30 Kasım 2013 Cumartesi

Mücella Yapıcı 'ittifakları' yazdı: Haziran'ı unuttunuz mu?

Kerameti kendinden menkul adayları merkeze alıp her gün değişen tuhaf ittifaklar politikaları yerine bütün bu taleplerin ete kemiğe büründüğü yerel politik programlar etrafında bir araya gelebilmek en doğru, kolay ve akılcı çözümken nedense bu bir türlü yapılamıyor.

Henüz vakit varken...

Merhaba,

Yine yapılacak işlerin, gidilecek yerlerin, izlenecek gündemlerin arasında kuyruğu kesik uçurtmalar gibi dönenip dururken koca bir hafta geçti gitti... Böylesi günlerde hayatın gerçek gündemini yakalamak oldukça zorlu bir iş haline geliyor. Bu aralar bendenizde tam bir fikir firarı hali var…

İtiraf ediyorum… O kadar hastalıklı hale geldi ki bu vaziyet... Bazen kendimi Hoca Efendi ile Başbakan arasında süren (ya da bilerek sürdürülen) erk savaşında haklıyı tespit etmeye çalışır halde bile bulduğum oluyor… Gülmeyin, durum bu kadar vahim… Neyse ki gündelik hayat bu gibi saçma sapan zihin kaçışmalarına izin vermeyecek kadar zorlu bir mecradan akmaya devam ediyor. O nedenle, “bu konuları akil kumkumalarının eşelemesine bırakıp sonucu beklemekte fayda var” diyerek kendime geliyorum şimdilik.

Ancak bakıyorum da ortalığa, kendine gelmesi gereken bir tek ben değilim galiba. Buyrun, yerel yönetim seçimleri nedeniyle sürdürülen çalışmalara bir bakın. Büyük bir yüzsüzlük, akılsızlık ve de toplumun zekâsıyla dalga geçme hali var ortada.

Yüzsüzlük İktidar saflarında had safhada… Başta Melih Gökçek olmak üzere suratına tükürseniz yağmur yağıyor diyecek tıynette ve yolsuzlukla malul adamlar aday olarak açıklanabiliyor. Onlar da aday konusunda sıkışmış olacaklar ki bakanların aday gösterilmesi durumunda kabineden istifa etmemeleri konusunda devletin yasama organlarından karar bile çıkarıyorlar. Yahu olur mu böyle usulsüzlük, böyle yüzsüzlük? Kimsede “çıt” yok.

Ya ana muhalefet ne yapıyor? Onlarınki ise tam “ya sabır” ve “akılsızlık” hali... Takılmışlar AKP’den oy çalma hayallerine. Bu hayale uygun bir de Sarıgül bulmuşlar üstelik güzelim Haziran’ın kenti İstanbul için… Sonra da çıkmışlar meydana, müttefik aramaya. Tamam, kendileri bilir diyeceksiniz, sana ne… Sana mı kaldı CHP’yi kurtarmak? Hani ayıptır söylemesi nerdeyse öyle hissediyorum da…

Benim asıl derdim Haziran’da elimi tutan çocuğu kurtarmak... Onu sandığa kurban etmemek… Biliyorum o çocuk umudunu kaybetmedi. O çocuk, güzelim Haziran’ı unutmadı hâlâ…

Sokakta direniyor…

Mahkemede direniyor…

Gözaltında direniyor…

Okulda direniyor…

Fabrikada, işlikte direniyor…

Bu umudun ve gücün tek bir kaynağı var. Aklımızı fikrimizi özgür kılarak, hep beraber dünyaya ışık saçmamıza, yıkılamaz sanılan bu ahlaksız düzene meydan okumamıza neden olan Haziran Direnişi.

Ancak görülen o ki, yerel seçim furyasına katılan muhalefet cephesi, bizzat içinde yer aldıkları Haziran Direnişi’nin öğrettiklerini unutup sistemin seçim rutinine kendilerini kaptırmış gidiyorlar.

Oysaki onca şiddete, işkenceye rağmen Taksim Meydanı’ndan yükselen “yaşanılır kent” talebinin milyonlarca yurttaşın “özgürlük”, “barış” ve “demokrasi” talebiyle harmanlanmasının ve tüm dünyanın duyduğu bir çığlık olmasının üzerinden çok zaman geçmedi. Gençlerin, kadınların, emekçilerin, LGBT bireylerinin yaşama dair yükselen taleplerinin haykırışları meydanlarda yankılanıyor hâlâ…

Kerameti kendinden menkul adayları merkeze alıp her gün değişen tuhaf ittifaklar politikaları yerine bütün bu taleplerin ete kemiğe büründüğü yerel politik programlar etrafında bir araya gelebilmek en doğru, kolay ve akılcı çözümken nedense bu bir türlü yapılamıyor.

Toplum yine çaresizlik ve seçeneksizlik üzerinden yeniden kurgulanmaya başladı yavaştan yavaştan…

Sanki Haziran hiç yaşanmamış gibi…

Ama yaşandı.

Biz unutmadık.

İktidar unutmadı, unutamıyor, hâlâ korkuyor…

Ne olur, siz de unutmayın... Yol yakınken bir durun, bir düşünün. Halkın ve sosyalizmin çağrısına bir kulak verin. İki sıkımlık canı kalmış bu iktidarı türlü biçimler ve bahanelerle yeniden diriltmeyin. Tek iktidar yolu olarak gördüğünüz sistem entrikaları sayesinde kazaen kazansanız da kaybeden yine siz olacaksınız… Daha da vahimi sadece siz kaybetmekle kalmayacak hepimizi yine karanlığa ve karamsarlığa sürükleyeceksiniz.

Oysa ki gelecek güzel günlerin ışığı Haziran’daki kadar ısıtmamıştı hiç içimizi… Hiçbir zaman Haziran’daki kadar sevmedik birbirimizi… Haziran’da hep beraber bir gökkuşağının altından geçtik, yedi güzel çocuğumuzu ışıklara bırakarak…

Lütfen kendinize gelin… Henüz vakit var…

Devrim göz kırpmıştı hani, hatırladınız mı?

Mücella Yapıcı kimdir?
İTÜ Mimarlık Fakültesi mezunu. Yüksek mühendis mimar. TMMOB Mimarlar Odası Afet Komisyonu ve TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi Kentleşme, Afet Komitesi ve Çevre Etki Değerlendirme Kurulu üyesi. Taksim Gezi Parkı eylemlerinde Taksim Dayanışması adına pek çok kez söz alarak konuşma yaptı.

Hiç yorum yok: