28 Mart 2014 Cuma

Halk düşmanları: ‘4 adam yollarım 8 füze attırırım!’

YouTube'a yüklenen videolar dün Türkiye'nin gündemine oturdu. Kayıtlarda konuşan kişilerin Dışişleri Bakanı Davutoğlu, MİT Müsteşarı Fidan, Genelkurmay 2'nci Başkanı Güler ve Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Sinirlioğlu olduğu iddia edildi.

Video paylaşım platformu YouTube’a “secim gudumu” adlı bir hesaptan yüklenen ses kayıtları dün Türkiye’nin gündemine oturdu. Yayınlanan ses kayıtlarında Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, MİT Müsteşarı Hakan Fidan, Genelkurmay 2’nci Başkanı Yaşar Güler ve Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Feridun Sinirlioğlu olduğu iddia edilen kişilerin yaptığı toplantıda, ‘gayri nizami’ teknikler ve çeşitli provokasyon yöntemleri kullanılarak Suriye'ye yapılması planlanan askeri müdahalenin koşulları organize ediliyor. Toplantıda Hakan Fidan olduğu iddia edilen kişi, Suriye'ye saldırmanın meşru gerekçesini oluşturmak için “Süleyman Şah Türbesi’ne saldırı düzenlemeyi ve bunu Esad güçleri yapmış gibi göstermeyi” öneriyor. Davutoğlu olduğu ileri sürülen kişi ise “Başbakan’ın seçim gündeminde operasyona sıcak baktığını” aktarıyor.

PROVOKASYON PLANLANIYOR
Kamuoyunda, seçimler yaklaşırken yolsuzluk ve rüşvet konusundaki iddiaları sümenaltı etmek için Başbakan Erdoğan’ın Suriye ile savaş çıkarabileceğinden endişe edilirken, dün video paylaşım platformu Youtube'a “Başçalanın Seçim Güdümlü Savaş Planı” başlıklı ses kayıtları düştü. Ortam dinlemesiyle elde edildiği anlaşılan ses kayıtlarında, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, MİT Müsteşarı Hakan Fidan, Genelkurmay 2’nci Başkanı Yaşar Güler ve Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Feridun Sinirlioğlu’nun bir toplantı düzenlediği ve Suriye ile girilecek savaşın koşullarını yaratmaya çalıştıkları iddia ediliyor.

FİDAN'DAN 'YARATICI' ÖNERİLER!
Çeşitli provokasyon ve algı yönetim planlarının konuşulduğu ses kaydında, toplantıya katılan isimler Suriye’ye yapılması planlanan askeri operasyonun kamuoyuna nasıl sunulacağına dair fikirler paylaşılıyor. İki bölüm şeklinde paylaşılan ses kaydında, toplantıya katılan isimlerin savaş için istekli tavırları ve toplumu kışkırtma konusundaki “hassasiyetleri” dikkat çekiyor. Özellikle Fidan olduğu iddia edilen kişinin “Gerekirse Suriye’ye 4 adam gönderirim. Türkiye'ye 8 füze attırıp savaş gerekçesi üretim, Süleyman Şah Türbesi'ne de saldırtırız” sözlerinin ardından, Davutoğlu iddia edilen kişinin, “Başbakan'ın Süleyman Şah’a saldırı düzenlenmesine bu konjonktürde olumlu baktığını” aktarması toplantının öne çıkan ifadeleri arasında yer alıyor.

YouTube’a “secim gudumu” adlı hesap tarafından yüklenen ve Suriye'ye yapılacak saldırının koşullarının yaratılması için Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, MİT Müsteşarı Hakan Fidan, Genelkurmay 2'inci Başkanı Yaşar Güler ve Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Feridun Sinirlioğlu’nun katıldığı iddia edilen toplantı kayıtlarının dikkat çekici kısımları şu şekilde:
***
Saldırı öncesi kılıf bulunmaya çalışılıyor
Ahmet Davutoğlu: Yalnız diğer şeyi yarım kaldı ben tam anlayamadım. Dışişleri’nin yapması gereken ne? Yok şey için söylemiyorum. Bizim yapacağımız başka şeyler var. Eğer buna karar verirsek bizim bugün Birleşmiş Milletler’e, Suriye rejiminin İstanbul Konsolosluğu’na herhangi şey gerekirse bir bildirimde bulunmamız gerekiyor değil mi?

Feridun Sinirlioğlu: Yalnız orada harekata karar verirsek, sürpriz etkisi olması lazım yani. Böyle bir şey yapacaksak. Ne yapacağımızı bilmiyorum da neye karar verirsek verelim önceden haber verirsek doğru olmaz.

A.D.: Yahu tamam da onun bir hazırlığını yapmak lazım, Uluslararası hukuk açısından açığa düşmemek için, içeride Cumhurbaşkanı’yla konuşurken aklıma geldi, bizim Türk tankı girdiğinde zaten girmiş olmuyor muyuz?

Y.G: Oluruz.

A.D.: Hayır şimdi uçakla girmekle tankla girmek arasında...

Y.G.: Suriye Başkonsolosluğu’na şu belki söylenebilir, IŞİD (Irak İslam Şam Devleti) şu anda zaten rejim ile beraber çalışıyor, oradaki bir Türk toprağıdır. Oraya kesinlikle...

A.D.: Ama söyledik. Bu konuda daha önce nota verdik.

Y.G.: Suriye’ye.

A.D.: Evet kaç defa nota verdik. Onun için açıkçası ben Genelkurmay Başkanımızın bizim bakanlıktan beklentisini bilmek isterim.

Y.G.: Belki bunu kastediyordur, ben bilmiyorum, Hakan Bey ile görüşmüş.

H.F: Yani bu kısmını söyledi de sonra detayına girmedik.

Y.G.: Belki bunu kastediyordur yani Suriye’ye bir nota.

H.F.: Belki de koordine görevi Dışişleri’ndedir.

A.D.: Koordine iç savaş diplomasiyi koordine ederim ama askeri...

F.S.: Ben orada da söyledim. Bir kere durum farklılaştı. Bir kere IŞİD’e dönük harekatın uluslararası hukuk zemini var. Bunu El-Kaide diye tanımlayacağız, El-Kaide çerçevesinde orada bir sıkıntı yok. Ayrıca hele şimdi iş Süleyman şah Türbesine gelince zaten ülke toprağını savunma söz konusu.
***
 '2 bin TIR gönderdim'
H.F.: 2000’e yakın TIR gönderdik biz oraya.

Y.G.: Bence orada silaha ihtiyaç yok. Benim şahsi görüşüm. Orada mühimmata ihtiyaç var. Evet efendim. Sayın Bakanım Hakan Bey burada, bir tane general verelim dedik. Hakan Bey burada sağolsun o başta kendisi istedi. Biz verelim dedik. Generali belirledik. General gitti.

F.S.: Pratik olmak gerekirse savunma bakanımızın derhal bu millet için gerekli imzayı atması lazım. Tekrar Başbakanımızın çok açık bir şekilde bu talimatı vermesi lazım.

A.D.: Esas beni bu gece.

Y.G.: Bu gece efendim hiç sorunumuz yok.

F.S.: Bu gece harekat emri verilmiş zaten.

Y.G.: Biz harekat yıldırım mesajı yayınladık. Hakan Bey kendisi biliyordur belki.

A.D: Hakan, tank göndermeye kalksa orada bunun komplikasyonları nedir?

H.F.: Şimdi koordinasyon olmadan, güç dengelerini göze aldığımız zaman.

Y.G.: Zaten biz onun için MİT’in koordinesini istiyoruz sayın bakanım.
***
‘4 adam gönderirim, 8 füze attırırım’
H.F.: Şimdi bakın bakın komutanım şimdi biz gerekçeyse gerekçeyi, ben öbür tarafa 4 tane adam gönderirim, 8 tane boş alana füze de attırırım. Problem değil o! Gerekçe üretilir. Olay böyle bir iradenin ortaya konması.

F.S.: Şimdi şunu söyleyeyim, 10 dönümlük arazi. Burada 10 dönümlük bir yurt toprağı uluslararası hukukta çok sağlam bir gerekçe ayrıca meşruiyeti açısından da böyle bir harekatın IŞİD’e karşı bir harekatı yapıyor olmak bütün Dünya arkamızda olur. Bin kere onda hiçbir tereddüdünüz olmasın.

Y.G.: Hayır hiçbir tereddüdümüz yok.

F.S.: Hayır ben hepimize söylüyorum. O konuda yani.

Y.G.: Yani biz oradaki kuvvetler 1 senedir hazır bekliyor sayın bakanım. Dün aldığımız bir tedbir değil, 1 yıldır orada adamlar.
***
“Gerekirse Süleyman Şah’a saldırtırım”
H.F.: Biz niye illa Süleyman Şah’ı bekliyoruz ben onu anlamadım.

A.D.: Biz şeyi diplomatik olarak yapılabilecek her şeyi yaptık.

F.S.: Gerekçe lazım sağlam gerekçe...

H.F.: Hayır ben gerekçe üretirim ya gerekçe problem değil. Gerekirse oraya da ( Süleyman Şah Türbesi) bir saldırı düzenleriz, oraya da biz saldırtırız önden canım. Şey yaparız yani ben şeyi anlamaya çalışıyorum.

A.D.: Laf aramızda Başbakan telefonda bu (Süleyman Şah türbesine saldırı) gerektiğinde bir imkan gibi de değerlendirilmeli bu konjonktürde dedi yani.

F.S.: Bunlar yapılır tabii gerekirse her şeyi yaptırırız da yani.

H.F.: Yani bu kadar şeyi kullanmaya biz hazırsak yerinde ve zamanında amacını biz belirleyerek yapalım biz.

A.D.: Hakan yani dediğin kadar, kastettiğin bir strateji eksikliği dolayısıyla bir gerekçe üretmek şeyiyse doğru haklısın. Yahu şu adamlara karşı...
***
ABD ile saldırı pazarlığı
A.D.: Oraya geçeceğiz tamam bak alın geliyorum. Bir daha Amerikan Dışişleri Bakanı’na sert tedbir alalım diyemezsiniz.

H.F.: Şimdi hocam bakın benim dediğim şu...

A.D.: Adam der ki, sen kendi toprağını bile savunmadın, efendim biz çoğu kere dostane görüştük aramızda, çoğu zaman Kerry bana aynen şunu söyledi “Peki siz kararınızı verdiniz mi” dedi bu vurma ve şey yapma...

Y.G.: Efendim biz verdik, 100 kere verdik. Amerika’yla.

F.S.: Şimdi bakın 3 gün önce geçen gün Genelkurmay’dan bir şey olmuş, bu şey geldi kriz koordinasyon toplantısı yapmışlar. İlk defa ben görüyorum onu.

Y.G.: Hayır devamlı yapıyoruz onu!
***
‘Bomba, momba, mühimmat... Muhaliflere yardım etmeliyiz’
Y.G.: İvedi olarak Hakan Bey’in desteklenip silah ve mühimmatı muhaliflere ulaştırmasını sağlamamız lazım. Sayın bakanla konuşmanız lazım. İçişleri bakanımız, savunma bakanımız. Bunu konuşmanız lazım bir yere getirmeniz lazım sayın Bakanım. Yani ben size katılıyorum. Bir defa yani onu tartışmıyoruz da. Ben Suriye’nin yapabileceği şu anda farklı şeyler var.

A.D.: Sayın Paşam, zaten adamların kapasitesini bildiğimiz için biz girmeyelim diyoruz.

Y.G.: Şimdi bakın efendim. MKE bizim sayın bakanın emrinde değil mi efendim? Efendim yani şu anda parayla Katar mühimmat arıyor. Peşin para üretsin versinler. Sayın bakanın emrinde.

A.D.: İşte burada entegre hareket edemiyoruz, koordine olamıyoruz.

Y.G.: O zaman sayın Genelkurmay başkanı ile sayın bakanı aynı anda çağırsın sayın Başbakanımız. Yanında konuşsun efendim.

A.D.: Onun için Feridun Bey’le biz yalvardık Başbakan’a neredeyse beraber bir toplanalım bu işin gidişi kötü diye.

Y.G.: Bir de kalabalık olmasın sayın Bakanım. Zatıaliniz olsun, sayın savunma bakanı, İçişleri bakanımız bir de Genelkurmay Başkanımız, dördünüz oturun. Bu kadar kimseye ihtiyaç yok. Çünkü oradaki ihtiyaç sayın Bakanım silah ve mühimmat. Silah da değil mühimmat. Biraz önce konuştuk biz şimdi efendim. 1000 kişilik bir ordu kuruyoruz diyelim orada. Biz bunun asgari 6 aylık mühimmatını burada depolamadan bu adamları oradaki muharebeye sokarsak sayın Bakanım iki ay sonra bu adamlar bize döner.
***
‘Politikalarımız pespaye oldu’
F.S.: Küresel ve bölgesel jeopolitikte ciddi kaymalar var. Bugün siz söylediniz, başkaları da destek oldu... Şimdi farklı bir oyuna doğru gidiyoruz. Bunları da görmemiz lazım.

Y.G.: Sayın Bakanım. Biraz önce zatıaliniz içerideyken onu konuştuk. Açık açık. Yani bu silahlı kuvvetler her dönemde sizlere lazım olan bir tool.

A.D.: Tabi canım. Sizin gıyabınızda da hep Başbakan her yerde konuştuğumuzda ben akademisyen şeyiyle söylüyorum hard power olmadan bu topraklarda durulmaz. Ama hard power olmadan soft power olmaz. (Sert güç olmadan yumuşak güç olmaz.)

F.S.: Ulusal güvenlik politize edildi. Yani Türk tarihinde ben böyle bir şey hatırlamıyorum. İç politika konusu haline geldi. Artık tamamen ülke topraklarını, sınır güvenliğimizi, oradaki egemen toprağımızı falan savunmakla ilgili tamamen ulusal güvenliğimizle ilgili yaptığımız konuşmalar son derece pespaye, bir ucuz iç politika malzemesi haline geldi.
***
‘Devlet çalışmıyor’ 
H.F.: Yahu ben bir şey söylüyorum, şimdi biz bunu vermeye hazırsak, biz şu ana kadar çoktan bu kararı vermiş olmalıydık. Elimizde tehdit ve menfaatlerden dolayı benim anlatmak istediğim bu. Yani devlet olarak acziyet, stratejik kararı...

A.D.: Evet o kararı çok daha küçük ölçekte verseydik bugün bu tercihle karşı karşıya kalmazdık.

Y.G.: Hayır bir dakika, biz bu kararı verdik.

H.F.: Uygulanmadı...

Y.G.: Kararı uygulayamıyoruz, yani çeşitli nedenlerle felç olmuş vaziyetteyiz yani sıkıntımız o anlamda sayın Bakanım. Devletin enstrümanları çalışmıyor şu anda.

A.D.: Peki biz bundan cayacak mıyız yani?

Y.G.: Hayır caymayacağız sayın Bakanım caymayacağız.

A.D.: Neyse peki öbür tarafa geçelim.

24 Mart 2014 Pazartesi

AKP’nin sokak gladyosu: 1453

Zirve, Hrant Dink ve Rahip Santoro cinayetlerinin tetikçiliğini yapanlar Alperenler içerisinde kümelenmiş serseri, lümpen, uyuşturucu kullanan kişilerdi. AKP ve Cemaat birlikte belirli bir süre bunları kullanmıştır. Şimdiyse Alperenler BBP’nin Genel Başkanının son demeçlerinden de anlaşılacağı gibi Cemaatin yanında tavır almış durumda ve himayesindedir bu kontra örgüt. Bu yüzden biz burada 1453 adlı diğer bir kontra grup hakkında biraz bilgi vermek istiyoruz. Çünkü önümüzdeki dönemlerde adını sık sık duyacağız diye düşünmekteyiz bu grubun.

çArşı - Beşiktaş SK ve Fenerbahçe’ye karşı ve de nihayet Kasımpaşa’da 1453 adıyla grup kurdular. Belirttiğimiz gibi bu grubu o dönem sık sık liglerde provokasyon amaçlı girişimlerinden duyar olduk. Ve 1453 ismini yine bir kez daha Okmeydanı provokasyonun da gördük. Nettir: Bu 1453 adlı grup eski kontrgerilla subayları ve yöneticileri tarafından kurulmuştur.

Bu grup AKP eliyle polis ve MİT içinde örgütlenmiş durumdadır. Yukarıda da belirttiğimiz gibi bunlar önce Cemaatin denetimindeydi 17 Aralık hırsızlık ve rüşvet operasyonundan sonra 1453 adlı grup AKP’nin yeniden şekillendirmeye çalıştığı bir kontra yapı durumunda şuan. Tıpkı 1965’li yılları andıran o kuşağın attığı sloganları attılar Okmeydanı’nda, o dönemin sloganı neydi peki? “TİP TİP tipsizler Allahsız komünistler”, bu slogan aynı zamanda 16 Şubat 1969 tarihinde Taksim Meydanı’nda ABD’nin 6. Filo’sunu protesto etmek için ’76 gençlik örgütünün toplandığı sırada atılan slogandır da. Okmeydanı’nda da aynı sloganı görüyoruz: “TİP TİP tip tipsizler.”

Slogana bakınca o kuşağın neredeyse hatırlamadığı ama bugün 65’li yıllara gittiğimizde bu sloganları atanların CİA’in Komünizmle Mücadele Dernekleri üzerinden örgütlediği gericileri olduğunu görürüz. O dönem Türkiye İşçi Partisi’nin (TİP) 15 milletvekiliyle birlikte TBMM çatısını sarstığı dönemlerdir ve İslamcı gericiler yine komünizmle mücadele yürütüyoruz yaygarası altında orada faaldir ve provokasyon peşindedir. 

Döneminde CİA’in finanse ettiği bu kontra yapıyı Türkeş'in basın danışmanlığını da yapan, gazeteci Avni Özgürel derneğin kuruluşunu şu şekilde anlatıyor: "Arkadaşlar Ankara'da derneği kurdular ama kirayı ödeyecek, bir masa, bir sandalye alacak kadar paraları bile yoktu. Bunun üzerine Amerikan elçiliğine gidip yardım aldılar. Oradan alınan 7.500 TL ile masraflar karşılandı."

Özgürel burada mütevazı davranıyor, oysa Komünizmle Mücadele Derneklerinin masrafını CİA karşılamaktan çekinmemiştir. Hatta o dönemin kurucuları maaşlarını çaycısına kadar CİA’dan almıştır.

Bugüne gelelim: 12 Mart 2014 Okmeydanı silahlı çatışması olaylarının sorumlusu gruplardan biridir. Zira "Emanetler" ile 500 kişi toplanan bir gruptan söz ediyoruz. Kahvelerden toplanmış lümpen, serseri ve uyuşturucular yığınından ibaret gibi görünmektedir. Olayın yüzeysel yanı öyledir, ailesi tarafından dışlanmış ama Polatçılık oynayacağız diyen sözüm ona milliyetçi liseli sivilceli ergen gençlerdir. Fakat öyle değildir ve işte AKP’de buna oynamaktadır, çoğunun MHP gibi yapılarla ilişkisi olmamasına rağmen MHP sempatizanlığını yapan güruhtur ve din sosuyla milliyetçilik oyunu oynayan Tayyip kliğinin “Milliyetçiliği, ayaklarının altına almış bir iktidarız” söylevinin paspas konumundadır.

Evet, zavallıca bir durumdur, 28 Şubat’tan sonra AKP’nin yeni Gladio’yu polis ve MİT içinde örgütlediğini görüyoruz. Daha çok Cemaatin denetiminde (Özel Hareket Dairesi) gelişmiş olsa da tasfiye edildiler büyük ölçüde. AKP’nin tribünlerde Beşiktaş, Fenerbahçe, Kasımpaşa vb. gibi 1453 grubunu kurmasının sebebi sokak hareketleridir. Tayyip kliğinin yolunu kesip, “Tayyip abi sen bu yola kefeninle nasıl çıktıysan biz senin sıkıntılı gününde bu kefeni giymeye geldik” diyen yeni yetme a-politik seviyesiz bir gençlik yığınıdır. Çünkü sokak gücü budur, bir nevi AK gençliğin milis gücüde diyebiliriz. Burada her şeyi kullanacaklar, dini – milliyetçiliği her şey suiistimal olmaya programlanmıştır. Özetle kavganın sokakta tayin edileceği süreçlere eğriliyoruz. Sokağa hakim olan siyasete de söz sahibi olacaktır. Çünkü AKP sokakta direnecektir.

Sokağı terk eden kaybedecektir. 
Komünizmle Mücadele Derneği: Türkiye’de ilk Komünizmle Mücadele Derneği’nin kuruluş başvurusu Zonguldak’ta 1948 yılında yapılmıştı ve dernek kuruluşuna kadar (gayri resmi olarak) 1950 yılında faaliyete geçmişti ve 1953 yılına kadar çeşitli etkinlikler tertipledi. Kuruluş için ikinci girişim İstanbul’da gerçekleşti. Komünizmle Mücadele Derneği'nin ilk şubesi 7 Aralık 1956 tarihinde İstanbul’da kuruldu ve çalışmalarını 27 Mayıs 1960 sonrasında sona erdirdi. Türkiye çapında CIA destekli sol karşıtı kontrgerilla faaliyetleri etkili bir biçimde sürdüren Türkiye Komünizmle Mücadele Derneği ise 1963 yılında kuruldu. Derneğin çalışmaları, 1965 yılında genel başkanlığa Toprak Dergisi sahibi İlhan Egemen Darendelioğlu’nun geçmesi ile hızla yaygınlaştı. 1965’de 27 olan şube sayısı kısa sürede 110’a çıktı. 1965 yılından itibaren İzmir, Antalya, Adana, Erzurum, Kars ve Trabzon’da mitingler düzenledi. Fethullah Gülen bu yıllarda Erzurum’da Komünizmle Mücadele Derneği’nin kurucuları arasında idi. Derneğin önde gelen üyeleri, daha sonra İlim Yayma Cemiyeti'nin kuruluşuna da önayak olmuşlardır.
Dönemin Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel derneğin fahri başkanıydı, 16 Temmuz 1965 tarihinde, TİP'in Bursa mitingine yapılan saldırı sonrasında Komünizmle Mücadele Derneği fahri başkanlığından ayrılmıştı. Bunun üzerine Adalet Bakanlığı dernekle ilgili soruşturma başlattı ve dernek sonradan kapatıldı.

22 Mart 2014 Cumartesi

Engellemelere karşı Twitter’a erişmek için ne yapmalı?

Twitter yasağının DNS yöntemiyle aşılmasını önlemek için Twitter’a ait IP (Internet Protokol) adresleri de engellenmeye başlandı.

Sabah saatlerinde Twitter’a yönelik erişim engelini kaldırmak için yaygın olarak kullanılan Google DNS’lerin de (Domain Name Server) engellendiği ortaya çıkmış, kullanıcılar gün içerisinde farklı DNS servisleri kullanarak siteye ulaşabilmişlerdi.

Mahkeme kararı, TİB uygulaması, DNS engeli de çözüm olmayınca akşam saatlerinde Twitter’a erişimi engellemek için siteye ait IP (Internet Protokol) adresleri doğrudan engellenmeye başlandı.

Engellemenin internet servis sağlayacılarına yapılan talep sonucu gerçekleştiği düşünülüyor. IP tabanlı engellemeler söz konusu olduğunda DNS (alan adı sunucusu) ayarlarında yapılan değişikler yasağı aşmak için yeterli olmuyor.

Twitter yasağını başka bir boyuta taşıyan IP tabanlı engellemeyi aşmak için kullanıcılar öncelikle şu yöntemleri öneriyor:

https://tweetdeck.twitter.com adresi üzerinden Twitter’a ulaşılabiliyor.

Google Chrome tarayıcısını kullananlar ‘Zenmate’  ya da ‘Hola Better Internet’ eklentilerinden birini kurarak Twitter’a erişim sağlayabiliyor.

Mozilla Firefox tarayıcısında ‘Anonymox’ eklentisi kurularak Twitter’a erişim sağlanabiliyor.

Android ve İOS tabanlı akıllı telefonlarda ‘Opera Mini’ tarayıcısıyla Twitter yasağı şimdilik aşılabiliyor.

Windows Mac ve Linux tabanlı bilgisayarlarda kullanılabilen TOR tarayıcısıyla da engelli web sitelerine takibe uğramadan ulaşılabiliyor.

Özel Sanal Ağ’lar Virtual Private Network-VPN, internet kullanıcılarına sanal ortamda ‘anonim’ kalma şansı sunuyor hem de yasakları aşmayı sağlıyor.  2014 yılının en güvenilir VPN servislerinin listesine buradan ulaşabilirsiniz.
FKBC: Ayrıca sansür ve yasaklara karşı RedHack, Anonymous, Telecomix ve çeşitli grupların ortak çalışmalarıyla gerçekleştirdikleri uygulamalı bilgilendirme metni.

9 Mart 2014 Pazar

#FKBC: HDPninYanında FaşizminKarşısındayız

Malum İzmir Urla, Aksaray ve son olarak dün Ordu’da yaşanan gerginliklerin ardından Muğla’nın Fethiye ilçesinde HDP’nin seçim bürosu açılışında yaşanan gerginlik faşist çağrılarla devam ediyor. Öyleki HDP binasının karşısındaki binanın çatısına çıkan bazı kişiler, çatıdaki kiremitleri atarak ilçe başkanlığının camlarını kırdı. Bazı faşistlerde büronun yanındaki binanın çatısından sopayla HDP’nin tabelasını düşürmeye çalıştı.

Olay yerine gidenler kaymakam, emniyet müdürü, ilçe jandarma komutanı ve belediye başkanı gruptakileri güya sakinleştirmeye çalıştı. Güya diyoruz çünkü, parti binasında asılı bulunan HDP tabelasını indirenler izinlerini kaymakam, emniyet müdürü, ilçe jandarma komutanından almıştı.

Görmemiz gereken legal bir partinin binasına saldırıp tabelasını indirilebiliyorsa başka bir ilçede de AKP - CHP ya da başka parti tabelaları indirilse ne olacak. Demokrasi mi?

Bizlerde söz edilen hiçbir düzen partisini benimsemiyor, oy vermiyoruz: saldırmamız mı gerekir? Örneğin şimdi siz de Şişli'de AKP tabelasını indireyim deyin polis, kaymakam, itfaiye yardımcı olacak değil mi? Demokrasi, farklılıklarımızı kabul etmek, saygı gösteremiyorsak bile birbirimize tahammül edebilmektir.

Ve önemli bir uyarı yapalım, HDP’ye saldırılar da bugün gördüğümüz görüntüler bizlere Maraş’ı, Sivas’ı çağrıştırdı. Ortada derin bir provokasyon olduğu aşikar, bu konuda duyarlı olmamız söz konusu. Son olarak sayfada genellikle eleştirmesini bilmeden kendince eleştirdiğini sananlara tartışmanın da üslubu vardır diyerek ve bu vurguyu yaparak cevaplar veriyorduk ama bu son saldırılarla görülüyorki ne sözden ne de sorgulamaktan bi’haber ve resmen milliyetçilik yapanlar söz konusu. Bu yüzden bizler FKBC olarak milliyetçiliğin her türlüsüne karşıyız, bu kimden gelirse gelsin. Eleştiriyorum diyerek yapılan hakaretler, aşağılamalarsa akıl tutulması ve açıklaması yapılamayan hezeyenlardır.

Milliyetçilik tarihte hiçbir toplumu ilerletmemiş aksine geriletmiş ve çürütmüştür. Bizlerin elindeki tek sermayemiz insanlığımızdır, bu bakış açısıyla yola çıkıp, birbirimize empati kurarsak daha sağlıklı olacağı kanısındayız. Tabi o saçma sapan ve bizleri şaşırtmayan tek düze yorum yapanlar becebiliyorsanız sizlerde deneyin deriz.

Devletinize de şunu diyoruz HDP’ye siyaset yaptırmayanların başında da İç İşleri Bakanı denen zat geliyor ve sorumludur, öyle ki devlet önlem almak şöyle dursun seyrediyor. Kendisi söz konusu olunca akla hayale gelmeyen güvenlik ömlemlerini en üst seviyede alan iktidar HDP vb.’leri söz konusu olunca seçim güvenliğini uygulamıyor, işte biz buna gündelik faşizm diyoruz. Ve yaşanacak her şeyin sorumlusu olarakta ulu orta her yerde böbürlenen ve naralara atan gerici iktidar partisinin şefi olacağını söylemek istiyoruz.

Öyle ya medyada, Kürtlere saldırılınca ‘Gerginlik’, Kürtler saldırınca ‘Bölücü terör örgütü yandaşlarının provokasyonu’ oluyor. HDP'ye saldırılar karşısında AKP kamu güvenliğini sağlıyamıyorsa, kendi güvenliğini sağlamak ve çakallara anladıkları dilden cevap vermek artık meşru bir olay olur.

Bilinsin isteriz!

Hedefimiz faşizmin köklerini kazımaktır!
Kahrolsun her türden gericilik!
Faşizme karşı omuz omuza!
Yaşasın devrim dayanışma!

5 Mart 2014 Çarşamba

Stalin: Söylence ve Gerçeklik - William B. Bland

Komünist Liga – Britanya- Haftasonu Okulunda Verilen Konferans - 1977

Giriş

Bildiginiz gibi Komünist Liga, Sovyetler Birligi tarihinin tümünü kapsayan bir dizi rapor yayimlama süreci içindedir ve bu raporlar, Sovyet Komünist Partisi’nin Genel Sekreteri makamini elinde tuttugu uzun dönem boyunca Stalin’in oynadigi rolü tam olarak açikliga kavusturacaktir.

Ne var ki, yoldaslar Stalin’in rolüne iliskin bu konferansin verilmesini istediler. Bununla birlikte, bunun, ancak arastirma programinin bu bölümünün bitirilmesine kadar geçerli olabilecek egreti ve geçici bir analiz olacagini takdir edersiniz.

Baslarken, Komünist Liga’nin Stalin’in rolünü birinci derecede önemli bir sorun olarak görmedigini söylemeliyim.

Stalin’in Sovyetler Birligi Komünist Partisi’nin (SBKP) Genel Sekreteri oldugu dönem içinde -1922’den öldügü 1953’e kadar- hem SBKP içinde hem de (1943’de dagitilmasina kadar) Komünist Enternasyonal içinde bazi suç derekesinde hatali politikalar izlendigine süphe yoktur. Bu politikalarin yanlisligini kabul etmemiz, onlardan gereken dersleri çikarmamiz ve bu dersleri Britanya’da sosyalist devrimin zaferi programiyla kaynastirmamiz, yasamsal önem tasimaktadir.

Fakat, belirli bir bireyin -bu Stalin’inki gibi son derece önemli bir rol olsa bile- SBKP’nin -dogru ya da hatali- politikalarindaki rolü, bizce birinci derecede önemli bir sorun degildir.

Gene de, kendilerini Marksizm-Leninizme sadik sayanlar ve revizyonist egilimlere karsi çikanlar arasinda bile öylesine büyük bir kafakarisikligi var ki, yoldaslarin, arastirmamiz bunu olanakli kildigi ölçüde Stalin’in rolünün kabataslak bir çiziminin sunulmasini istemeleri anlasilabilir birseydir.

3 Mart 2014 Pazartesi

Sokak özgürleştirir...

Büyük altüst oluşlar, sokakta gerçekleşmiştir. Sokak belirleyicidir, değerlidir, önemlidir. Bu yüzden eğer gerileyecekse faşizm, gericilik ve piyasacılık ve bu hesaplaşma tam anlamıyla bu güçlerle olacaksa sokaklarla olacaktır. İddası olan sokağı seçer, sokağa yönelir. Sosyalist sol ve komünistler salt sokakta kazanmaz: evet! Ama sokağın nabzını tutmak büyük bir silahtır, düzen güçleri böyle geriletebilir. Tarihte de böyle olmuştur, sokağı terk eden iflah olmamıştır. 

Sokağı dejenere etmeden, sokağı amaçlamalıyız!
Sokak  özgürleştirir!

2 Mart 2014 Pazar

Önder Babat anılıyor...

Devrimci Hareket Dergisi bürosu önünde katledilen yoldaşımız Önder Babat’ı, katledişinin 10. yılında vurulduğu yerde anıyoruz. Tüm devrimci demokrat yurtsever kamuoyunu 3 Mart 2014 saat 18:45'te Taksim, İstiklal Cad. İmam Adnan Sokak'ta yapacağımız basın açıklamasına davet ediyoruz.
Devrimci Hareket Dergisi 

1 Mart 2014 Cumartesi

Venezuela Büyükelçisi'nden Deniz Gökçe'ye yanıt

Venezuela Büyükelçisi Jose Gregorio Bracho Reyes, Akşam gazetesi yazarı Deniz Gökçe'ye, Venezuela hakkındaki yazıları nedeniyle yanıt verdi. Reyes, şiddet kullanılarak yapılan protestoların halkçı anayasayı faşistçe değiştirmeye çalıştığını vurguladı.

Akşam gazetesi yazarı Deniz Gökçe, 14 Şubat 2014 tarihinde yazdığı "En 'perişan zengin' ülke Venezüella!" ve 23 Şubat 2014 tarihinde yazdığı "Petrol var ama enflasyon %305" başlıklı yazılarda, Venezuela'yı "ideolojik siyasetin ekonomiyi nasıl perişan ettiğinin en güzel örneği" olarak nitelendirmişti.

Venezuela Bolivar Cumhuriyeti Türkiye Büyükelçisi Jose Gregorio Bracho Reyes, Gökçe'nin bu iddiasına bir yazıyla cevap verdi. Büyükelçi'nin yazısının tamamını okurlarımızla paylaşıyoruz:

Sayın Deniz Gökçe, Venezuela saygıdeğer bir ülkedir,

Aşağıda, hizmetiniz karşılığı paranızı ödeyenler tarafından aldığınız emirler doğrultusunda, geçtiğimiz günlerde yayınlama görevi tarafınıza verilmiş olan bir dizi yalana açıklık getirecek bazı gerçeklerden bahsedeceğim.

Komutan Chavez, sadece geleceğe mutluluk ve inançla bakan bir Vatan’ın yaratıcısı olmakla kalmadı, aynı zamanda, bugün itibariyle hiçbir zaman sahip olamadığı kadar çok güce sahip olan, 19. yy’da Simon Bolivar tarafından düşlenen ve önerilen Latin Amerika Birliği Projesi’nin de mimarı oldu. CELAC, UNASUR, ALBA, PETROCARIBE, BANCO DEL SUR ya da TELESUR’un ne anlama geldiği hakkında bir fikriniz var mı? Hugo Rafael Chavez Frias gerçeği olmasaydı, bugün bu entegrasyon mekanizmalarının varlığından söz edemezdik.

Aşikâr olan, sadece Başkan Chavez iktidara geldiğinde petrol fiyatlarının yerlerde olduğu değil (8 dolar), aynı zamanda emperyalist istihbarat teşkilatlarının marifetiyle OPEC’in de ağır yaralı bir organizasyon haline getirilmiş olmasıydı. Chavez sayesinde, OPEC’e yeniden can verildi ve değeri bu kadar yüksek olan, yenilenemeyen bir doğal kaynak adil fiyatlara ulaştırıldı.

Diyorsunuz ki Venezuela’da “petrol halka dağıtılıyor” ve bununla bizi dünyaya ifşa ettiğinizi hatta bundan utanacağımızı düşünüyorsunuz. Aksine, herkesin refahını ve iyi yaşam koşullarını garanti altına almak için, petrolle üretilen zenginliği tabii ki vatandaşlarımıza paylaştıracağız. Aynı zamanda sizi temin ederim ki, Chavez öncesinde, yani IV. Cumhuriyet döneminde, Venezuela petrolünden elde edilen kazanç, sadece Venezuela elitlerinin yurtdışındaki banka hesaplarını şişirmeye hizmet etmekteydi ve 90’lı yıllarda Venezuela’da yoksulluk oranı %80 gibi utanılacak bir seviyeye erişmişti. Bununla beraber, nüfusun genelinin beslenememe oranı %21’i geçecek seviyeye dayanmıştı.

Size bir takım rakamlar ve bilgiler vereceğim, çünkü gördüğümüz kadarıyla, konuştuğunuzdan ve de yazdıklarınızdan konuyla ilgili hiçbir fikriniz olmadığını anlıyoruz, zira Çağdaş Venezuela tarihini okuma zahmetinde bulunmamışsınız. Size ödeme yapanlar için önemli olan, tam bağımsızlığı mümkün kılacak tek yol olan sosyalizm ile yolu kesişmiş olan bir ülkeyle ilgili bir dizi fikir oluşturmaktır.

Venezuela’da biz “petrol ekiyoruz” ve diğer birçok şeyin yanı sıra bahsettiklerimizin tümünü aşağıdaki örneklerde görmek mümkündür:

• Venezuela’da okul öncesinden üniversiteye kadar eğitim-öğretim ücretsizdir.

• Yaşları 15 ila 24 arasında değişten gençlerin % 79’u okumakta ve bunların % 67’si devlet okullarında öğrenim görmektedir. Bütün okullar yemekhaneye sahiptir. Bunun dışında öğrencilerin büyük bir kısmı burslardan veya devlet yardımlarından yararlanmaktadır.

• 15 yılda hükümet 58.236 devlet okulu inşa etmiştir.

• Venezuela üniversiteye kayıt oranında tüm Latin Amerika’daki en yüksek kayıt rakamlarına ulaşan ikinci ülke konumundadır. Temel eğitim kayıt oranı ise % 85 olup, bu oran Venezuela’yı en yüksek kayıt olma oranına sahip ülkeler arasında beşinci sıraya yerleştirmektedir.

• 2005 yılında UNESCO Venezuela’yı kardeş Küba halkının işbirliği ve Devrimci Hükümetin etkili faaliyetleri sayesinde nüfusunun tamamı okur-yazar ülke ilan etmiştir.

• Venezuela’da 1999 ile 2013 yılları arasında Sosyal Yatırım %62 oranında artmıştır. Dikkat edin “Sosyal Harcamalar”dan değil yatırımdan bahsediyoruz.

• Venezuela’da kayıtlı olarak çalışmış olsun olmasın bütün yaşlılara emekli maaşı bağlanmıştır. Bu maaş asgari ücretin %60’ına tekabül etmektedir. On yılda üç yüz bin emekli sayısını neredeyse üç milyona dayanmıştır.

• Çocuklarda yetersiz beslenme bugün % 3 oranının altındadır.

• Doksanlı yılların sonunda skandal diye nitelendirebileceğimiz % 21’e dayanan yetersiz beslenme oranı bugün %3 oranında bile değildir.

• Bebek ölümleri 1000’de 25’den, 1000’de 13’e düşürülmüştür.

• Venezuela, Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü tarafından (Roma, Haziran 2013) bölgede açlığa karşı en büyük çabayı gösteren ülke olarak tanımlanmıştır.

• Nüfusun %96’sı içme suyuna erişime sahiptir ayrıca bu anayasal bir haktır. Suyun özelleştirilmesi kanunla yasaklanmıştır.

• Sosyalist hükümet gelmeden önce Venezuela’da kişi başı et tüketimi yıllık 14 kilo iken bugün bu rakam kişi başı yıllık 44 kiloya çıkarılmıştır.

• Sağlık hizmetleri tüm Venezuelalılar için ücretsizdir.

• Devrimci hükümet idaresinde geçen 15 yılda 13.700 kamu sağlık merkezi kurulmuştur. 4. Cumhuriyet zamanında geçen 40 yıl süresince ise sadece 5000 merkez kurulabilmiştir.

• Kayıtlı istihdam %62 oranına çıkmış, işsizlik oranı ise %9 ila %7 arasında değişmektedir.

• Bolivarcı hükümet 2011 yılından günümüze kadar 549.608 konutu ücretsiz olarak ülke çapında bulunan dar gelirli ailelere vermiştir.

• Fakat en önemlisi itibarımızı yeniden kazanmamız ve Venezuela’nın Latin Amerika’nın Entegrasyon Süreci'ne liderlik etmesidir; entegrasyon olmadığı takdirde bu, kısa zamanda “ABD'nin arka bahçesi” olması durumuna dönebilir.

İnanın ki size devrimin birçok başarısını sıralamaya devam edebilirim ama ortaya koyduğum tablonun sizin parçası olduğunuz medyatik maskaralığa yeteceğine inanıyorum.

Tabii ki Venezuela, politik olarak kutuplaşmış bir ülkedir. Biliyoruz ki birçok insan “Vatan Planı”mızı paylaşmayıp karşı çıkmaktadır, ancak siz dünyada böyle olmayan bir ülke biliyor musunuz? Kültürel veya politik olarak yekpare olan bir ülke tanıyor musunuz?

Vatan Projemize karşı çıkanlar bugün -hiç olmadığı kadar- demokratik yollarla hoşnutsuzluklarını ifade edebilirler.

Venezuela dünyanın en modern ve şeffaf seçim sistemine sahiptir. Bunu da ben söylemiyorum, Jimmy Carter söyledi. On beş yıllık dönem içerisinde girilen on dokuz seçimin, on sekizini bugün Nicolas Maduro’nun liderliğini üstlendiği ve temsil ettiği Sosyalizm Projesi kazanmıştır. Seçim süreçleri AB, MERCOSUR, BM, OAS ve Carter Center gibi uluslararası kuruluşlar tarafından gözlemlenmiş ve garanti altına alınmıştır. Bu size bir şey anlatıyor mu? Ayrıca Bolivarcı Anayasamız, halk tarafından seçilmiş herhangi bir kamu çalışanının hizmet süresinden önce geri çekilmesine olanak sağlamaktadır.

Bu yüzden, şiddet kullanılarak yapılan protestoların asıl nedeni, huzur içinde yaşamak isteyen bir ülkenin anayasasınca şart koşulmuş düzeni faşistçe bozmak istemeleridir.

Sayın Deniz Gökçe, ülkemizin imajını kötülemek amacını güderek yazdıklarınızın, ekonomik kaygılara bağlı olduğunu anlayabiliriz ama inanın bana, bunu spor yorumculuğu yaparak daha iyi bir şekilde başarabilirsiniz. Başka bir alana yoğunlaşın. Çünkü tüm dünya halkları gibi Türkiye Halkı da artık gözlerini açtı ve sizler gibi basın korsanları tarafından yapılan medya manipülasyonlarını önlemek için verilecek cevapları öğrendi.

Venezuela Bolivar Cumhuriyeti Hükümeti, halkı, şahsım adına Devrimci selamlarımızı kabul ediniz.

Saygılarımla

Jose Gregorio Bracho Reyes
Venezuela Bolivar Cumhuriyeti Türkiye Büyükelçisi