6 Mayıs 2013 Pazartesi

Deniz olunmalı... / Hakan Gülseven

Başbakan 1 Mayıs günü yaşananlardan en ufak bir vicdan sızısı duymuyorsa... Aksine, memleketin tek hakimi, tek sahibi gibi, “Bundan sonra şurayı vermem, buraya çıkamazsınız, beri tarafa alışveriş merkezi yapacağım,” gibi acayip cümleler kuruyorsa...

O Başbakan’ın valisi çıkıp, gözümüzün içine baka baka yalan söylüyorsa... 17 yaşındaki kızın yaşını 19 yapıp, elindeki sirke şişesine ‘molotof’ diyorsa...

O valinin polisi halkın üzerine hedef gözeterek bomba fırlatıyorsa... Bir deri bir kemik genci ara sokakta kıstırıp üzerine onlarca onlarca yığılıyorsa... Acımasızca halka saldırıyorsa...

O polisin provokatörü, sırtını polise yaslayarak emekçilere ana avrat sövüyor ve polis de onu seyrediyorsa...

Hangi ‘yasa’dan ya da ‘yasalara saygı’dan söz edebilirsiniz?

Başbakan’ından ona devlet hiyerarşisiyle zincirleme bağlı olan provokatörlere kadar kimse ‘yasa’ falan tanımıyor ama hakkını aramak için sokaklara çıkan yoksullar ‘yasadışı örgütler’, ‘marjinal gruplar’ teraneleriyle yaftalanıyor...

Bunu kimse yemez!
***

Kendine yeni bir ‘anayasa’ yapıp ‘yasal diktatörlük’ kurmaya uğraşan halk düşmanı bir örgütlenme ile karşı karşıyayız. Mevcut ‘yasa’ları kendi örgütlenmesine basamak yapan, Ordudan Milli Eğitim’e, Yargı’dan Emniyet’e kadar her alanı kendi kadrolaşmasıyla keyfince kullanan bir yapının ‘yasa’sı ancak kendini bağlar.

***

Bugün 6 Mayıs 2013...

Tam 41 sene evvel bugün, halk düşmanı yasaları tanımayan üç genç, Deniz, Yusuf ve Hüseyin darağacında can verdi. Amerikan uşaklarının, patron vekillerinin, o ‘yasa’ları elinde bulunduran dalkavukların kararıyla idam edildiler.

Deniz ve Yusuf 25, Hüseyin 23 yaşındaydı idam edildiklerinde. Mahkemeye verdikleri ortak savunmalarında şöyle diyorlardı:

“İki kere ikinin dört ettiğine nasıl inanıyorsak, Amerikan emperyalizmi ve uşaklarının alt edileceğine de öyle inanıyoruz. Türkiye halkı bu kavgadan alnı açık ve muzaffer çıkacaktır. Ama bu defa Kurtuluş Savaşı’mızda sorulması unutulmuş bütün hesaplar, bugünkülerle beraber mutlaka sorulacaktır. Gülerek, alay ederek ve bazen acıyarak maroken koltuklarda rahatınızı kaçıran bu kavga ne anarşist adını taktığınız beş on kişinin, ne birkaç öğrencinin, ne de kandırılmış kişilerin kavgasıdır. Bu kavga otuz beş milyon nüfuslu Türkiye halkının bağımsızlık ve kurtuluş kavgasıdır… Bugün beş on, yarın yüz, öbür gün bin ve bir gün gelecek milyonlar karşınıza dikilecektir. Bu kavganın önüne geçilemez, set çekilemez ve durdurulamaz. Kökü Amerika’nın ve uşaklarının erişemeyeceği kadar derinlerdedir.

Bizler Amerikan boyunduruğu altındaki yoksul Türkiye’nin çocuklarıyız. Açlık ve sefaletin içinden bu yaşa kadar gelmemiz şans eseridir. Yaşadığımız sürece bağımsızlık ve kurtuluş bayrağını elimizde taşıyacağız. Ölürsek, kurtuluş bayrağı biraz daha yükselecektir. Hem görevimiz hem de varlığımızın sebebi olan bu kavgaya boynumuzu eğmeden devam edeceğiz…”

***

Varsın Denizlerin bıraktığı bu mirasa sahip çıkanlara ‘marjinal’ desinler. Denizlerin dalgası yeniden yükselecek ve kimin marjinal olduğunu tarih gösterecek...

Bugün, halk düşmanlarının karşısında, “Ne yapmalı?” diye soranlara siz bıkmadan yukarıdaki sözleri okuyun ve tereddütsüz tamamlayın:

“Denizlerin ve onları yaratan cüretin köklerine sarılmalı... Deniz olunmalı...”

Hiç yorum yok: