7 Ağustos 2013 Çarşamba

Sol liberalizmin son hali / Yaşar Ayaşlı

Murat Belge daha düne kadar desteklediği Başbakanı Gezi’deki tavrından sonra eleştirmeye başladı. “Akil adam”lıktan bu gerekçeyle istifa etti.

Yanlışından dönene diyeceğimiz olmaz. Ancak ağzından tek bir özeleştiri cümlesi çıkmadı.

Tersine, daima doğru yerde durduğunu öne sürdü. Taraf’taki köşesinde, “Başından beri nerede idiysek, bugün de oradayız” diye yazdı. Geçmişiyle ilgili, “Yani ben ve benim gibiler, biz değişmedik”, “Değişen, Başbakan ve onu izleyen kitle” diyecek kadar iddialı konuştu. (Taraf, 27. 07. 2013)

Gerçekten değişen AKP ve R.T. Erdoğan mı, yoksa Birikim çevresi ve M. Belge mi?

En az bir düzine yıl geriye gitmeden bunu anlayamayız.

12 yıl önce…

2001 yılında Türkiye tarihinin en büyük ekonomik krizini yaşadı. Bu kriz, siyaset dünyasını da salladı. Hızla taban kaybeden geleneksel partiler halk nezdinde “umut” olmaktan çıkmışlardı. Bunun dışında kalabilen yalnız PKK ve dinci muhafazakârlık oldu.

ABD ve AB, Türkiye’de sistemin tıkandığının farkındaydı. Cumhuriyetin resmi ideolojisi Kemalizmin miadını doldurduğu her vesileyle dile getiriliyordu. Ulusal-devletin inşası ve Soğuk Savaş sürecinde şekillenmiş “I. Cumhuriyet” neoliberal parametrelere uymuyordu. Ortadoğu’yla başı dertte olan ABD “ılımlı İslam” projesi üzerinde çalışıyordu.

İçteki büyük sermaye de AB’ye giriş, özelleştirmeler, Kürt açılımı, radikal İslam gibi sorunlardaki tıkanmayı benzer argümanlarla açıklıyordu. Kemalist paradigma eskimişti.  Kürtler,  İslamcılar,  sosyalistler karşıydı. Siyasetteki ezeli temsilcisi CHP’ye gelince sorunları çözmek şurada dursun, kendisi sorunun bir parçasıydı.

Yeni bir yapılanma, yeni bir resmi ideoloji konusunda, dış ve iç aktörler hemfikirdi. Dikkatler Milli Görüş hareketinden kopan ılımlı görünümdeki İslamcı/muhafazakâr AKP üzerinde toplanmıştı. Parti liderleri ABD ve AB’nin ayağına kadar giderek bir dediklerini iki etmeyeceklerini anlatmışlar, onları aralarında doku uyuşmazlığı olmadığına ikna etmişlerdi. “Ilımlı İslam”ın pilot uygulaması Türkiye’den başlatılınca AKP’de karar kılındı.

Ve 2002 seçimlerinde tek başına iktidar oldu.

Sol liberallerin ak atlı prensi
AKP kendine yeni bir kimlik edindi: “Muhafazakâr demokrat”. Devekuşu misali, ne deve ne kuş olsa da piyasası vardı. Rolünü çok iyi oynuyordu AKP. Neoliberal politikaları sürdürecek, Türkiye’yi AB’ye taşıyacaktı. Hegemonyasını kalıcılaştırması, eski paradigmaya son vermesine ve devleti “ılımlı İslam” modeli çerçevesinde yeniden inşa etmesine bağlıydı. “Bürokratik oligarşi” denilen asker-sivil bürokrasiye son verilmeden ilerlenemeyeceğine karar verildi. İşe “askeri vesayet”ten başlandı…

Dış ve iç egemen güçleri arkasına alan AKP, eski muhafazakâr ve İslamcı partilerin tabanlarını, cemaatleri, dinci faşistleri etrafında birleştirerek, geniş bir koalisyon (“tarihsel blok”) kurdu. Acilen, devleti ve toplumu yeniden yapılandırmasına eşlik edecek yeni bir resmi ideolojiye ve ona dayanak oluşturacak bir resmi tarih kurgusuna ihtiyacı vardı. Gelgelelim din ve gündelik siyaset bilgileri ile üstesinden gelinemeyecek böylesine kapsamlı bir konuda hayli donanımsızdı.

Bu alandaki boşluğu doldursa doldursa, akrabalıkları yüz yıl geriye uzanan sağ/sol liberal entelektüel ve akademisyenler doldurabilirdi. Bütün liberaller iktidarı “askeri vesayet”i kaldırıp demokrasiyi ve sivil toplum alanını genişletecek gerekçesiyle AKP iktidarını var güçleriyle desteklediler.  “68” ve “78”in zıt kutuptaki Kızıl Elmacılara iltihak etmeyen öteki savrulmuşları da yeşil ittifak cephesinde saf tuttular. Meşruiyetlerini birbirlerine dayandırmaktaki ustalıklarına diyecek yoktu.

Murat Belge ve Birikim çevresi bunların en donanımlısı idi. 1908’e “darbe”, 1919-1923’e “Türk-Yunan Savaşı” demekte beis görmeyen Birikim yazarları (Ö. Laçiner, A. İnsel)  “otantik burjuvazi”nin partisi ilan ettikleri AKP’ye, “burjuva demokratik devrim” bile yaptırdılar. “Merkez”e karşı “çevre”yi temsil ettiği söylenen AKP, statükoyu değiştirecek tek “devrimci parti” olarak görülüyordu.

İşte M. Belge’nin, “Bence ilk on yıl bayağı iyi geçmiş, çok önemli işler başarılmıştı”  dediği dönem budur (Taraf, 27.07.2013)

AKP’ye “muazzam destek”
Liberallerin tarihsel misyonu bir Birikim yazarı tarafından şöyle açıklandı:

AKP, Türkiye’de merkez sağ partisi olma iddiasına rağmen, içerisinde örgütlü Batıcı/liberal bir kanadın olmadığı tek partidir. Batıcı/liberal kanatlar, DP, AP ve ANAP’ta hem mevcut hem de son derece etkiliydiler. AKP, bu açığını kapatmak için, kendisi ve ‘Batı’ arasında aracılık yapacak entelektüellere ihtiyaç duyuyordu. Özellikle liberal ve sol demokratlar, AKP projesini, AB ve ABD elitlerinin aşina oldukları ‘demokratikleşme’ ve ‘ılımlı İslam’ algısı içerisine yerleştirdiler. AKP’nin ulusal ve uluslar arası meşruiyet arayışı içerisinde olduğu ilk yılları anımsandığında, bunun muazzam bir destek olduğu anlaşılacaktır.” (Yüksel Taşkın, Birikim, sayı:283, s. 24)

Söylenenler doğrudur. R.T. Erdoğan’ın samimi bir anına denk gelse,  “Allah’ın ve liberal kardeşlerimizin yardımıyla” diyerek şükran duygularını ifade eder herhalde.

Gerçekten de AKP iktidarı entelektüel-ideolojik donanım eksikliğini, siyaseten köklü bir geçmişi ve bir toplumsal tabanı olmasa da, hatırı sayılır bir entelektüel ve akademisyen topluluğuna sahip liberaller sayesinde gidermiştir.  Bunlar ve yenilgi artığı kimi solcular on/ca yıl AKP’ye “entelektüel rehberlik” ve korumalık yapacaklardır. Televizyondan gazete ve dergilere, akademik alandan kültürel hayata kadar bütün cephelerde bu partinin etki alanını genişletmeye çalıştılar. Milliyetçi muhafazakâr kadrolar, akademisyenler ve bürokratlar Türkiye’nin modernleşme sürecini baştan beri eleştirmekte olan liberallerin Kemalizm’e alternatif tarih yazımı için ürettikleri varsayımları, itirazları ve yorumları cephanelik olarak kullandılar. Yeni resmi ideolojinin oluşturulmasında ve Türkiye modernleşmesinin eleştirisinde liberallerin devlet-toplum, merkez-çevre, militarizm-demokratizm, asker-sivil  (vb.) ikilikleri etrafında geliştirdikleri çözümlemeleri kendi dillerine tercüme ettiler. Türbanın sancak olarak kullanıldığı mağduriyet dilinin tarihselleştirilmesinde ve ayrıntılandırılmasında da yardım ve onay gördüler.

Eğer iş AKP’nin kendi entelektüellerine kalsa bu yükün altından kalkamazlardı. Ne Necip Fazıl keskinliğini aşabilir, ne de Selçuklu-Osmanlı güzellemeciliğinin ya da İttihatçı-Kemalizm karalamacılığının üzerine çıkabilirlerdi. Üstelik Radikal İslam kokuları yayarak Batı’yı ve kendi tabanlarının bir kısmını ürkütür, içteki hegemonya ağlarını fazla uzağa atamazlardı.

Atı alan Üsküdar’ı geçtikten sonra
Onca hizmetten sonra Birikim yazarları AKP ve RTE’ye Gezi’yle birlikte tavır aldılar. Gemiyi en geç terk edenler arasındaydılar.

Liberal-muhafazakâr ittifak çatlayalı iki yıl olmuştu oysa. Devletin stratejik mevzilerini ele geçirdikten ve kendini emin hissettikten sonra yüzünü başkanlık sistemine çeviren R. T. Erdoğan, uluslararası ve ulusal arenada liberallerin vaftizine artık ihtiyacı kalmadığı inancındaydı. Gücünü fiiliyata dökebileceği üstyapısal mekanizmaları önceki on yılda zaten hazırlamıştı. Bundan sonra artık kendi entelektüelleri, muhafazakâr/İslamcı yazarlar, yandaş medyaya kazık kakmış liberaller ile gidebileceğini, arkadan gelecek yeni nesillerle de açığını kapatacağını hesap ediyordu. Görsel ve yazılı medyadaki yaprak dökümü böyle başlamadı mı?

“AKP ve RTE demokrasi yolunda ilerliyordu, ama Gezi sonrasında bir U dönüşüyle tersine döndü.”  Yok, öyle bir şey!

AKP iktidarı zaten öteden beri tahammülsüz ve otoriterdi. Kürt özgürlük hareketine karşı ateşkesten önce başkalarından daha müsamahakâr değildi. Devrimci harekete ve işçi direnişlerine karşı eskiden nasıl sert davranıyorduysa, şimdi de öyle sert davranıyor.

Eğer terör ve baskı o zamanlar bugünkü boyutlarına ulaşmadıysa, mücadele daha dar ve sınırlı olduğu içindi. AKP iktidara geçtiğinden beri -Kürtler hariç-kendisini tehdit eden, zorlayan devrimci bir mücadele ve toplumsal muhalefet hareketiyle karşılaşmadı.  Bu, onun “demokrat” maskesinin düşmesini önledi. Gerçek yüzü Haziran İsyanıyla ortaya çıktı. Çünkü ilk defa zorlandı. İlk defa korktu.

Her şey ortada: Kullanan belli, kullanılan belli, son kullanım tarihi belli. Arada İmam nikâhı gibi tek taraflı bir birliktelik vardı, AKP iktidarını sağlama aldığını düşündüğü bir sıra bu “kayıt dışı” evliliğe son verdi.

Yaşar Ayaşlı
sendika.org

Hiç yorum yok: