13 Nisan 2013 Cumartesi

“Margaret Thatcher’ın suç mirası” / Finian Cunnıngham

İngiliz emperyalizminin köhne, kanlı ve soğuk yüzü, “Karanlıklar Prensesi” Thatcher için bir “uğurlama” yazısı…

Eski İngiliz başbakanı Margaret Thatcher’ın ölümünden saatler sonra, tarih kitapları yeniden yazılıyor ve Demir Lady’nin azize ilan edilmesi yolunda ilerliyoruz.  

Şimdiki İngiliz başbakanı David Cameron, Lady Thatcher’ı “Britanya’yı kurtardığı” için ve sömürgeci gücü “yeniden büyük” kıldığı için övdü.

Fransız ve Alman liderleri François Hollande ile Angela Merkel’den övgüler dökülürken, ABD Başkanı Barack Obama, Amerika’nın “özel bir dostunu” kaybettiğini söyledi.

Eski Amerikan Dışişleri Bakanı Henry Kissinger ve eski Rus lideri Mihail Gorbaçov da “tarihi bir dünya kişiliğinin” kaybı nedeniyle üzüntülerini ifade etti. Polonya eski cumhurbaşkanı Lech Walesa ise Margaret Thatcher’ı, Sovyetler Birliği ve komünizmin sonunu getirmesi nedeniyle övdü.

Pek çok savaş suçlusundan böylesi müfrit övgülerin gelmesi beklenebilir. Fakat bu, tarihin nasıl da muzafferler ve yüksek ofislerdeki suçlular tarafından yazıldığını da gösteriyor. Obama, Cameron, Hollande ve Merkel’in hepsi, başka yerlerin yanı sıra İran, Irak, Afganistan, Libya, Suriye, Pakistan, Somali ve Mali’deki savaş suçları nedeniyle yargılanmalıdır. Kissinger, Vietnam Savaşı adı verilen ve Vietnam, Laos ve Kamboçya’da üç milyon insanın yok edildiği Güneydoğu Asya’daki savaştaki ABD soykırımındaki rolü nedeniyle kırk yılı aşkın zamandır adaletten yakayı kurtardı.

Britanya devleti, bu hafta 87 yaşında ölen Thatcher için eksiksiz bir askeri tören düzenleyecek. Övgüler, anma konuşmaları, çelenkler ve seremoniler, modern zamanların en acımasız ve suçlu siyasi figürlerinden biriyle suç ortaklığını kendi kendine ortaya koyuyor.

İşte burada, Thatcher’ın mirasının tarihi yazılı 
Thatcher, 1982 yılında Malvinas [daha bilinen adıyla Falkland – Ç.N.] Adaları’na savaş açmak için Rupert Murdoch’un iğrenç medya imparatorluğunun en gerici unsurlarıyla işbirliği yapmasıyla hatırlanacaktır.  Bu savaş yüzlerce kişinin ölümüne neden olmuş ve Arjantin savaş gemisi Belgrano’nun bir İngiliz denizaltısı tarafından keyfi olarak batırılmasını getirmişti.

Thatcher, Britanya’nın Malvinas’lardaki süregiden sömürgeci varlığı hakkında Arjantin’le müzakere yürütmek yerine savaş ilan etmek yoluyla, ülkesindeki azalan halk desteğini kurtardı ve döktüğü kan, onun Downing Street’te ikinci döneme taşınmasına yardım etti. Bugün birçok Batı liderinin övdüğü siyasi “büyüklüğü”, bu nedenle kısmen Arjantinli ve İngiliz askerlerinin canı ve Güney Atlantik’te süregiden bir çatışma kaynağı bırakılmasının ürünüydü.

Thatcher’ın savaş ilan ettiği sadece yabancılar değildi. Özelleştirme, deregülasyon, dizginsiz mali kapitalizm, sıradan çalışan nüfustan toplanan vergi ödülleriyle zenginlerin beslenmesi üzerine kurulu aldatıcı ekonomi politikalarıyla Thatcher, İngiliz halkının kendisine karşı savaş ilan etti. Meşhur bir şekilde “toplum diye bir şeyin olmadığını” ilan etti ve zenginler ve yoksullar arasındaki uçurumun patlamasını ve İngiltere’de sosyal koşulların yıkılmasını izledi. Bu miras arka arkaya gelen Muhafazakâr Parti ve İşçi Partisi hükümetleri tarafından büyütüldü ve bugün – Thatcher’ın istifa etmesinden yirmi yılı aşkın zaman sonra – İngiltere’de sosyal erimenin merkezinde bulunuyor. Gülünç bir şekilde, Thatcher’ın çırağı David Cameron, onun Britanya’yı “kurtardığını” iddia ediyor. Gerçeklik, Thatcher’ın İngiliz kapitalizminin ve toplumun büyük bölümünün batmasını hızlandırdığıdır. Belgrano için verdiği emir, İngiliz toplumunun büyük bölümü tarafından gerçekçi bir şekilde anlaşılmıştır.

1980′lerin ortalarında görevdeki ikinci döneminde Demir Lady, “içerideki düşman”a savaş ilan etti. Kastettiği, güçlü bir sendikalaşmanın olduğu İngiliz kömür madeni endüstrisiydi. Kendi halkınıza karşı savaş ilan ettiğinizi düşünün. Bu onun kendi iğrendirici ideolojik görüşlerini – o tarihten bu yana entelektüel ve ahlaki olarak iflas etmiş olduğu ifşa olan ideolojik görüşleri – paylaşmayan diğer kişilere karşı patolojik hoşgörüsüzlüğün bir göstergesiydi.

1984 civarında bir yıldan uzun bir süre boyunca, Orwellci zihniyeti ve politikaları, Kuzey İngiltere’deki madenci topluluklarını aç bırakarak boyun eğmeye zorladı. Paramiliter polis şiddetini kullanması da, bu toplulukların azmini ve meşru haklarını ortadan kaldırdı. Madenci lideri Arthur Scargill daha sonra, ana akım medyanın gözü önünde değilse de, sıradan halkın gözü önünde kendisini haklı çıkaracaktı. Britanya’nın kömür madenleri sistematik olarak kapatıldı, binlerce işçi işsiz kaldı ve tüm topluluklar sosyal bakımdan bir köşeye atıldı. Tüm bu şiddet ve sefalet, Thatcher’ın çalışan halka ve onların siyasi haklarına karşı sürdürdüğü ideolojik savaşın bedeliydi.

Thatcher’ın Britanya’da başlattığı sınıf savaşı hâlâ sürüyor. Zenginler daha zengin oldu, yoksullar ise kesinlikle sayıca arttı ve daha fazla yoksullaştı. İşçi haklarının büyük ölçüde yok edilmesi ve finans kapitale verilen dizginsiz güç, Thatcher’ın mirasının alamet-i farikasıydı ve bugün de Britanya’nın yaşadığı sosyal çürümenin alamet-i farikası. Fakat bu yıkıcı miras, Britanya’nın ötesine de gidiyor.  Thatcher’ın ortaya çıkardığı sağ kanat nihilist kapitalizm, Kuzey Amerika’da, Avrupa’da ve yerküre çapında zamanın ruhu haline geldi. Bugün dünyanın başına bela olan ekonomik hastalığın kökeni, doğrudan doğruya Margaret Thatcher ve eski ABD Başkanı Ronald Reagan gibi ideologlara götürebilir.

Kendisi gibi savaş suçlusu olan kişilerin söylediği sahte sözlerden farklı olarak, Thatcher’ın gerçek mirası hakkında söylenebilecek son söz, İrlanda çatışmasındaki rolüdür. Onun için kullanılan “Demir Lady” lakabı, çoğu kez onun varsayılan azim ve güç erdemlerine duyulan hayranlık ve hatta saygı ile kullanılıyor. Gerçekte onun “demir” karakteri, İrlanda’nın Britanya’dan bağımsızlık mücadelesine yönelik politikalarında görülebileceği gibi, yalnızca kindarlıktan geliyordu.  1981 yılında, Bobby Sands isimli Belfast’lı genç bir adamın öncülüğünde 10 İrlandalı cumhuriyetçi tutuklu, açlık grevinde hayatını kaybetti. Bu insanlar, suçlu olarak değil siyasi tutuklular olarak muamele görmek istedikleri için hapishanenin verdiği yemeği reddederek geçen 50′dan fazla günün sonunda öldüler. Thatcher onların taleplerini karşılamayı reddetti, onları suçlular olarak tanımladı ve duyarsızca, “onların kendi kendilerinin canını aldığını” iddia etti. Açlık grevi sırasında Bobby Sands’in on binlerce İrlandalının oyuyla Britanya parlamentosuna girmiş olması mühim değildi. Soğuk, duygusuz Thatcher’a göre o sadece, ölümü hak etmiş bir suçluydu.

Tharcher’ın İrlandalıların hakları için müzakereye girmeme inatçılığının sonucu olarak Kuzey İrlanda’da şiddet takip eden on yıl içinde yükselecek, binlerce kişinin yaşamına neden olacaktı. Thatcher, Arjantin’le olan Las Malvinas ihtilafında olduğu gibi, makul, karşılıklı diyaloğa girmek yerine kasten askeri opsiyonu ve beraberinde sayısız insanın hayatını kaybetmesini seçti. Kibri ve inatçılığı, herhangi bir başka olanak göremeyecek şekilde onu kör etti.

İrlanda şiddet sarmalına girerken, Thatcher ayrıca Britanya yanlısı ölüm mangalarıyla işbirliği yapma şeklinde bir suç siyaseti de izleyecekti. İngiliz istihbaratı tarafından silahlandırılan, finanse edilen bu ölüm mangaları, takip eden yıllarda – Lady Thatcher’ın bilgisi ve zımni onayıyla – yüzlerce masum insanı öldürecekti. Bu, Thatcher’ın onayıyla eyleme geçmiş İngiliz devlet terörüydü. Kurbanlardan biri, Şubat 1989′da öldürülen Belfast’lı avukat Pat Finucane oldu. Bir Pazar öğleden sonra katillerin Finucane’in evine gelmesinden sonra, eşinin ve çocuklarının önünde avukatın başına 12 el ateş açıldı.

Dolayısıyla Margaret Thatcher, gerek Arjantin’le olan Las Malvinas ihtilafında, gerek Britanya işçileriyle gerekse İrlandalı cumhuriyetçilerle olan meselelerinde her zaman için kendi siyasi hedeflerine ulaşmak için demagojiye, şiddete ve açlıktan öldürmeye başvurmuş hoşgörüsüz bir militaristti. O, şimdi ulusal kahraman ilan edilen suçlu bir faşistti.

Bu haftanın haberleri Thatcher’ın, beyni hasara uğratan ve hastanın hafızasını kaybettiği Alzheimer hastalığından öldüğünü duyurdu. Öyle görünüyor ki Batılı liderler, Thatcher’ın halkın hafızasında kalan suç mirasını da silmek istiyorlar.
Çev: Selim Sezer

Hiç yorum yok: