildiği bir başka dünya değil, kapitalizmsiz bir dünya, sosyalist, komünist bir dünyanın mümkün olduğunu gösteriyor.

Sınıf bilinçli işçiler, bugün dünyayı değiştirme mücadelesinin, proleter dünya devrimi savaşımının önünde muazzam görevler durduğunun bilincindedir. Bunlar zor ve fakat çözülebilir görevlerdir. Bu görevlerin çözümünde Stalin'in öğretileri, onun proleter dünya devrimine katkıları sınıf bilinçli işçiler için yol gösterici ve ışık tutucu silahlardır.

Bu bilinçle Stalin'in ölümünün 50. yıldönümünde sınıf bilinçli işçilere sesleniyoruz:

Stalin'in gösterdiği yolda ileri!
Stalin'den öğrenmek yenmeyi öğrenmektir!

Hiç yorum yok: