17 Ekim 2013 Perşembe

#RedHack

RedHack eylemlerinde gördük ki, sanalın bilinçli şekilde kullanıldığında ne kadar etkili bir rol aldığı gerçekliği bir kaz daha gözler önüne serilmiş oldu. Margaret Mead’ın da dediği gibi: Kendini adamış, bilinçli küçük bir grup vatandaşın dünyayı değiştirebileceğinden asla şüphe etmeyiniz. Aslına bakarsanız, şimdiye kadar bunu başarmış olan yalnızca onlardır.

14 Ekim 2013 Pazartesi

Hikmet Kıvılcımlı; Komünist bir önderin kendiyle “YOL” ayrımı - Derya Uysal

Bu yazı; tüm ömrünü komünist mücadeleye adamış, yaşamının 22 yılını TC Zindanlarında geçirmiş, onlarca kez gözaltına alınmış, işkencelere maruz kalmış, ama davasına, partisine ve yoldaşlarına hiçbir zaman ihanet etmemiş olan Komünist Hikmet Kıvılcımlı‘yı ölümünün 42. yıldönümünde vesilesiyle, saygıyla anmak ve bıraktığı miras üzerine kısa bir değerlendirme ihtiyacıyla doğmuştur.

Hikmet Kıvılcımlı 1902 yılında Makedonya’nın Piriştine kasabasında doğar. Birinci Emperyalist Paylaşım Savaşı’nın Balkanları ve Anadolu’yu saran ateşi içinde pişerek ve savaşın dayattığı göçlere katılarak, daha çocuk yaşta kapitalizmin barbarlığına ve insanlığa tattırdığı büyük acılara tanık olarak büyür. İlköğretimini Kavala’da, Orta öğretimini İstanbul, Kuşadası ve Muğla’da yapar. Kuşadası’nda Rüştiye mektebinde okur. Eğitimi sırasında keskin nişancı olur. İzmir’in Yunan ordusu tarafından işgal edildiği dönemde (15 Mayıs 1919) kurulan gizli gençlik teşkilatına katılır. Menteşe adlı bir gazete çıkarır. Daha sonra Köyceğiz Kuvayi Milliye kumandanlığına getirilir. 1920′de İstanbul’a dönen Hikmet Kıvılcımlı burada Vefa lisesini ve Askeri Tibbiye’yi bitirir. Kıvılcımlı, işgal altındaki İstanbul’da okuduğu yıllarda sosyalist mücadeleyle ve fikirlerle tanışır. Dünyayı sarsan Ekim Devrimi’nin etkisi, “Kurtuluş” ve “Aydınlık” dergileriyle tanışması Hikmet Kıvılcımlı’yı genç yaşta sosyalizm ve TKP saflarına taşır.

Düşünsel derinliği, çalışkanlığı, kararlılığı ve mücadeleye yoğunlaşması yoldaşları arasında sevilmesini, parti örgütlenmesinde hızla ileri bir konuma yükselmesini sağlar. 1925′de TKP’nin Akaretler’de yapılan 2. Kongresinde TKP merkez komitesine seçilir. Aynı yıl Kürdistan’da patlak veren Şeyh Sait isyanını bahane eden Kemalist diktatörlük İstiklal Mahkemeleri kurarak, Takrir-i Sükûn kanunu çıkararak Kürtlere ve komünistlere karşı koyu bir terör ve sürek avı başlatır. İsyancı Kürtler asılıp kurşunlanırken, komünistler de topluca gözaltına alınır, işkenceden geçirilip tutuklanırlar. Komünist Hikmet Kıvılcımlı da, bu anaforda TC’nin eline geçenler arasındadır. İstiklal Mahkemesinde yargılanır ve 10 yıl kürek cezasına çarptırılır. TC, Kuzey Kürdistan’daki isyanı bastırıp, isyancıları katlettikten ve kontrolü bütünüyle ele geçirdikten sonra tüm siyasi tutsaklar için af çıkarır. Bir yıldır tutsak olan Hikmet Kıvılcımlı da bu aftan yararlanır. Aradan daha bir yıl geçmeden, 1927 yılının sonlarında TKP’nin Genel Sekreteri Vedat Nedim Tör ile TKP’nin ideolojik sorunlar sorumlusu olan Şevket Süreyya Aydemir sınıf mücadelesine ihanet ederek, parti arşiviyle birlikte Kemalist diktatörlüğe teslim olurlar. Düşman ele geçirdiği bilgiler üzerinden yeni bir tutuklama saldırısı başlatır. Hemen hemen tüm TKP’liler tutuklanır. TKP bu hainler sayesinde düşman tarafından fiilen tasfiye edilir. Kıvılcımlı da bu saldırıda yeniden tutuklanır. Üç ay hapiste kaldıktan sonra çıkar.

Esirlik Yılları
1929′da İzmir’de ele geçen TKP önderlerinden Laz İsmail çözülür ve yoldaşlarını ele verir. Düşman geniş bir tutuklama saldırısı daha başlatır. Kıvılcımlı yine tutuklananlar arasındadır. Bu kez 4,5 yıl ceza alır. 27 yaşında olmasına rağmen, dokuz yıllık bir partili mücadele deneyimine sahip olan Kıvılcımlı’ya ceza veren hakim, cezayla ilgili ne düşündüğünü sorar. “4,5 yıl kızıl bir profesör olmak için iyi bir süre” cevabını alır. Kıvılcımlı, bir komüniste yakışan bu cevapla düşmanın ağzının payını vermekle, kararlılığını göstermekle, onurlu ve düşman karşısında aman dilemez, isyancı bir tutum takınmakla kalmaz, sözünde durarak Elazığ Hapishanesi’ni kendisi için bir üniversiteye çevirir. 9 yıllık partili mücadele deneyimini ve TKP’nin ideolojik-siyasi çizgisini ve faaliyetini eleştirel bir yaklaşımla sistematik bir değerlendirmeye tabi tutar. Mustafa Suphiler’in katledilmesi ve Komintern’in 4. Kongre sonrasında ideolojik-siyasal, taktiksel ve stratejik bakımlardan savrulmasının ve II. Enternasyonal çizgisine gerilemesinin bütün olumsuzluklarını taşıyan TKP’yi başarılı ve Bolşevik bir yaklaşımla değerlendirdiği, sonuçlar çıkardığı ve “YOL” ismini verdiği ideolojik-politik platformunu bu dönemde oluşturur ve yazılı hale getirir. Kıvılcımlı “YOL”ismini verdiği bu çalışmasında TKP’yi eleştirel ve bütünsel bir yaklaşımla değerlendirir. Sonuçta en önemli proğramatik konularda (Suphiler, parti, parti öncesi akımlar, ulusal sorun, örgütlenme, legalite illegalite, taktik-strateji) o dönemin TKP’sine yeni bir ideolojik-politik platform önerir.

Kıvılcımlı bu önerisiyle aslında, dönemin TKP’sinden düşünsel olarak “Yol”unu ayırır. Ama örgütsel olarak bunu bir türlü yapamaz. Aynı dönemde (1930) TKP’nin tasfiye edilmesine ve Kemalist burjuvaziye yedeklenmesine başkaldıran Nazım Hikmet, partililere kongre çağrısında bulunur. Pavli Adası’nda toplanan kongrede Nazım Hikmet genel sekreterliğe seçilir. TKP’nin tasfiyesine bir karşı çıkış olan bu gelişme karşısında Komintern ve TKP’nin Sovyetlerdeki kadroları harekete geçer. Komintern’deki TKP temsilcisi ile Komsomol temsilcisi, Komintern Yürütme Kurulunun çıkardığı bir bildiriyle Türkiye’ye gelirler. Bildiri Nazım Hikmetin “Troçkist” ve “emperyalizm ajanı” olduğu üzerine yazılmıştır. Bu bildiriyle ülkeye gelen TKP kadroları ayrı parti kurunca, TKP örgütsel olarak ikiye bölünür. Komintern Nazım TKP’sini tanımaz. Hikmet Kıvılcımlı da… Benzer gerekçelerle TKP’nin gidişatına muhalefet eden bu iki komünistin örgütsel olarak yolları burada ayrılır ve ölünceye kadar da birleşmez. Siyasi mücadelenin cilvesine bakın ki, Nazım’ın TKP’den atılma kararını verenlerden biri olan Hikmet Kıvılcımlı daha sonra bu partiden “tard” edildikten sonra ölürken; Nazım yeniden partiye alınmış ve parti üyesi olarak ölmüştür.

Hikmet Kıvılcımlı; “Yol” çalışmasıyla uluslararası komünist Bolşevik geleneğin ışığında, kritik bir dönemde TKP’nın köklerini, Türkiye’nin ve Kürdistan’ın özgünlüğünü araştırarak, gün ışığına çıkararak ve bir platform haline getirerek sınıf mücadelesine ve komünist harekete büyük bir düşünsel hazine sunmuştur. Ama ne acıdır ki, bu hazine ne TKP tarafından, ne de Türkiye ve Kürdistan devrimci hareketi tarafından değerlendirilememiştir. Bir eylem kılavuzuna dönüştürülememiştir. Hatta Hikmet Kıvılcımlı’nın kendisinin bile, bu platformun arkasında ne kadar durduğu, örgütsel-politik sürekliliğini sürdürdüğü, sonuçlarına vardırarak gereklerini yaptığı da tartışılan, tartışılması ve netleştirilmesi gereken bir konudur. Geçmişin komünist deneyimine, birikimine sahip çıkma ve komünist geleneğe bağlanma iddiasında olan her komünist yuvarın bu tartışmayı netleştirmesi, sonuçlandırması devrimci sorumluluk ve tutarlılık iddiasında olanların boynunun borcudur. Bu sorumluluktan kaçanların, tarihi kendinden başlatanların, Komünist Hikmet Kıvılcımlı’nın reformizme, oportünizme, şovenizme savrulan TKP’yi eleştirmek, onu Bolşevik çizgiye çekmek üzere “Yol”da ortaya koyduğu platformun üzerinden atlayanların komünistlik iddiaları tartışmalıdır. Bu iddialar devrimci ciddiyetten yoksundur. Kıvılcımlı’nın takipçisi olduğunu iddia eden “doktorcu” grupların da, geçmiş komünist geleneğin devamı olduğunu iddia edenlerin de, Bolşevik geleneğe bağlanma iddiasındakilerin de üzerinden atlayamayacağı, atlamaması gereken bir eşiktir: “Yol” platformu.

1 Ekim 2013 Salı

Türkiye'nin borç istatistikleri

İMF’ye borcumuz kalmadı diye halkın gözü boyanıyor. Unutmayın, borcun sadece adresi değişti!