27 Ağustos 2013 Salı

Che, Bolivya’da 344. Gün / Sinan Doğru

CHE VE DEVRİM YÜRÜYÜŞÜ -ı-
'DEVRİM KARŞISINDA HAYATLARIMIZIN HİÇBİR DEĞERİ YOKTUR'

8 Ekim 1967, Bolivya dağlarındaki 344'üncü günüydü. 7 Ekim'de Bolivya notlarını yazmaya başladığında adı 'Ramon'du. Saçlarının üzerine kazıtmış, kalın gözlükleri, şapka ve pardüsesi ele Bolivya sınırlarını bir Amerikan derneğinin temsilcisi ağır bir 'bürokrat' havasında geçiyordu. Yıllardır merak edilen “Che nerde” sorusunun yanıtı 'hiçbir yerde' olurken bu aynı zamanda 'her yerde' olabileceğini işaret ediyordu. Che, Kongo'daydı ve sonra şimdi Bolivya'da 'Latin Amerika devrimi' için sarp dağlara doğru yürüyordu.

Küba devrimi için henüz yola çıkarken, Fidel'e devrimden sonra özgürlüğünün kendi elinde olacağını ve başkaca yerlere 'mütevazı katkılar' vererek Latin Amerika devrimini örgütleyeceğini söylemişti. Che, Bolivya'da kendi fikirleri ve hayalleri için adım atıyordu. Ardında kazanılmış olan bir hayatı geri bırakıp, 'Comandante Che Guevara' yerine 'Ramon' oluyordu! 

Che, her zaman dile getirdiği 'yeni insanın' mükemmel bir örneği, devrimci ahlakın en yüksek temsilcisiydi.

Kendisiyle ilgili olan her şeyi bir yana bırakıp, hayatının geri kalanını nasıl yaşayacağına dair zerre bir düşüncesi olmaksızın 'devrim karşısında hayatlarımızın hiçbir değeri yoktur' diyordu. Fidel, “Onun davranışlarını derinden etkileyen insanların tarihte göreceli bir değeri olduğu, davaların insanların ölümüyle yenilgiye uğramadığı, tarihinin güçlü yürüyüşünün lider düştüğü zaman durmayacağı fikriydi” diyor.

O yüzden Che, kendisinden önce 'davaya' ve 'fikre' inanmıştı.

Che'nin Bolivya'da gerilla mücadelesini örgütleme çabası bunun bir sonucuydu. Bu sürece ilişkin Che'nin Küba'dan çıkmak zorunda kaldığı yönündeki bir yanıyla spekülatif olan kimi tartışmalar da yapılmakla birlikte bütün bunların Che'nin fikri ve hayallerinden bağımsız olarak değerlendirilmesi doğru olmayacaktır. Yeni devrimler için yola çıkmak, Che için o gün yaşanan bir zorunluluğun yol açtığı bir sonuç değil onun bilinçli bir eyleminin sonucuydu.

Che gibi olmak
Che, bir hayalperest değil hayalleri olan bilinçli bir serüvenciydi. Onun hayalciliği başkalarının zorluğu karşısında harekete geçmekten imtina edeceği konularda dahi adım atabilme cesaretiydi. Düşündüklerini ve söylediklerini yapmak için bir an olsan tereddüt etmeyen, geri durmayan devrimci bir ahlak Che'nin hareketinin temel belirleyicisiydi.

Her koşul altında bir adım sonrasını düşünebilen, bu anlamda hareketini bilinç içerisinde geliştiren bir lider olarak Che, kuşkusuz Bolivya'da karşılaşabileceği sorunlarından da farkındaydı. Küba devrimi için yola çıkarken de mutlak zafer ya da ölüm diyen Che'nin Bolivya'daki mücadele içinde söylediği bundan başka bir şey değildi. Emperyalizmin Latin Amerika üzerindeki tahakkümünün ortadan kaldırılması için, iki...üç... daha fazla Küba'nın yaratılması gerektiğine her çatlağın daha büyüğünü doğuracağına inanıyordu.

Fidel, Che'nin bu idealleri için ömür boyu savaşmaya kararlı olduğunu şöyle ifade eder, “Yeniden silahı aldığında ani bir zafer beklemiyordu, oligarşilerin ve emperyalist güçlerin karşı hızlı bir zaferi düşünüyor değildi. Deneyimli bir savaşçı olarak beş, on beş yıl hatta yirmi yıl sürecek bir mücadeleye hazırdı. Gerektiğinde hayatının sonuna kadar savaşmaya hazırdı”

Yaptıklarının sonucunun hızlı ve hemen görünmesini beklemeyen bir sabrın, zorluklar karşısında yılmayan bir inadın, kendi hayatının ötesindeki bir gelecek için mücadelenin devrimciliğini, bunun ahlakını yaşamın her alanında kayıt altına alıyordu Che. 

Fidel, yeni insan nasıl olacak diye sorulduğunda Che gibi olmalı diye yanıt vermeliyiz' yanıt veriyordu. Bugün de devrimcilik bütün bu değerlerle birlikte devrimci olmak, Che gibi olmaktır!

Bürokratlar devrim yapamaz
Che'nin Bolivya yürüyüşü devrimci mücadeleye olumlu pek çok örnekle birlikte, kimi olumsuz örnekleri de gösteren bir deneyim oluyordu. Che, oligarşinin baskılarının yarattığı zorluklarla birlikte aynı saflarda görülenlerin ihanetlerinin de yol açtığı zorluklarla baş etmek zorunda kalıyordu.

Monje! Bolivya Komünist Partisi Genel Sekreteri Monje, Bolivya Günlükleri'nin 7 Ekim'de sonlanmasının nedenlerinden birisiydi.

Fidel, Che'nin henüz hazırlıklar tam anlamıyla yapılmadan yola çıktığını ifade eder. Bolivya öncesinde gerilla grubuyla eğitim çalışmaları yapan ve Komünist Parti ile görüşmeleri gerçekleştiren Che, muhtemel onların savaştan kaçacağını anlayarak hazırlıkların tamamlanmasını beklemeksizin Bolivya'ya gider.

Monje ve Komünist Parti merkezinin ağırlıklı bir kısmı, Che'nin mücadelesine destek vermekten kaçınarak çekimser bir tutum içerisinde olur. Ve daha da öte giderek bu bürokrat beyler Che'ye, askeri ve politik önderliğin kendilerine olacağını beyan eder! Parti bürolarında oturarak gerilla savaşını ve Che'yi yönetme misyonunun kendisinde bulan bu dar kafalı konformizm karşısında Che ancak gülümseyerek yoluna devam eder. Bolivya Komünist Partisi'nin militanları, merkezlerine rağmen Che'ye katılarak büyük kahramanlıklar gösterecek bir mücadeleyi omuzlamaktan geri durmaz.

Bolivya tartışmalarının bu ayrıntılarını daha sonraki sayılardaki seri yazılarla sürdüreceğiz, ama şimdilik bu tavrın 7 Ekim'e giden süreci hızlandıran rolüne dikkat çekmekle yetinebiliriz. Ve elbette bürokratların devrim yapamayacağı gerçeğinin altını çizerek!

Günler Ekim'e dönerken
Bolivya'da gerilla mücadelesi başlangıcından itibaren önemli bir başarılar kazanırken bu karşı tarafta da bir panik ve korku yaratıyordu. Bunun karşısında Bolivya oligarşisi 'Che burda yok' açıklamaları yapmak zorunda kalıyordu.

Ama Che oradaydı! Bolivya'nın kalbinin attığı yerdeydi! Ve ilerliyordu!

Amerikan emperyalizmi de bu gelişmeleri yakından takip ediyor, Che'nin orada olduğuna yönelik kanaatleri güçlendikçe müdahale etmenin yollarını arıyorlardı.

Dağlarda hareket kabiliyetini arttıran, köylülerle ilişki kurmaya başlayan gerillanın ve Che'nin varlığı artık herkesin malumu olduğunda Bolivya iktidarı da 'Che burada' demek zorunda kalıyordu.

Gerillanın hareket gücüne sınırlayacak her tür girişim ters tepip, Bolivya oligarşisi gerilla karşısında aciz durumlara düşerken daha büyük bir operasyon yapmak Amerikan emperyalizmi devreye giriyordu. Planlanan büyük kuşatmak için bütün askeri güçler, gerillarının olduğu bölgeye Amerikan komutası altında sevk edilerek operasyon başlatılmıştı.

Che, durumun zorluğunun elbette farkındaydı. Ancak bu kuşatmaya aşabilecek bir yol mutlaka bulunabilirdi. Az sayıda gerilla ile birlikte, derin kanyonlar içerisinde kuşatmayı yaracak olan strateji de belirlenerek düşmanla karşılaşma anı bekleniyordu. Che, geceye kadar ayakta kaldıktan sonra o bölgenin dışına çıkmayı planlıyordu. Che bugünlerde günlüklerine hareket edebilmelerinin giderek zorlaştığını not düşüyordu.

7 Ekim'de noktalanan günlüğünen en son şunları yazıyordu Che, “Ordu, kuşatılan 37 kişilik gerilla grubunun geçişini engellemek için Serrano'da 250 kişi bulundurduğunu söyledi ve Acero ve Oro arasındaki bölgeye sığınmış olduğumuz yolunda bir haber yayınladı. Bir şaşırtmaca olsa gerek. Yükseklik 2000 metre”.

2000 metrede bir gün sonraki buluşmanın tam olarak nasıl gerçekleştiği bilinmiyor. Bilenen gerçek, Che'nin ve gerillarının o büyük saldırı karşısında sonuna kadar direndiği hatta çemberi yarabilecek bir imkânı da bulabildiği. Ancak, Che bu esnada bacağından bir yara alarak olduğu yerde kalmak zorunda kalıyor. Silahın son mermisine kadar savaşıyor! Savaş boyunca belinde her zaman bir silah taşıyan Che, bu silahı düşmana esir düşmemek için kullanacağı da biliniyor. Bu anları Fidel, Bolivya Günlügü'ne yazdığı önsözde şöyle anlatıyor, “Che yaralıyken, M2 tüfeği namlusu bir mermi tarafından parçalanıp işe yaramaz hale gelinceye kadar savaştığı kanıtlamış durumda. Taşıdığı tabancanın üzerinde şarjör yokmuş. Bu inanılmaz durumlar onu neden canlı yakalayabildiklerini açıklıyor”

Bu savaşta Che'nin yanında olan ve kuşatmayı aşarak buluşma yerine varabilen Alarcon o günü şöyle anlatıyor, “Che'nin kordondan çıktığını görmüştük, bu nedenle onun tehlikelerden uzak olduğunu düşünüyorduk. Öğleden sonra üç gibi geri çekilmeye başlandığını görmüştük, bu yüzden 'artık tehlikeden uzak' diye düşünmüştük, ama bilmediğimiz bir şey vardı, o da onun Willy ile Chang'ı kurtarmak için geri döndüğüydü... Çatışma öğleden sonra beş sıralarında sona erdi.”

Sağ bacağından yaralanan ve astım krizi nedeniyle zor hareket edebilen Che, gururlu ve gözlerini yere indirmeden askerlerin arasında dimdik yürür. Onu yakalayan askerlerin başında bulunan komutan Simon Cuba, askerler silahını Che'ye doğrulttuğunda 'Bu Komutan Guevara, biraz saygılı olun' dediğinde askerler gerçeğin farkına varır.

La Higuera'da on sekiz saat
Bir zamanlar incir ağaçlarının fazlalığı nedeniyle, 'İç İncir Ağacı' anlamına gelen La Higuera'ya bu Che'nin ikinci gelişidir. Kerpiç evlerin olduğu bu yoksul köyün kaderini değiştirmek isteyen Che köylülerin bakışları arasında on sekiz saat geçireceği okul binasına doğru yürüdü.

Che, başladığı yerdeydi! Onu savaşmaya iten her şey eli ayakları bağlı geçtiği bu köyün her yanına sinmişti.

Emperyalizmin uşaklıkları bir savaş ganimeti olarak gördükleri Che'nin çantasını karıştırmaya ve onun hakkında karar vermek için tartışmaya çoktan başlamışlardı. Bolivya hükümeti daha sonra Che'nin çantasından çıkan günlüklerini 300 bin doların üzerindeki bir fiyatla satmaya çalışmıştı!

Che'nin ilk yenilgisi ya da ilk ölümle yüz yüze kalması bu değildi kuşkusuz. Ölümü hoş geldi sefa geldi, diye karşılayalı çok olmuştu. Ama bu Che'nin ilk kez kalemsiz-kâğıtsız kalıyışdı. 7 Ekim 1967'de son kez yazıyordu. Ama Che son sözünü, onun karşısında dikilen aşağılık bir komutanın yüzüne tükererek söylüyordu. Che'nin hayatta kalmasıyla baş edemeyeceklerini düşünen zorbalar, onu öldürmeye karar vermişlerdi. Che'yi tutsak edecek ve yargılayacak bir gücü kendilerinde bulamıyorlardı. Che, karşısına dikilen askere 'hadi' diye seslendi. Dizleri titreyen asker korkulu gözlerle tetiğe basarken, Che hayata ve geleceğe gözlerini yummadan veda ediyordu!

Che'nin ölümünün ardından Bolivya iktidarı pek çok farklı ve çelişkili açıklamada bulundu. İlk başta Che'nin çatışma sırasında öldüğü açıklandı. Yine başka açıklamalarda da Che'nin ağır yaralı olarak ele geçirildiği, sonra öldüğü duyuruldu. Ama gerçek çok fazla gizlenemedi. Che, emperyalizmin ve onun işbirlikçilerinin marifetiyle infaz edilmişti!

Che'nin ölüm haberi her yerde olduğu gibi Küba'da da derin bir üzüntü yarattı. Fidel, Che'nin ölümünü açıklarken günlerdir bu haberin gerçek olup olmadığını araştırdıklarını ve sonunda doğruluğuna kanaat getirdiklerini açıklıyordu.

Che'nin ölümüyle birlikte emperyalistler zafer sarhoşluğu içerisinde devrimin ve onun için mücadelenin sona erdiğini düşünüyorlardı. Kimi oportünistler fırsat bilip Che'nin düşüncesini ve gerilla savaşı yönteminin bu yenilgiyle ispatlandığını söylüyordu.
Ama hayatın akışı bambaşka oldu. Che'nin örneği dünyanın her yanına yayılarak yeni mücadeleler ve zaferler içerisinde yürümeye devam etti. Fidel, Che'nin ölümünün ardından yapılan propagandalara ve yaşanan içten ve derin üzüntüye ilişkin şunları söyleyerek Che'nin mirasının asla silinmeyeceğini söylüyordu,

“Devrimciler her şeye, hatta yenilgilere hazırlıklı olan insanlar değil midir? Devrim ve devrimcilerin tarihi, sert darbelerin yokluğuyla mı karakterize edilmiştir sanki? Gerçek devrimciler bu darbeleri, bu yenilgileri cesaretsizliğe uğramadan alt eden insanlar değil midir? Ahlaki ilkelerin değerini, üstün örneklerin değerini savunan devrimciler değil midir? İnsanların emeklerinin kalıcı değerine, insanların ilkelerine inanan devrimciler değil midir? İnsanların fiziki varlığının geçiciliğine, insanların fikirleri, davranışları ve tarih boyunca insanları esinlendiren ve yönlendiren örneklerin kalıcılığına ilk inananlar devrimciler olmamış mıdır? Che'nin ölümünün devrimci harekete ne kadar büyük bir darbe olduğunu, onun gericilere korku salan deneyimlerine, verdiği esine, ününün gücüne dayanmamanın ne demek olduğunu kim inkâr edebilir ki? Bu çok şiddetli, çok ağır bir darbedir. Ancak biz onun, en önemli şeyin insanın hayatı değil, davranışı olduğuna inandığını biliyoruz. Che'nin tehlikelere karşı mutlak umursamazlığının kişiliği ve eylemleriyle uyuştuğunu anlayıp açıklamanın tek yolu budur. Gerçeğe dayanarak ve Che'nin örneğini yenilmez bir güce dönüştürerek devrimci hareket, her zamandan daha sağlam ve daha kararlı olarak ileri gitmelidir”

Yıllar sonra o anlara tanık olan bir köylü kadın, Che'yi gökyüzüne uçurduk diyecekti. Öldürenler farkında olmasalar da Che ölürken yeniden doğuyordu!

muhalefet.org

Hiç yorum yok: