12 Mayıs 2013 Pazar

AKP, ABD'ye diyetini ödüyor / Merdan Yanardağ

Reyhanlı saldırısının Türkiye’nin Suriye’ye doğrudan askeri müdahalede bulunmasını isteyen güçlerin düzenlediği bir provokasyon olduğundan hiç kuşkum yok.

Bize ulaşan bilgiler de bu değerlendirmeyi doğruluyor. Bu güçler; siyasal İslamcılar, küresel cihatçılar ve ortaçağ artığı Selefiler’den başkası değil. Yani AKP Hükümeti’nin üs sağladığı, silah verdiği, beslediği, para yardımında bulunduğu, tekbir getirerek insan boğazlayan gericiler.

Suriye’de dengeler değişiyor. Emperyalizm ve küresel gericilik, bölgedeki direniş ekseninin kilit halkası olan Suriye’yi düşüremedi. Bölgede gericiliğin, İsrail yayılmacılığının ve emperyalist hegemonyanın önündeki en büyük engel olan Şii direnişi kırılamadı.

Rusya ve Çin’in bu konudaki kararlı tutumu önemli bir rol oynadı. Rusya, eğer kararlılığını sürdürmeseydi Ortadoğu denkleminin tümüyle dışında kalacaktı. Bunu göze alamazdı. Sıranın kendisine geleceğini bilen İran ile Lübnan Hizbullah’ının Suriye direnişine aktif desteği de çok etkili oldu. Irak’taki Şii hükümet bile bu direniş eksenine katıldı.

ABD, Esad rejiminin yıkılamayacağını, dünya savaşına yol açabilecek doğrudan bir askeri müdahalenin de imkânsız olduğunu gördü. Sonuçta ABD, Rusya’nın baskısıyla Suriye konusunda uluslararası bir konferans toplanmasını kabul etti. AKP de bu durumu kabul etmek zorunda kaldı.

AKP’nin burnunun ucunu göremeyen Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu yeni durumu doğru okuyamadı. Dengelerin değişmeye başladığını zamanında göremedi. Durum böyle olunca Ortadoğu bataklığı eski angajmanlarından kurtulamayan AKP Hükümeti’ni bir vakum gibi içine çekmeye başladı.

Siyasal İslamcı teröristler suçu yine Esad yönetiminin üzerine atacaklar. Böylelikle Türkiye’nin müdahale etmesini, en azından Suriye’ye misilleme yapmasını sağlamaya çalışacaklar. Hep böyle yaptılar. Bilindiği gibi kısa süre önce de ABD ve NATO’nun müdahale etmesini sağlamak için kendileri kimyasal silah kullanıp suçu Esad rejiminin üzerine atmaya kalkıştılar.

ABD, İsrail ve Batılı ortaklarının kirli çıkarları için Suriye’de laik rejimi devirmeye kalkan AKP Hükümeti, olup bitenlere karşın siyasal İslamcı güçleri, “muhalif” denilen kiralık katilleri desteklemeyi sürdürüyor. Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, hemen Suriye yönetimini “olağan şüpheli” ilan ediyor. Ardından Bakan Beşir Atalay ve Muammer Güler açıkça Süriye yönetimini suçluyor. Öyle anlaşılıyor ki, AKP kendisini iktidara getiren ve orada tutan güçlere, ABD’ye diyetini ödemeye çalışıyor.

Ancak, imam hatip tedrisatıyla malûl oldukları için matematiksel bir bakışa sahip değiller. Bu nedenle olup biteni geç kavrıyorlar. Diyalektikten haberleri yok. Akıl ve bilimle değil, doğmalar ve önyargılarla hareket ediyorlar. Bu kadar oluyor.

ÇÖZÜM SÜRECİNDE CHP SORUNU
Basına sızan ‘İmralı Tutanakları’ aslında Türkiye’nin içinden geçtiği tarihsel dönemecin bütün kodlarını veriyor. Buna göre, Abdullah Öcalan, kendisi dahil PKK’lı tutuklu ve hükümlülerin özgürlüğü ile bazı etnik/ulusal hakların tanınması (AB Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’ndaki şerhin kaldırılması gibi) karşılığında AKP’nin topluma dayattığı gerici anayasayı ve faşizan bir dikkatörlük anlamına gelen başkanlık sistemini destekleyeceklerini ilan ediyor. Öcalan’ın muhalefetin ve solun bu konudaki eleştirilerini dikkate hiç almadığı anlaşılıyor.

Öcalan, gerçekte Türkiye’nin ilerici, aydınlanmacı, modernleşmeci ve demokratik damarıyla bağlarını koparacak bir adım atıyor.

Bu kopuşun yaratacağı ağır toplumsal sonuçlar sonraki yıllarda daha net görülecek.

Öcalan, BDP, liberaller ve Ö.Gündem gibi gazeteler AKP dışında bütün siyasal çevre ve güçleri eleştiriyor. CHP’yi toptancı bir değerlendirmeyle ve hiçbir bilimsel ve tarihsel kanıt sunmadan “faşist parti” ilan ediyorlar. CHP ve MHP arasında önemli bir fark bulunmadığını ileri sürüyorlar. Böylece “çözüm süreci” denilen bu girişimde AKP ve MİT dışında muhatap bırakmıyorlar.

Öte yandan ilginç bir şekilde Kandil’in ve Murat Karayılan’ın bu konuda daha temkinli davrandıkları görülüyor. Karayılan, “Kemalizm’e eleştirilerinin pozitif bir yaklaşım taşıdığını belirterek, CHP’nin sürece katılmasının önemine işaret ediyor. Buna karşılık dün yayınlanan Ö. Gündem, CHP’yi “tarihin çöp kutusuna” atıyor.

Bu arada CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu önceki gün partisinin “Demokrasi, Hukuk ve Toplumsal Barış İçin Önerilerini ve Önceliklerini” açıklamak için, gazetelerin genel yayın yönetmenleri ve bazı yazarlarıyla İstanbul’da kahvaltılı bir toplantı yaptı.

Kılıçdaroğlu bu toplantıda CHP’nin 19 maddelik “Demokrasi ve Özgürlükler Bildirgesi’ni de açıkladı. İlan edilen “Çözüm Önerileri” paketinin en büyük eksikliğini ya da zayıf yanını eşit yurttaşlık, Kürt kimliğinin tanınması, anadilde eğitim gibi “kolektif haklar” konusundaki tutum oluşturuyor. PKK’nın muhatap alınmasına niçin karşı çıkıldığı, bunun yerine hangi yöntemin önerildiği de tatmin edici şekilde açıklanamıyor.
Ancak Kılıçdaroğlu çok önemli bir şey söylüyor; silahların susmasından yana olduklarını ve çözümü ilkesel olarak desteklediklerini açıkça belirtiyor.

Buna karşılık AKP Hükümeti’ne güvenmediklerini özellikle vurguluyor. Kılıçdaroğlu, “Niteliğini, içeriğini ve amacını tam olarak bilmediğimiz bir süreci nasıl destekleyebiliriz” diye soruyor. Hükümetin konuya ilişkin bilgi vermediğini, topluma hiçbir açıklama yapmadığını anımsatan CHP lideri, derin bir kuşkuya sahip. AKP’ye güvenmediğini birkaç kez tekrarlıyor.

Bu güvensizlik vurgusu, öyle günlük polemik dilinde duymaya alışkın olduğumuz, kamuoyuna dönük bir ajitasyon değil. Ortada ciddi bir sorun olduğu belli. Toplantıya katılan gazetecilerin önemli bölümü  –ki bir kısmının tuhaf bir önyargıya sahip olduğu görülüyor- bu önemli durumu ıskalıyor ve üzerinde durmuyor. Benim açıklık getirmek için sorduğum sorulara karşın bu tablo değişmiyor.

Oysa Kılıçdaroğlu, büyük umutlarla başlatılan “barış süreci”nin başarısızlıkla sonuçlanması halinde büyük felaketlere yol açabileceği uyarısını ısrarla yapıyor. CHP lideri “felaket” vurgusunu birkaç kez tekrarlıyor. Benim, “Bu konuda size ulaşan, AKP’nin tutamayacağı bazı sözler verdiğine, dolayısıyla bir şamada vaz geçecebileceğine ilişkin özel bir bilgi mi var?” şeklindeki soruma, “evet” diye yanıt veriyor. Kılıçdaroğlu açıkça AKP’nin niyetinin çözüm olmadığını belirtiyor. AKP’nin daha önce yaptığı gibi seçimlere kadar zaman kazanmak isteyebileceğini, sonra bir bahane bularak yan çizebileceğini ileri sürüyor.

İşte bu ciddi iddia atlanıyor. Oysa gelişmelerin bu olasılığı gözeten bir dikkatle izlenmesi gerekiyor. Çünkü AKP’nin sicili bozuk. Dolayısıyla yan çizme olasılığı da büyük. Bu durumda hükümetin ikiyüzlü tutumu sonucu yaşanacak bir başarısızlık, gerçekten büyük yıkıma yol açabilir.

AKP’nin gerici diktatörlük anayasasının kabul edilmesini sağlamak için PKK ile hiçbir güvenceye bağlanmayan, hileli bir barış süreci başlattığına ilişkin elimizde güçlü veriler bulunuyor.

Hiç yorum yok: